27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü ile ilgili basına açıklamamızdır:

Öncelikle bu basın toplantısını, Mayıs ayında ODTÜ’de düzenlenen LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne polis tarafından gerçekleştirilen saldırı ve geçtiğimiz hafta İzmir ve Antalya Onur Haftaları’na getirilen yasakların gölgesinde gerçekleştirdiğimizi belirtmek isteriz.

6 Mayıs 2019 tarihinde ODTÜ Rektörlüğü, öğrencilere gönderdiği e-postada, Bölge İdare Mahkemesi’nin Ankara’daki süresiz LGBTİ+ yasağının kaldırılması yönündeki kararına rağmen, Ankara Valiliği’nin yasak kararını gerekçe göstererek ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması tarafından düzenlenmek istenen 9. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nü hukuksuzca yasakladığını bildirdi. Bunun üzerine, açıklama yayınlayan ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, 9. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nün 10 Mayıs 2019 Cuma günü yapılacağını duyurdu. Polis, 10 Mayıs 2019’da üniversite yerleşkesine girerek Onur Yürüyüşü’ne biber gazı ve plastik mermi kullanarak müdahale etti, bir akademisyen ve yirmi bir öğrenciyi gözaltına aldı.

14 Haziran günü İzmir Valiliği, 17-23 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 7. İzmir LGBTİ+ Onur Haftası etkinliklerini, ”insanların  huzur ve güvenliğinin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu güvenliği ve esenliğinin sağlanması; milli güvenlik, kamu güvenliği ve esenliğinin sağlanması;  milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, olası şiddet ve terör olaylarının önüne geçilebilmesi” gerekçekeleriyle yasakladı.

15 Haziran tarihinde, Antalya Valiliği, bu yıl 3. kez düzenlenecek olan Antalya Onur Haftası’nı ve il genelindeki tüm LGBTİ+ etkinliklerini benzer sebeplerle 15 gün süreyle yasakladığını duyurdu.

Bütün bunlar olurken son günlerde medyada da yer aldığı şekilde devletin en yetkili isimleri tarafından yapılan açıklamalarda LGBTİ+’lar hedef gösteriliyor. Tüm bu yasakları koyanların, yetkililerin ayrımcı ve nefret içerikli söylemlerinden cesaret aldığını biliyoruz. LGBTİ+ların toplumun bir parçası olduğu ve bu açıklamaları yapan yetkililerin eşit yurttaş olan LGBTİ+’lara karşı da görev ve sorumlulukları olduğunu hatırlatırız. Devletin, tüm yetkili kişi ve kurumları ile birlikte ayrımcılığın savunucusu değil, haklarımızın takipçisi olmasını beklemekteyiz.

Aralık 2018’den beri düzenli gerçekleştirdiğimiz komite toplantıları ve İstanbul’daki LGBTİ+ örgütleri ve hak savunucuları ile yaptığımız toplantılar sonucunda önceki yürüyüşlerde de Valilik tarafından sıkça dile getirilen ve İstiklal Caddesi’nde tüm toplumsal hareketlerin yürüyüş düzenlemesinin önünü tıkayan güvenlik bahanesinin tamamıyla politik ve ifade özgürlüğü, yürüyüş ve toplantı yapma özgürlüğü ve daha birçok insan hakkı ihlaline yol açan bir karar olduğu görüşü çıktı. Buna rağmen bizlerin siyasal alandaki manevra kabiliyetini kısıtlayan bu karar ile başa çıkabilmek, her geçen gün artan baskı atmosferini yan yana gelip ne kadar güçlü ve kalabalık olduğumuzu göstererek dağıtabilmek ve çok özlediğimiz yürüyüşümüzü yaparak varoluşumuzun onurunu kutlayabilmek adına izinli yürüyüş alanlarının Valilik ile yapılacak görüşmede öneri olarak sunulması yönünde bir karar çıktı.

