14. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün Güvenle Gerçekleştirilmesi İçin İmzacıyız!

Her yıl on binlerce kişiye ulaşan kalabalıkla, barış içinde gerçekleşen İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için bu yıl da sokaklarda olmak istiyoruz. Orlando katliamının ertesinde, LGBTİ+’leri tanımayanlara, aşkı baskılayanlara, nefret kusanlara inat sesimizi yükseltelim. Sesimize ses katmak ve bir arada olmak için, 14. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün geçtiğimiz yılki gibi polis saldırısıyla değil, tüm renkleriyle ve güvenle gerçekleşmesi için İstanbul Valiliği’ne yaptığımız çağrıya sen de katıl, bir imza ver, kampanyayı duyur, destek ol!

İmza kampanyasına ulaşmak için tıklayınız.

Orlando’nun Ardından İstanbul: ‘Öldürülüyoruz’

Fotoğraflar: Ceren Saner

İstanbul’daki LGBTİ+’ler olarak, Orlando’daki Pulse Club’da öldürülen arkadaşlarımızı anmak için 13 Haziran 2016 günü Maçka Parkı’nda toplandık.

Öldürülüyoruz!
Ayıplanıyoruz!
Yasaklanıyoruz!
Aşağılanıyoruz!
Dalga geçiliyoruz!
Okullara alınmıyoruz!
İşten atılıyoruz!

Bu nefret dolu dünyada ilk mezarlıklarımız olan gettolarımıza sığınıyoruz soluk soluğa.

“Ümit beni götürdü Vat 69 diye bir kulübe. Hayatımın dönüm noktası oldu. Yani o gece benim hayatımın dönüm noktası oldu,” diyor 80’lerde Lubunya Olmak kitabından Ahu.

Vat 69lar, Çilli Tavernalar, Lefterin Yerleri…  Ve daha onlarca diskolarımız, gece kulüplerimiz, kafelerimiz, sokaklarımız…

En sükseli direnişlerimizden Stonewall ayaklanmaları da bir barda başlamadı mı? Önce polis saldırmadı mı barlarımıza? Sahi, önce kimdi bizi sevmeyen? Birileri namlularını üzerimize çevirmeden önce -çok önce- kimdi bizi lanetleyen?

Bugün Orlando’da öldürülen arkadaşlarımızın, sevgililerimizin sahi katili kim?

Bir sürü arkadaşımız öldürüldü, bir sürü dostumuzu bu fobi denilen, nefret denilen illet yüzünden kaybettik. Birileri geldi hiç yere, yok yere kıydı canlarına. Birileri geldi öldüresiye dövdü. Birileri geldi lanetledi. Birileri evden kovdu. Birileri dalga geçti. Birileri işten kovdu.

Her seferinde derdimizi anlatmamız yıllar sürdü. En temel haklarımız için yıllarca kah isyan ederek kah heteroseksizmle uzlaşarak kah canımızdan olarak mücadele ettik. Heteroseksüellerin bin yıllık haklarının birazını kazansak bile bayram ettik.

Stonewall’daki ayaklanmalardan beri yürüyoruz, örgütleniyoruz.

Bizler yürümezsek, bizler örgütlenmezsek, öldürülürüz.

Bu bir yaşam mücadelesidir. Ölmek ya da kalmaktır. Yürüyüş hakkımızdır, hakkımızı istiyoruz. Ölmeden, öldürülmeden, saldırıya uğramadan, engellenmeden yürümek istiyoruz! Yürümek istiyoruz!

Hayatımızın her alanına gitmiş katil sistem bizi en acılı anlarımızda bile aşağılar. Orlando’da bir katliam olur ve bir yakının belki de yaralı kurtulur, onlarca LGBTİ+ yaralı vardır ve yüzlerce LGBTİ+ dost da vardır hastanelere koşan. Acil kan ihtiyacı için yoldaşına, sevgiline, arkadaşına kanını vermek istersin; ama öyle bir sistemdir ki bu hukuk-bilim-ahlak el ele sevdiğinin hayatını kurtarma hakkını alır elinden. Katille bir kere daha en acılı anında yüz yüzesindir.

Eşit değiliz ve daha çok yürümeliyiz!

Ölenleri saygıyla anıyoruz ve yakınlarına, hepimize baş sağlığı diliyoruz.

Aşk, aşk hürriyet; uzak olsun nefret!

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

“Varoluşumuzu onurla ve gururla göstermek”: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

“Varoluşumuzu onurla ve gururla göstermek”: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

Röp: Ekin Sanaç, Yetkin Nural – Foto: Sedef Özge, Serra Akcan, Yasin Akgül/Nar Photos

“Biliyoruz ki ‘aşk örgütlenmektir’. Bu yüzden, aşk, arzu, dostluk, eşitlik, özgürlük, adalet, barış, emek, umut, yaşam, dayanışma ve sokakta olmak için, örgütleniyoruz.”

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın bu sene yirmi dördüncü yılını kutluyoruz. 20-26 Haziran haftasında gerçekleşecek İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda bu sene belirlenmiş tema çerçevesinde “nasıl daha güçlü bir dayanışma ve farklı direniş biçimleri örgütlenebileceğinin” cevapları aranıyor olacak. Her yıl yapılan açık çağrıyla yenilenen örgütlü ve bağımsız bireylerden bir araya gelen Onur Haftası Komisyonu’yla, 26 Haziran Onur Yürüyüşü’ne yönelik çalışmaları, hafta kapsamında gerçekleşecek ilham verici forum, panel ve atölyeleri, bu sene için planlanan sürpriz etkinlikleri ve Türkiye’de LGBTİ+ hareketinin artan ve çeşitlenen örgütlenmesi ve örgütlenme ihtiyacı üzerine konuştuk.