Geçmiş yıllarda da olduğu gibi, Onur Yürüyüşü’nün güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesi için İstanbul Valiliği’ne görüşme talebinde bulunduk. Yazılı olarak iletilen talep neticesinde 11 Haziran Salı günü iki komite gönüllüsü ve iki komite avukatının katılımı ile İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Ali Özyiğit ile yaklaşık yarım saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü’nün tarihsel önemini anlattık ve bu yıl 30 Haziran tarihinde Taksim’de yürüyüşümüzü gerçekleştirme talebimizi ilettik. Vali Yardımcısı Özyiğit’ten, Taksim’in yürüyüş ve gösteri alanı olmadığı ve Taksim’de hiçbir gösteriye izin verilmediği gibi LGBTİ+’lara da izin verilmeyeceği yanıtını aldık.

Görüşme esnasında Valilik’ten alınan bu yanıt üzerine aldığımız karar doğrultusunda, İstanbul Valiliği tarafından her yıl açıklanan toplantı, gösteri ve yürüyüş alanlarından birinde yürüyüş gerçekleştirmeye yönelik talebimizi bildirdik, bu şekilde gerçekleştirilecek bir yürüyüşe dair komitenin kaygıları ve beklentilerini de kendisi ile paylaştık. Vali yardımcısı ise sadece Taksim değil, İstanbul’da gerçekleşecek tüm açık alan eylemleri için “toplumsal tereddütlü grup” olduğumuzu iddia ederek, bu talebe sıcak bakmadıklarını sözleriyle beyan etti.

Görüşmenin ardından İstanbul Valiliği tarafından “31/01/2019 tarihli ve 11992 sayılı Olur’u ile 2019 yılı içerisinde Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü düzenlenecek alanlar” olarak belirlenmiş alanlardan olan Bakırköy için Valiliğe dilekçe verdik. Dilekçede program içeriği ile birlikte, komite içinden ve avukatlardan oluşturulan 7 kişilik düzenleme kurulunun isimleri de yer aldı.

LGBTİ+fobinin en naif (!) şekliyle dile geldiği ‘’tereddütlü’’, ‘’kararsız’’ vb. hiçbir tanımlamayı kabul etmiyoruz. Bizleri bu gibi sıfatlarla, yolunu kaybetmiş, toplumun dışına çıkmış istisnai bir grup, kamu güvenliği, halk sağlığı ve genel ahlaka tehdit gibi gösteren ve günahkar, sapkın, hasta gibi tanımlamalarla sonuçlanan bu anlayışın yaşamlarımız boyunca maruz kaldığımız nefretin ve ayrımcılığın bir yansıması olduğunu biliyoruz. Onur Yürüyüşü’nü, maruz kaldığımız ayrımcılık ve nefretin faillerini görünmez kılan ‘’toplumsal tereddütlü gruplar’’ gibi söylemlerin aksine verdiğimiz özgürlük mücadelesinde ne kadar ‘’kararlı’’ ve ‘’azimli’’ olduğumuzu gösterebilmek için yaptığımızı devletin tüm yetkili kurumlarına tekrar hatırlatmak istiyoruz.

Temel hak ve özgürlükler kapsamında olan, anayasa ve yasalarla güvence altına alınan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı’nın gerçekleştirilmesine yönelik verdiğimiz dilekçenin İstanbul Valiliği tarafından en kısa sürede onaylanmasını bekliyoruz. Onaylanmaması durumunun, LGBTİ+’lara sadece Taksim’in değil, İstanbul’un her yerinin yasak olduğu anlamına gelmiş olacağının tüm kamuoyu tarafından bilinmesini isteriz. LGBTİ+ kamuoyundan ve LGBTİ+fobi ve ayrımcılık karşıtı olan herkesten süreci takip etmelerini istiyoruz.

Bu sene 24-30 Haziran 2019 tarihleri arasında “Ekonomi Ne Ayol?” temasıyla 70’ten fazla etkinlikle gerçekleştireceğimiz 27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nı, 30 Haziran günü Onur Yürüyüşü ile sonlandıracağımızı duyururuz. Başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere, İstanbul Valiliğini ve ilgili tüm devlet ve güvenlik personelini, evrensel insan haklarına ve demokrasi kültürüne saygı göstererek anayasaya ve tabi olduğu uluslararası sözleşmelere uyarak hafta boyunca gerçekleştireceğimiz etkinliklere ve yürüyüşümüze yönelik engellemeleri ortadan kaldırmaya davet ediyoruz. LGBTİ+’lar olarak varoluş mücadelemizi dün olduğu gibi bugün de her alanda haykırmaya devam edeceğiz!

27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi

27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın temasını açıklıyoruz: Ekonomi Ne Ayol?

LGBTİ+’ların birbirine yükselmesinden daha hızlı yükselen döviz karşısında eriyen Türk Lirası ve giderek kötüleşen Türkiye ekonomisi, 7’den 70’e Türkiye’de yaşayan herkesi etkiliyor. Bu durumdan da payını en çok alan LGBTİ+lar oluyor. Beldelerimizin* eridiği, piyasalardaki dalgalanmaların ruh halimizi sarstığı bu günlerde, 24-30 Haziran 2019 tarihlerinde gerçekleşecek 27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın temasını açıklıyoruz: EKONOMİ NE AYOL?

Bakın burası çok önemli: LGBTİ+’lar için bugün yaşanan kriz yeni değil! Bizler yıllardır giremediğimiz işlerde, okuyamadığımız okullarda, yaşayamadığımız evlerde, güvencesiz hayatlarımızda bu krizi her saniye durmaksızın deneyimliyoruz. Bugün kimlik ayırt etmeksizin herkesi mağdur eden bu krizin ekonomik olduğu kadar aynı zamanda politik olduğunu, kendi hayatlarımızdan biliyoruz. Yaşamımızı sürdürmek için televizyonlardan açıklanan ekonomi paketlerinden medet umamayacağımızın farkındayız. Tam da bu noktada ayakta durabilmek için nelere ihtiyacımız olduğunu konuşmak için soruyoruz: Ekonomi ne ayol?

Ekonomik krizin baş gösterdiği dönemlerde Türkiye’de ve pek çok farklı ülkede politikacıların krizi popülist bir söylemle oy devşirmek için kullandığını yıllardır görüyoruz. Bu politikacılar krizin, işsizliğin baş suçlusu olarak ötekileştirilen kesimleri hedef göstermekte ve krizin faturasını bu gruplara keserek bizleri gettolara ve evlere sıkıştırmaya çalışmaktadır. Yaşadığımız kriz ne popülist politikacıların ne de entelektüel söylemlerin çözemeyeceği kadar yaşamın içinde ve gerçektir.

Bunlara ek olarak; ekonomik sorunlar çözüldüğünde LGBTİ+fobinin de çözüleceğini savunan, LGBTİ+’ların gündelik yaşamlarındaki sorunları görünmez kılan, açlık ile nefret arasında önem hiyerarşisi yaratan, LGBTİ+fobiyi ertelenebilecek bir sorunmuş gibi gösterip gündemleştirmekten kaçınan sığ politikaların taşıyıcıları, LGBTİ+’ların yıllardır yaşadığı krizi, sorunları ve hayatta kalma mücadelesini yok sayıyor; kendi heteroseksist ve ikili cinsiyetçi politikalarını merkeze alarak özgürlük mücadelesi verdiğini iddia ediyorlar. Yıllardır kendi pratiklerimizden de gördüğümüz gibi LGBTİ+’lar ve diğer ezilen kimlikler özgürleşmeden, hiçbir kriz çözülmeyecek.

Krizin çalışma hayatını herkes için zorlaştırdığı çok açık, ancak LGBTİ+’lar açısından bu kriz bizlere yönelen fobiyle daha da derinleşmekte. Belli başlı sektörlere, gizli kalmaya, ya da emek istismarına açık, sağlıklı olmayan ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilen LGBTİ+’ların nasıl hayatta kaldıklarını konuşmak için soruyoruz: Ekonomi ne ayol?

Seks işçilerinin, beyaz yakalıların, mavi yakalıların, öğrencilerin, işsizlerin, emeklilerin, kimi zaman emekli olma hakkına dahi çeşitli nedenlerle erişemeyenlerin ve hangi konumda olursa olsun tüm LGBTİ+’ların istihdam, eğitim ve yaşamın diğer tüm alanlarına adil bir şekilde katılması ve sendikal haklarının yasal güvence altına alınması; yaşanan krizin öncelenmesi gereken çözümlerindendir. LGBTİ+’ları kapsamayan tüm ekonomik “paketlere”, BAKIN BURASI ÇOK ÖNEMLİ, NAKKA** diyoruz.