Türkiye’de giderek artan politik baskı tüm azınlık hareketlerini alansız ve nefessiz bırakıyor. En ufak protestolar ve mitingler dahi polis şiddetiyle karşılanıyor ve bu baskı sayesinde tüm sivil hareketlerin devletle olan iletişimleri yok olmaya yüz tutarken, toplumla olan iletişimlerine ket vurulmaya çalışılıyor. Türkiye’de LGBTİ+ hareketi ve Onur Haftası etkinlikleri köklü ve giderek güçlenen bir dayanışmaya işaret ediyor. Geçen sene İstanbul’da son dakika bir kararla valilik tarafından iptal edilmek istenen yürüyüşün bu seneki akıbeti merak edilmekte. Bir diğer taraftan Ankara Valiliği, Ankara’daki Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüşü olası provokasyonlar nedeniyle yasakladığını ve güvenliğini sağlamayacağını açıkladı. Tüm bu gelişmeler çerçevesinde öncelikle şunu soralım: Bu sene Onur Haftası etkinlikleri ve Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştirmek adına geçtiğimiz yıllardan farklı bir mücadele söz konusu mu?

On iki sene boyunca her yıl giderek kalabalıklaşan bir şekilde yürüdükten sonra, geçen sene 13. Onur Yürüyüşü polis tarafından “orantısız” bir şekilde engellenmeye çalışıldı. Bir saat kala gelen “yürüyemezsiniz” haberiyle tazyikli su ve biber gazına karşı hazırlıksız yakalandık. İktidarın başarıyla uyguladığı kutuplaştırma siyasetinin bir sonucu olarak “toplumun farklı hassasiyetleri” bahane edilerek anayasal hakkımız elimizden alındı. Tıpkı sağlık, eğitim ve yaşam hakkımızın her gün çeşitli bahanelerle elimizden alınması gibi. Biz bu yola, yürüyüşlere, Onur Haftası’nı organize etmeye otuz kişiyle başladık ve zaman içinde on binlerle yürür hale geldik. Yaptığımız çağrının büyük bir sorumluluk gerektirdiğini biliyoruz. Bizim hedefimiz yürüyüşe gelen herhangi birinin tırnağının dahi kırılmaması. Bunun için valilikle görüşmelerimiz sürüyor. Yürüyüşe gelen herkesin güvenli bir şekilde yürüyebilmesi için elimizden geleni yapıp işbirliği içinde çalışacağız. Ayrıca tüm olasılıkları gözeterek bir yürüyüş güvenlik ekibi kurduk. Yürüyüş günü avukatların içinde da olacağı bir kriz masamız, acil durum hattımız ve alana yakın revirlerimiz olacak. Ulusal ve uluslararası kampanyalarla 26 Haziran günü de herkesin gözünün bu yürüyüşte olmasını sağlamaya çalışıyoruz, karar mercileri üzerinde baskı kurmaya çalışıyoruz. Diğer yandan Onur Yürüyüşü’nün sadece LGBTİ+ bireyler için değil, toplumsal muhalefet adına ne anlama geldiğini biliyoruz. İktidar tarafından korkutulmaya, evlere tıkılmaya çalıştığımız bu günlerde el ele verip tüm renklerimizle sokakta olmak, “biz buradayız ve alışın, gitmiyoruz” demek çok önemli. Bu nedenle herkesi 26 Haziran’da bizimle yürümeye, ya da yürüyüşe olan desteğini sosyal medya üzerinden göstermeye ve sesimize ses katmaya çağırıyoruz.

Onur Haftası her sene farklı bir tema çerçevesinde şekilleniyor, bu sene için farklı dayanışma ve örgütlenme biçimleri eksenindeki temanın seçilme süreci ve arkasında yatan temel motivasyonları kısaca anlatabilir misiniz?

Onur Haftası bu sene “Örgütleniyoruz” teması çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu sene toplantılara başladığımızda, hepimizin kafasında benzer ancak farklı kaygılar vardı; çoğumuz sona eren barış süreci ve hayatımızı tehdit eden koşullar sebebiyle her zamankinden daha endişeliydik. Buna rağmen bu sene Onur Haftası çok sayıda gönüllünün emeğiyle gerçekleşiyor. Her geçen gün Türkiye’nin başka yerlerinde insanlar bir araya geliyor, Onur Yürüyüşleri artık ülkenin geneline yayılıyor. Derneklerimiz, üniversitelerde ve yerellerdeki örgütlenmelerimiz, kendi aramızda kurduğumuz dayanışma ağlarımızla biz LGBTİ+ bireyler için örgütlenme, bizi yalnızlaştıran ve savunmasız bırakan bu homofobik ve transfobik dünyada yaşamayı sürdürmemizi sağlıyor. Dolayısıyla hükümetin bugün var olan tüm örgütlenme faaliyetlerini ezmeye yönelik çabası, bizim için kabul edilemez. Geçtiğimiz sene yürüyüşe yapılan müdahale ve ardından başlayan medya linçine baktığımızda, LGBTİ+ hareketin toplumsal muhalefetin dayanışma içerisinde olduğumuz diğer unsurları gibi iktidarın hedefinde olduğunu görebiliyoruz. Yürüyüşümüze yapılan müdahalenin asıl sebebinin ne Ramazan ne de provokasyon tehdidi olduğunu, örgütlü ve kitlesel mücadelemizde geri adım atmayışımız, varoluşumuzu duvarlar arasına saklamak yerine onurla ve gururla gösterdiğimiz ve her geçen gün daha da büyümemiz olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ki “aşk örgütlenmektir.” Bu yüzden, aşk, arzu, dostluk, eşitlik, özgürlük, adalet, barış, emek, umut, yaşam, dayanışma ve sokakta olmak için, örgütleniyoruz.