Yaşadığımız krizin sonuçlarının elbette yalnızca bunlar olmadığının farkındayız. Kendi dinamiklerimizin, duygularımızın, ilişkilerimizin, bedenlerimizin, hazlarımızın bu krizden doğrudan etkilendiğini ve bu sarmalın yeni krizlerin habercisi olduğunu görebiliyoruz. Tam da bu noktada duygularımızın ve arzularımızın ekonomisinden bahsedebilmek için soruyoruz: Ekonomi ne ayol?

27. LGBTİ+ Onur Haftası’nda, bizleri görmezden gelen ekonomik tartışmaları ve ezbere yapılan konuşmaları bir kenara bırakmak ve kendi sözümüzü hep beraber üretmek istiyoruz. Ekonomiden ne anladığımızı; krizin hayatlarımızdaki, bedenlerimizdeki, cinselliğimizdeki yansımalarını; krizin bizden aldıklarını ve alamadıklarını; dayanışmalarımızı, duygularımızı ve tüm bu krizden kurtuluşun alternatif yollarını İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda konuşmaya, tartışmaya çağırıyoruz.

Hepimizin 27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası kutlu olsun!

27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi

*Belde: Lubunca’da “para” anlamına gelmektedir.
**Nakka: Lubunca’da “yok, hayır” anlamlarına gelmektedir.

İstanbul Onur Haftasına Destek Olun!

Her sene açık çağrıyla bir araya gelen gönüllü grubunun kolektif katkılarıyla hazırlanan Onur Haftası bu sene 24 – 30 Haziran 2019 tarihlerinde gerçekleşecek.

Şimdiye kadar “Dikkat Aile Var!”, “Tabu”, “Bellek”, “Direniş”, “Temas”, “Normal?”, “Aramızda Ne Var?”, “Sınır” temalarıyla şekillenen Onur Haftası’nda hafta boyunca LGBTİ+ hareketinin gündemini oluşturan sağlık, görünürlük ve anayasal haklar gibi konularda yaptığımız forumlar, paneller ve etkinliklere ek olarak her gün artan baskılara rağmen politik birlikteliği nasıl örebileceğimizi, bunun için hangi alternatif yolları bulabileceğimizi konuşacağız.

Birbirimize dokunmak, yaralarımızı sarmak, güvenli alanlar oluşturarak deneyimlerimizi, bedenlerimizi ve duygularımızı konuşabilmek için atölyelerde, bir aradalığımızı kutlamak için partilerde buluşacağız. Bu sene de 15. Hormonlu Domates Ödülleri ile bu yılın nefret söylemlerini sizin belirlediğiniz adaylarla oylamaya sunarak seçecek, hafta boyunca yapılacak partiler ile İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası için farklı şehirlerden gelen yüzlerce kişiyle beraber eğlenerek varoluşumuzu kutlamaya, isyanımızı güçlendirmeye devam edeceğiz. Stencil, sticker ve afişlerimizle şehre dağılmaya, hala burada olduğumuzu bağırmaya devam edeceğiz.

Geçtiğimiz senelerde yürüyüşlerimize gelen yasaklamalara karşı tepkimizi İstanbul’un her bir köşesine simlerle, konfetilerle, gökkuşağı bayraklarıyla dağılarak, basın açıklamamızı okuyarak gösterdik. Sözümüzü sadece İstiklal Caddesi üzerinde değil, bulunduğumuz her noktada ve sesimizi duyurabildiğimiz her alanda söyledik. Bundan sonra da önümüze çıkarılan her engelde ve hayatımızı zorlaştıran her sorunda bir öncekinden daha farklı ve daha yaratıcı olarak tepkimizi ortaya koymaya devam edeceğiz. Sokakları da caddeleri de bırakmıyor, hiçbir korkunun bizi hizaya sokmasına izin vermiyoruz. Buradayız, alışın, gitmiyoruz!

Kolektif bir dayanışma ile fon alınmadan hazırlanan bu hafta içerisinde bazı masraflarımız için herkesin desteğini bekliyoruz:

–    Türkiye’nin dört bir yanından ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen LGBTİ+ aktivistlerinin ulaşım ve konaklama masrafları

–    Panel katılımcılarının ulaşım ve konaklama masrafları

–    İletişim/Basın harcamaları (Sosyal medya, websitesi sağlayıcıları)

–    Hormonlu Domates Ödül Töreni (Prodüksiyon, dekor, video çekimleri)

–    Hafta boyunca gerçekleşecek sanat etkinlikleri

–    Hafta boyunca/ öncesinde/ sonrasında oluşabilecek kırtasiye ve baskı masrafları vb.

Kampanyaya erişmek için burayı tıklayın.

2018 İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü Basın Açıklaması

16.sını düzenlemekte olduğumuz Onur Yürüyüşü bu sene üçüncü kez İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı. Valilik kendisine verilen yetkiyi bir kez daha toplumun belli bir kesimine karşı ayrımcılık uygulayarak suç işledi. Ankara Valiliğinin getirdiği süresiz yasak ve yıllardır Onur Yürüyüşlerine yönelik engeller göstermiştir ki, bu yasaklar eylemlere değil, varoluş biçimlerine yöneliktir. Valiliğin kararı var olan nefretin bir parçasıdır ve meşru değildir. Onur yürüyüşleri tam da bu sebeplerle önemlidir ve yapılmalıdır. Bizleri engellemeye yönelik tüm beyhude çabalara rağmen biz lgbti+’lar onurumuzla buradayız ve bu yasakları tanımıyoruz.

Valiliğin yasak kararında gösterdiği güvenlik bahanesi tek kelime ile komiktir. Yürüyüşlerimiz yasaklanmadan önce on üç yıl boyunca barışçıl bir şekilde düzenlendi. Bu yürüyüşler her geçen sene daha da kalabalıklaştı ve varoluşundan itibaren nefretle yüz yüze yaşayan biz lgbti+’lar için kendimizi güvende hissedeceğimiz ve sesimizi duyurabileceğimiz alanlar açılmasına aracılık etti. Bu barışcıl yürüyüşlerin aksine devletin işlediği nefret suçları, polis şiddeti ile yadsınamaz bir biçimde görünür hale geldi.

Bizler her yıl olduğu gibi bu yıl da burada, bu sokaklardayız. Kahkahalarımız, bağırışlarımız ve sloganlarımız hala bu sokaklarda yankılanıyor.
Binlerce insanın katıldığı ve görünürlüğümüzü kutladığımız yürüyüşlerimizi çok özlüyoruz. Bugün burada varoluşumuzun verdiği onurla ve onurumuzun verdiği güçle bizlere sınırlar çekmeye çalışanlarla alay ediyoruz.
Sizleri de hepimize kimliklerimiz, yönelimlerimiz, varoluşlarımız, bedenlerimiz, dilimiz, arzularımız ve bizi biz yapan her şey üzerinden sınırlar çekmeye çalışanlarla alay etmeye çağırıyoruz. Bizler, kendi sınırlarımızı aşarken ve özgürleşirken, büyüyoruz. Sınırsız, cinsiyetsiz alanlarımızı sokaklara genişletiyoruz. Bizi önce sınırlar içerisine hapsedip gettolaştıran, ardından kendi alanlarıımızdan bizi uzaklaştırmaya, dönüştürmeye çalışanlara karşı geliyoruz: Taksim’den vazgeçmiyoruz.

Şimdi, tam buradan; Taksim’den Tekirdağ’da devletin transfobik hukuk sınırları içerisinde tutsak bırakılmış Buse’yi de selamlıyoruz. Buse 26 gün önce kendisine dayatılan beden sınırlarına dur dedi ve ölüm orucuna başladı. Bu vesileyle bir kere daha devletin bize getirdiği yasakların ve hukuksal engellerin politik olduğunu ve bizleri varoluş mücadelemizden asla vazgeçiremeyeceğini haykırıyoruz.

Sadece bizler değil, tüm coğrafya tek adamın iradesi altında sınırlandırılmışken bütün çoşkumuzla ve enerjimizle buradayız ve herkese güç oluyoruz. Tek adam rejimine karşı verilen mücadelenin bizler olmadan başarıya ulaşamayacağını toplumun tüm kesimlerine hatırlatıyoruz.

Taksim’deyiz, sınırları aşmak konusunda kararlıyız, biz hiçbir yere gitmiyoruz. 26. Onur haftamız hepimize kutlu ve mutlu olsun.