Image

2014 – Sedef Özge / Nar Photos

Image

2014 – Serra Akcan / Nar Photos

Onur Haftası kapsamında, “Nasıl daha güçlü bir dayanışma ve farklı direniş biçimleri örgütleyebiliriz?” teması çerçevesinde bu sene gerçekleşecek atölyelerde nelere ağırlık veriliyor olacak?

Onur Haftası boyunca, programda yeri, zamanı kesinleşen atölyelerde, kendi bedenimizden başlayarak çevremiz ve ilişkilerimizdeki örgütlenme ve direniş pratiklerine alternatif yaratmaya dair atölyeler yer alıyor. Ortak erkeklik deneyimlerini bir araya getirerek eril ve militarist yapılara karşı çatlaklardan sızmayı konuşacağımız pembe tezkere atölyesi; dayanışma ağlarımız arasında yatay bir karar alma modeli olan “konsensus” yöntemini irdeleyeceğimiz bir atölye; ruh sağlığı çalışanlarını bir araya getirerek sorumlulukları ve müdahale alanlarını tartıştıran atölye; birileriyle seks yapma öncesi ritüellerini, iletişim ve güvenlik konularını irdeleyen koli bulma atölyesi; İstiklal Caddesi’ni gökkuşağına boyadığımız yürüyüşe hazırlık için lolipoplarımızı çakacağımız bir atölye; LGBTİ+ bireyler olarak, toplumsal ve bireysel hayatlarımızda her an karşımıza çıkan toplumsal şiddet aygıtına karşı sürekli ayık durmak için özsavunma atölyesi ve “Aşk örgütlenmektir” şiarıyla alternatif komün yaşam, çok eşlilik, çok aşklılık ve açık ilişkiyi sorgulayan aşkın tahakkümü atölyesi gibi etkinlikler haftamızda yer alacak.

Nerdeen Nereye sergisi, Hormonlu Domates Ödülleri gibi gelenekselleşmiş etkinlik ve organizasyonların yanı sıra, 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda yeni olan ya da ilk kez karşılaşacağımız şeyler söz konusu mu?

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın temasında da vurgulandığı üzere: “Örgütleniyoruz.” Bu temayla bağlantılı olarak gerçekleştirilecek forumda İstanbul’da örgütlenen tüm LGBTİ+ dernekleri, sendikaların ve siyasi partilerin LGBTİ+ örgütlenmeleri, LGBTİ+ öğrenci kulüpleri ve bağımsız aktivistleri olarak bir araya gelip, sokağa çıkmanın bile zorlaştığı bugünlerde bir araya gelmenin hallerini, bu koşullarda örgütlü olmanın alternatif yöntemlerini, neler yaptığımızı ve neler yapabileceğimizi konuşacağız. Birkaç senedir düzenlemeyi planladığımız bir etkinlik de nihayet bu sene gerçekleşiyor: “Gökkuşağı Sofrası”nda dil, din, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ayırt etmeksizin herkese kucak açan iftar soframız da İstiklal Caddesi’nde yan yana omuz omuza sıralanacak. Ayrıca sürpriz bir Bisiklet Turumuz için, ve egemeni, baskı mekanizmalarını şaşırtacak nice sürpriz etkinlikler için de hazırlıklı olmanızı öneriyoruz.

Giderek “muhafazakârlaşan” ve otoriterleşen bir iktidar altında bir yandan Türkiye’de son yıllarda LGBTİ+ hareketinin birçok yeni örgütlenmeyle büyümekte olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye’de yaşayan LGBTİ+ bireyler ve sivil toplum örgütlerinin geleceği hareketin içinden size nasıl gözüküyor?

Öncelikle, Onur Haftası Komisyonu’nun LGBTİ+ hareketinin ana karargâhı olmadığının altını çizmek lazım. Her yıl açık çağrılarla toplanan ve her yıl yenilenen bir grup olduğumuz için hareketin içinden çok farklı fikirlere sahip örgütlü ve bağımsız bireyler olarak bir arada haftayı organize etmek için çalışıyoruz. Dolayısıyla, LGBTİ+ birey ve örgütlerinin gelecek beklentilerini kendilerine teslim etmekle birlikte, bu konuda iki şey söyleyebiliriz: Birincisi, son yıllarda LGBTİ+ örgütleri sadece artmıyor, aynı zamanda çeşitleniyor. “LGBTİ+” başlığı hareketin politik hattını tanımlasa da insanların kendi özel ihtiyaçlarını örgütleyecekleri alanlara ihtiyaçları var. Üniversite grupları, Türkiye’nin farklı illerindeki örgütler, mahalle grupları, seks işçiliği örgütleri, lezbiyen-biseksüel kadın ve transların kendi seslerini var etmek amacıyla örgütlenen Lezbifem gibi oluşumlar, Kürt illerinde yaşayan bireylerin savaş ve baskı ortamında verdiği LGBTİ+ mücadelesi; bütün bunlar gösteriyor ki insanlar kendi biricik hayatlarının öznesi olmak, bunun politik sözünü belirlemek için örgütlenmek istiyor.

Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi içerisinde giderek daha çok sayıda gencin örgütlenmesini nelere bağlıyorsunuz?

Geçen yıl Onur Yürüyüşü’nün polis saldırısına uğraması, belli ki Onur Haftası’na katkıda bulunma isteğini de güçlendirdi. Geçtiğimiz yıla kıyasla açıkça çok daha büyük ve çeşitli bir katılım var. Hem LGBTİ+ hareketinin içinden, hem özel olarak LGBTİ+ konusunda örgütlenmeyen sol örgütlerden, hem de bağımsız bireylerden, Onur Haftası için birlikte çalışmak adına çok güçlü bir istek var. İktidarın yaşam alanlarımızı yok etmeye yönelik tavrı belli ki pek çok insan için birlikte mücadele etmeyi zorunlu kılıyor. Dolayısıyla, gelecek adına söyleyebileceğimiz en önemli şey şu: Umutlarımızı hayatta tutabilmek için örgütlenmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz.

Türkiye’den çıkıp dünyada LGBTİ+ hareketine baktığımızda çeşitli kazanımlar ve bu kazanımlarla beraber alevlenen yeni tartışmalar görüyoruz. Örneğin belki de dünya çapında en yüksek görünürlüğe sahip Amerikan LGBTİ+ hareketleri son dönemde hem ülke çapında yasallaşan homoseksüel evlilikleri kutlarken bir diğer yandan büyük bir hararetle LGBTİ+ bireylere düğün pastası yapmayı reddeden pastaneleri veya trans bireylerin hangi umumi tuvaletleri kullanmaları gerektiğini tartışıyor; bu konularda yasalar çıkarılıyor, eylemler düzenleniyor. Global ölçekte verilen LGBTİ+ mücadelelerini ele aldığımızda sizce karşımızda nasıl bir tablo var?

Global ölçekte verilen LGBTİ+ tartışmalarını, ABD’deki LGBTİ+ hareketinin bugünkü pozisyonu üzerinden tartışmak pek doğru olmayacaktır, zira ABD’nin “dünya çapında en yüksek görünürlüğe sahip” olması, hepimizin tahmin edebileceği gibi bir tesadüf değil, ABD’nin ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri hegemonyasının bir sonucu. LGBTİ+ örgütlenmeler, dünyanın her yerinde, kendi yerellerinin ihtiyaçları ve gündemleri doğrultusunda çeşitli talepler ve stratejiler belirler, buna karşı da belli baskı mekanizmalarıyla karşılaşır. Bugün dünyanın çok az ülkesinde eşcinsel evlilik hakkına dair bir kampanya yürütülüyor ve bunun tek sebebi Batı merkezli bakış açısının önerdiği gibi, kimi ülkelerin daha bunu talep edecek bir zemine sahip olmaması değil, kimi ülkelerde LGBTİ+ bireylerinin ideolojik tercihleri nedeniyle buna karşı olmaları ya da basitçe, evlenmeye ihtiyaç duymamaları. Bugün, değil global ölçekte bir analiz yapmak, sadece Orta Doğu yahut Balkanlar için bile net bir çerçeve çizmek, bizi sığ bir noktaya çeker ve pek çok örgütlenmenin mücadelesini görmezden gelmeye iter. LGBTİ+ hareketiyle ilgili global bir analiz yaptığımızda, söylenebilecek tek bir şey olduğunu düşünüyoruz: Dünya üzerinde LGBTİ+ bireylerin hangi ölçekte olursa olsun örgütlenmediği ve karşılığında homofobik ve transfobik bir baskıyla karşılaşmadığı tek bir kara parçası bile yok. Tarih bizi görmezden gelmeye çalışarak bir hikâye yazıyor ve bizler de kendi kaderimizi, hikâyemizi yazmak için mücadele ediyoruz esasında, nerede olursak olalım.

Image

2014 – Yasin Akgül / Nar Photos

Valiliğin ‘Yürüyüş için izin almadılar’ iddiasına İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi ne dedi?

HABER: T24, Michelle Demishevich

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler, geçtiğimiz Pazar günü 13. İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü için Taksim Meydanı’nda toplanan LGBTİ bireylere biber gazı, plastik mermi ve kimyasal katkılı tazyikli su ile müdahale etmiş ve aynı gün Galatasaray Lisesi’nin önünde açıklama yapmak isteyen Ruh Sağlığı Çalışanları’nı da engellemişti.

İstanbul Valiliği, yaşananların ardından, bazı grupların İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne tepki gösterebileceklerine dair duyumlar aldıklarını ve bunun üzerine güvenlik önlemlerini artırdıklarını açıkladı. Yürüyüşle ilgili olarak kendilerine herhangi bir resmi müracaatta bulunulmadığını belirten Valilik, yaptığı açıklamada, “Yapılacak yürüyüş ile ilgili olarak; Valiliğimize herhangi bir müracaat veya bildirimin olmaması ve provokasyona açık olması nedeniyle, toplanan gruplar ikaz edilmiş fakat eyleme devam edilmesi üzerine güvenlik güçlerimiz tarafından kanunların verdiği yetki dâhilinde orantılılık ilkesine özen göstermek suretiyle müdahalede bulunularak dağıtılmıştır” ifadelerine yer verdi.

Onur Haftası Komitesi: Valilik kesinlikle bizimle yazılı bir şekilde ilişki kurmuyor

İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi, İstanbul Valisi’nin açıklamalarını yalanladı. Yürüyüşün izinsiz olmadığını belirten Komite üyesi Görkem Ulumeriç, Valiliğin kendileriyle yazılı iletişim kurmaktan kaçındığını ancak yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti.  “Tarafımıza herhangi bir bildirim olmadı” açıklamasına itiraz eden Ulumeriç, “Valilik kesinlikle bizimle yazılı bir şekilde ilişki kurmuyor. Örneğin geçtiğimiz yıl vali yardımcısı ile yüz yüze görüşmüştük ve bu görüşmeden kamunun ve medyanın haberdar olmamasını istediler. Bu yıl da bizle Valilik adına İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı iletişim kurdu. Bize yasadışı olarak yazılı olmadan, sözlü şekilde bu yürüyüşün güvende olduğunu belirttiler. Bizler ısrarla yasalara uygun bir şekilde yazılı bir belge. bir açıklama istedik onlardan” dedi.

‘Bizi uyarmadılar’

“2911 Sayılı Kanun çok açıktır. Herhangi bir yazılı başvuruya gerek yoktur. Herkes de bu şekilde yapıyor yürüyüşlerini basın açıklamalarını. Kanun dışı tek bir davranışımız bulunmuyor ancak Valiliğin bize kanun gereği yazılı bildirimde bulunması gerekiyordu” diyen Görkem Ulumeriç, yaşananlar öncesinde ise Valiliğin kendilerine uyarıda bulunmadığını, görüşme talep etmediğini belirterek saldırının hiçbir bildirimde bulunulmadan gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

‘Ramazan, bir valinin ağzından çıkabilecek hukuki bir gerekçe değildir’

Ramazan’ın, Onur Yürüyüşü’ne müdahalede bulunmak için bir bahane olarak kullanıldığını söyleyen Görkem Ulumeriç, Valiliğin yaşananların ardından yaptığı açıklamalarla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Vali’nin kelime oyununa gelinmesin. Orada söylemek istediği bu değil, nitekim bilgim vardı demiş. Vali’den izin alınmadığı için değil, yürüyüş provokasyona açık olduğu için polis müdahalesi gerçekleştiğini söylemiş. Yani, güya başkaları bize saldıracakmış da onlar bizi korumuş gibi. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve hukuk devletidir. Anayasa Madde 1: Anayasal haklar, hiçbir dini takvime göre yeniden düzenlenemez. Ramazan, bir valinin ağzından çıkabilecek hukuki bir gerekçe değildir. Son derece barışçıl ve masum bir yürüyüşe yapılan saldırı toplumdan çok fazla tepki çekmesin diye, yanıma da biraz destekçi bulurum düşüncesiyle Ramazan gerekçesi sunulmuştur bizlere. Ramazan hukuki bir gerekçe olmadığı için, sonradan yapılan açıklamada da görüldüğü gibi ‘Provokasyona açıktı, o yüzden yaptık’ denmiş. Yürüyüş, 17.00 – 20.00 saatleri arasında olacak şekilde planlanmıştı. Saldırılar sürerken saat 18.45’te Tünel Meydanı’nda bir basın açıklaması yapmaya çalıştık ancak o da yarım kaldı, basın açıklamamızı bile okuyamadık. Tüm kitlemizi zarar görmemeleri için partilere yönlendirdik ve yürüyüş sona erdi. Ardından gece 24.00’e kadar parti mekânlarını, sokaklarda dans edip şarkı söyleyen insanları gazladı polis.”

2015 İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü’nde Yaşanan Şiddet Hakkında

BASINA VE KAMUOYUNA

13 yıldır düzenlenmekte olan İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü, bu sene İstanbul Valiliği tarafından Ramazan ayı gerekçe gösterilerek engellendi. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ve ifade özgürlüğünün Ramazan ayı gerekçesiyle engellenmesi, hukuk devletiyle ve kanunlarla bağdaşmamaktadır. Valilik hukuka ve kanuna aykırı karar verdi, suç işledi.

Kolluk kuvvetleri, Valiliğin kanuna aykırı bu emrini uygulayarak suça iştirak etti. Polis, tıpkı geçen sene olduğu gibi bu sene de barışçıl gösterilerini düzenlemek üzere gelen on binlerce kişiye biber gazı, TOMA’lar ve plastik mermilerle saldırdı. Valiliğin anayasaya aykırı ve kanunsuz emrini yerine getiren kolluk kuvvetleri, yasal yükümlülüklerini ihlal etti. Dahası, saldırının gerçekleştiği gün polislerin pek çoğunun kaskları ve sicil numaralarının olmadığı görüldü.

LGBTİ olmanın karşısına Müslüman kimliğini koymak ve bunlar iki zıt kimlikmiş gibi algılanacak kararlar almak yapay bir gerilim üretmektedir. Bu durum LGBTİ’lere yönelik saldırılara zemin oluşturmaktadır. LGBTİ’lerin her kesimden olabileceği bilgisi gözardı edilerek alınan bu karar, bizleri toplum nezdinde düşmanlaştırmayı hedeflemektedir. Hükümet ve valilik bundan sonra LGBTİ’lere yönelik gerçekleştirilecek her türlü saldırıdan doğrudan sorumlu olacaktır.

Daha sonra yaptığı açıklamada İstanbul Valiliği, kendilerine gelmiş herhangi bir bildirimin olmadığını ve yürüyüşe bazı grupların tepki göstereceği duyumunu aldıklarını belirtmiştir.

Öncelikle böyle bir istihbarat varsa valiliğin ve kolluk kuvvetlerinin yapması gereken, gelebilecek saldırılara karşı önlem almak olmalıdır, gösteri hakkını kullanan gruba saldırmak değil.

İkinci olarak ise 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve Anayasanın ilgili maddesi açıktır. Şöyle ki bu tür yürüyüşler valiliğin iznine bağlı değildir, hatta resmi makamlara bildirim yükümlülüğü dahi bulunmamaktadır. Yani 28 Haziran Pazar günü Taksim’de yapılması planlanan 13’üncü LGBTİ Onur Yürüyüşünün kanuna aykırı bir tarafı yoktur. Engellenen yürüyüş sonrası hala sokaklarda bulunan insanlara yönelik saldırılar devam etmiş, polisin kapanış partilerinin olduğu sokaklara ve mekanlara gaz kapsülleri ve plastik mermilerle saldırısı gece yarısına kadar sürmüştür. Polisin bu tavrı bildirimde bulunulmayan bir yürüyüşe müdahaleden öte kimliklerimize ve varoluşumuza yönelik bir saldırı olduğunu gösterir niteliktedir.

Yapılan saldırılar neticesinde yürüyüşe katılmak isteyen yüzlerce insan zarar görmüş, pek çoğu darp raporu alacak seviyede saldırıdan etkilenmiş ve yaralanmıştır. Pazar günü polis şiddetinden etkilenen bütün arkadaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyoruz.Yıllardır bize uygulanan sistematik şiddeti görmezden gelen ve hatta kanunlar eliyle bize yönelik suçları hafifleten devlet, bu yıl fiziksel olarak doğrudan LGBTİ’lere saldırdı.

Üstelik 26 Haziran Cuma günü Birleşmiş Milletler’de LGBTİ hakları konusunda güvence veren hükümetin, 28 Haziran Pazar günü 13’üncü İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne yasal bir gerekçe göstermeksizin saldırmasını anlaşılmaz bulmaktayız. Türkiye, cuma günü gerçekleşen toplantıda Norveç’in sunduğu “Türkiye’nin insan haklarına bağlı yükümlülüklerini uygularken, LGBTİ’leri de içerecek şekilde, sivil toplumun sürece dahil edilmesinin sağlanması” tavsiyesini kabul etmiş ve Birleşmiş Milletler çatısı altında kabul ettiği tavsiyeleri uygulayacağını duyurmuştur. Fakat bu tavsiyeye iki gün sonra aykırı davranmıştır.

Bir kez daha söylüyoruz: Vardık, varız, her zaman var olacağız!

LGBTİ Onur Yürüyüşü Türkiye’de on üç yıldır düzenlenen bir yürüyüştür. 23 yıldır 1969’daki Stonewall İsyanının yıldönümüne denk gelen ve Haziran ayının son haftası yapılan İstanbul LGBTİ Onur Haftası etkinliklerinden sadece biridir. Bundan sonra da aynı şekilde her yıl gerçekleştirilecektir. Hangi hükümet gelirse gelsin biz varoluş mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz. Yıllardır süren baskılara karşı nasıl direndiysek bundan sonrakilere de aynı şekilde direnmeye devam edeceğiz.

Buradayız, alışın, gitmiyoruz!

13. İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşüne saldırma emrini veren İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk , İstanbul Valisi Vasip Şahin ve kanunlara aykırı emri uygulayan İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok hakkında Perşembe günü 12.30’da Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunacağız. Siyasi partileri, sendikaları, demokratik kamuoyunu ve uluslararası sivil toplum örgütlerini bizimle dayanışmaya çağırıyoruz.

İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi

IMG_4993

23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası Programı

*İstanbul Onur Haftası sergisi “nerdeen nereye” 22-30 haziran tarihleri arasında  sergi galerileri mau mau ve Blok Artspace’te ziyaret edilebilir.

 

22 Haziran Pazartesi

Atölye: Akran Zorbalığı- Beden Eğitimi Dersine Queer Bir Bakış
Saat: 14:30 – 16:30   Yer: Maçka Parkı

Okulda, sınıfta, teneffüste, mahallemizde, oyun alanlarımızda varoluşumuzdan dolayı akranlarımız tarafından maruz kaldığımız onur kırıcı davranışlar hakkında ne hissettiğimizi,  karşılaştığımız bu durumla ne şekilde baş edebileceğimizi, haklarımızı konuşacağımız ‘akran zorbalığı’ atölyesine katılımınızı bekliyoruz.

*Katılımcılara rahat kıyafetlerle gelmeleri önerilir.

 

Atölye: Yaratıcı Direniş
Saat 15:00 – 17:00   Yer: Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi

Yaşadığımız her gün içinde bulunduğumuz bu çarpık sistemle bireysel ya da örgütlü mücadele içine giriyoruz. Mücadelemiz için kampanyalar, eylemler yapıyoruz. Peki ama sözümüzü yeterince ulaştırabiliyor muyuz, istediğimiz değişimi yaratabiliyor muyuz? Hayal ettiğimiz dünyayı direnişlerimize de yansıtabiliyor muyuz?

Sanat, kültür ve yaratıcılık yaptığımız çalışmalarda tarzımızı etkili biçimde dönüştürebilir veçalışmalarımızın etkisini ciddi biçimde arttırabilir. Biz de Şiddetsizlik Merkezi olarak bu atölyeçalışmasında çeşitli yaratıcı taktik ve stratejileri konuşarak bunların mücadelelerimizde nasıl kullanılabileceği üzerine çalışacağız.

Katılım 20 kişi ile sınırlıdır. Katılmak için lütfen office@nvrc-sarm.org adresine mail atınız.

Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi (www.sarm-nvrc.org)

 

Sunum ve Atölye: LGBTİQA+ Bireyler / Hareket ve Cinsel Şiddet

Saat 18:00 – 20:00   Yer: Cezayir Toplantı Salonu

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği; Hilal Esmer, Nurgül Özz, Özge Özgüner

İlk bölümünde LGBTİQA+ bireylere yönelik cinsel şiddet biçimlerini, bazı kavramları, mitleri ve gerçekleri konuşacağımız atölyenin ikinci bölümünü LGBTİQA+ bireyler arasında – ayrıca örgüt içi / örgütler arası yaşanan cinsel şiddetle mücadele yöntemlerini tartışmaya ayıracağız.

Hepimiz cinsel şiddete maruz bırakılabileceğimiz gibi, cinsel şiddetin faili de olabiliriz. LGBTİQA+ bireyler ya da örgütler arasında, içinde yaşanan şiddet biçimleri örgütlenmelerde kördüğüm olmaya, canımızı acıtmaya, bizleri yormaya ve yıldırmaya devam ediyor. Yaşadığımız ve yaşattığımız şiddet biçimleriyle yüzleşebilmeye, çeşitli somut adımlar atmaya ihtiyaç duyuyoruz. Bu konuda çeşitli önergeler hazırlıyor, bazen ifşa yoluna gidiyor, bazen linç ya da yalnızlaştırma yaşatabiliyoruz. Cinsel şiddetle ilgili bizi hareketsiz bırakan baskı biçimleri, kimi zaman mağduriyetin şiddete dönüşmesi ve dokunmaya korktuğumuz başka bazı başlıkları gelin birlikte tartışalım. Çözüme dair o zor ilk adımları beraber atalım!

 

Tek Kişilik Gösteri: Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim

Saat: 20:30  Yer: D22

Kendini olumsuzu, “değil”i üzerinden tanımlayan insan zihni, evrenin çeşitliliğini anlamak için ne kadar yeterlidir? Kadınlar, erkekler, sokaklar atfedilen cinsiyet değişince nasıl değişir? Bir trans erkek günlük hayatında, özel hayatında, açılma sürecinde neler yaşar?Açılmamak tercih olabildiğinde, cinsiyet geçiş süreci bittiğinde trans kimlik unutulur gider mi?

Trans erkeklik, erkekliği dönüştürmek imkanına sahip midir? gibi sorularının cevaplarını Berk İnan’ın kişisel hikayesinin satır aralarında arayan bu tek kişilik performans, toplumsal cinsiyet meselesini ötekiliğin şeffaf yüzleri, trans erkeklerin gözünden ele almayı deniyor.

 

23 Haziran Salı

Atölye: İçimizdeki Önyargılarla Yüzleşiyoruz!

Saat 14:00 – 16:00   Yer: Cezayir Toplantı Salonu

Onur Haftası’nın bu seneki teması “Normal” ve biz de dedik ki ruh sağlığı çalışanları ve öğrencileri olarak yüz yıllık hastalık, aşağılama ve yok sayma tarihiyle yine ve yeniden yüzleşmeliyiz ve ne kadar “normal” karşılıyoruzu konuşmak, tartışmak istedik.  Bizler ruh sağlığı çalışanları ve öğrencileri (psikoloji, psikiyatri, rehberlik ve psikolojik danışmanlık, sosyal hizmet) olarak LGBTİ’lere yönelik ayrımcılıkla mücadele ederken öncelikli olarak kendi önyargılarımızla yüzleşmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Sizleri kendi hazırladığımız tabu oyunu ile içimizdeki homofobi, transfobi ve bifobiyle eğlenceli bir şekilde yüzleşmeye ve sonrasında LGBTİ’lere yönelik mitleri tartışacağımız atölyemize olmaya çağırıyoruz. Gelin “normal”,”anormal” kavramlarını, ön yargılarımızı birlikte konuşalım!

Lambda Ruh Sağlığı Komisyonu

 

Atölye: Lezbiyenler için Cinsel Sağlık; Mitler ve Gerçekler

Saat:  18:00 – 20:00   Yer: SALT Galata

Kolaylaştırıcılar: Efsun Sert – Nurgül Özz

Heteronormatif sağlık sistemi farklı cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerden bireylerin koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkını görmezden gelmektedir. Lezbiyenlerin sağlık hakkına erişimleri noktasında bu atölyenin; lezbiyen cinsel sağlığı ile ilgili mitlerin ve kalıp düşüncelerin değişmesine, lezbiyenlerin bedensel ve cinsel sağlığı koruyucu davranışları edinmeleri, uygulamaları ve yaşamlarına yerleştirmelerine, koruyucu sağlık hizmeti taleplerinin artmasına ve sağlık uzmanları ile ilişkilenirken kendilerine daha güvenli bir duruş sergilemelerine katkı sunmasını diliyoruz.

Atölye, lezbiyen cinselliği ile ilgili mitler ve gerçekler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, gebeliği önleyici yöntemler, kegel egzersizi, meme ve rahim ağzı kanserleri ile ilgili bilgi aktarımı şeklinde yürütülecektir. Lezbiyen görünürlüğü açısından bu başlığı kullanmış olsak da, atölyeye kadınlardan etkilenen kadınlar, kendini lezbiyen, biseksüel, butch, fem, androjen, queer, genderqueer, agender, transgender olarak tanımlayanlar ya da bu tanımlamaların hiçbirini sahiplenmeyip atölyedeki bilgileri yaşamında kullanabileceğini düşünenler katılabilir.

** Katılım kontenjanla sınırlı olduğundan kayıt yaptırılması gerekmektedir: istanbulpride@gmail.com

 

Film Gösterimi: Kadrajda İntikam ve Dayanışma! – Kuir Belgeseller

Saat: 18:00 – 20:00   Yer: SALT Beyoğlu

Pembe Hayat KuirFest, festivalin 4. yılında 23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası’na katılıyor. LGBTİ tarihini “şanlayan” bu belgesel seçkisinde Thatcher’ın baskıcı rejimine direnen genç gey ve lezbiyen aktivistlerin video projesi  “Kadrajdaki Gençlik: Genç Sapkınların İntikamı”; Lezbiyen ve Geyler Madencilerle Dayanışıyor (LGSM) aktivistlerinin ilmek ilmek ördükleri (ve bu yıl çok konuşulan “Pride” filmine de konu olan) dayanışmayı aktardıkları “Herkes Açılsın! Dulais’de Dans” ve son olarak Amerika’daki İntikamcı Lezbiyenler (Lesbian Avengers) grubunun 1992’deki çığır açan ilk gösterilerinden, Beyaz Saray önünde ateş yuttukları muhteşem Dyke Yürüyüşü’ne kadar pek çok etkinlik ve eylemlerini belgeleselleştirdikleri “İntikamcı Lezbiyenler Ateşi de Yutarlar’’ yer alıyor.

 

Panel: Duvarın Ardındakiler

Saat: 18:30 – 20:30   Yer: Cezayir Toplantı Salonu

Hapiste LGBTİ olmak konulu “Voltaçark” kitabında yer alan insanların hapiste yaşadıkları hak ihlalleri deneyimleri sizlerle paylaşıyoruz. Kitap ekseninde ihtiyaçlar ve sorunlarla beraber çözüm önerileri tartışıyoruz. 2017 yılında inşası bitecek “Özel” LGBTİ hapishanesi bizlere ne getirecek ne götüreceği tartışacağız.

Kitabı konuşuyoruz…

Kitabı okuyoruz…..

Kitabı dağıtıyoruz….

Moderatör: Rosida Koyucu(LGBTİ aktivisti)

Konuya dair: Mustafa Eren(CİSST – Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği)

Akademik bakış: Doç.Dr. İpek Merçil (Galatasaray Üniversitesinde Sosyoloji bölümü Öğretim Üyesi)

Not: Kitapta hikayesi olan arkadaşlar da panele katılacak. Onlarla hikayelerini birebir sohbet etme fırsatı bulacaksınız

 

Atölye: 1973’ten Bugüne; Hastalık Söyleminin Ötesine Geçmek

Saat: 19:30 – 21:30   Yer: Lambdaistanbul Kültür Merkezi

Bizler ruh sağlığı çalışanları ve bu alanlarda okuyan öğrenciler olarak LGBTİ varoluş biçimlerinin hastalık olmadığının farkındayız. Belki terapi yaparken homofobik davranmıyoruz, sosyal hizmet uzmanı olarak ayrımcılık yapmıyoruz, psikiyatrist olarak başvuran kişileri damgalamıyoruz veya psikolojik danışman/rehber öğretmen olarak danışanlara/öğrencilere suçlayıcı tutumlar sergilemiyoruz.

Fakat bunları meslek hayatımızın sadece küçük bir bölümünde uygulamak yeterli mi? Cinsel yönelimler ve cinsiyet kimlikleri söz konusu olduğunda, akla ilk gelen meslek alanlarında çalışmakta veya öğrenim görmekteyiz. Bu yüzden LGBTİ politikası üretmenin ve bunu meslek hayatımızın tümüne, hatta sosyal hayatımıza taşımanın hepimizin sorumluluğu olduğuna inanıyoruz. Peki, “eşcinsel, biseksüel, trans ve interseks varoluş biçimleri hasta değildir”den öte nasıl bir söylem üretebiliriz? Bu konuyu tartışmak üzere Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP) ve Lambdaistanbul Ruh Sağlığı Komisyonu olarak birlikte gerçekleştireceğimiz atölyeye hepinizi bekliyoruz.

 

Tiyatro: 80’lerde Lubunya Olmak

Saat: 20:30  Yer: Emek Sahnesi

En genci bugün 50 yaşında olan dört trans birey bize Türkiye’de lubunya olmanın genel ve özel tarihini anlatıyorlar.

Oyunda deneyimlerini paylaşan dört trans birey bize kendi hikayelerini anlatıyorlar ve parklarda, üçüncü sınıf otellerde, randevuevlerinde, gece kulüplerinde, Pürtelaş’ta, Bayram Sokak’ta, Dolapdere’de, sokaklarda, karakollarda, kışlalarda yaşamak için direnen, hayata delicesine tutunan ve çoğu zaman birbirlerinden başka sarılacak kimsesi olmayan lubunya bireylerin gözünden bu ülkenin korkunç bir döneminin korkunç hikayesini gözler önüne seriyorlar.

İzmir’de faaliyet gösteren Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin 2012 yılında yayınladığı aynı adlı kitaptan uyarlanan oyun, Ufuk Tan Altunkaya tarafından sahneye uyarlandı. Tamamen, gerçekleştirilen söyleşilerden oluşan metinde, hiç bir değişikliğe gidilmeden, trans bireylerin kendi kelimeleri ile sahne uyarlaması gerçekleştirildi.

Metin: Siyah Pembe Üçgen Derneği İzmir

Uyarlama/Yönetim: Ufuk Tan Altunkaya , Proje Koordinasyon:Didem Kaplan ,

Proje Danışmanı:Ozan Ünlükoç , Proje Asistanı:Ömer Kaan Aydın

Tema Müzik:Emre Akad

Oyuncular: Ayşe Gülerman, Burcu Şeyben, Elit Çam, Neşem Akhan

Oyun Süresi: 70 dk

 

Parti: Kadıköy Sokak Partisi

Saat: 20:00 – 22:30 Yer: Piriçavuş Sokak, Kadıköy

Salı akşamı Kadıköy Piriçavuş Sokak’ta heteronormative ile derdi olanlar olarak; bizleri evlere hapsetmek isteyenlere, kendilerini hayatın olduğu gibi sokakların da sahibi sanan heteroseksüellere, yap ama evde yap kimseler görmesin diyenlere, ve daha nicesine inat buluşuyor, dans ediyor, taciz edilme, yalnız kalma korkusu olmadan, tedirgin değil güçlü hissederek eğleniyoruz!

 

24 Haziran Çarşamba

Film Gösterimi: Ma vie en rose – Pembe hayat

Saat: 14.00 Yer: Fransız Kültür Merkezi

Yönetmen: Alain Berliner, 1997, 88 dk. Fransızca, Türkçe altyazılı.

Erkek çocuklar erkek çocuk olacaktır ve kız çocukları kız çocuğu olacaktır, ancak bir çocuk bu Belçikalı komedi-drama’da o kadar emin değil.

Fabre ailesi Brüksel bölgesinin ” görkemli ” bir banliyösünde yeni bir eve taşındı. Pierre yeni bir işe girdi ve patronlarının karşısında , meslektaşları arasında yaşıyor.

Fabre ailesinin, dört çocuğu var, bir kız ve üç erkek çocuğu. Sorun en küçügü Ludovic, genç bir çocuğun vücudunda bir kız olmanın ikna olmasıdır.

Ludovic 7 yaşında ve mutlu, sağlıklı ve iyi ruhlu olduğunu, ancak küçük bir sorunu var: kız olduğuna karar verdi.
Anne Babası Anna ve Pierre onu anlamaya çalışırken, Ludovic inatla anne ve babasının, öğretmenlerinin veya sınıf arkadaşların ikna çabalarını dinlemeyi reddediyor.

Yavaş yavaş, Ludo’nun yeni özel fikirleri tüm mahallede sorunlara ve paniğe neden olacaktır.
Pierre’in Patronu kadın ve erkek ilişkilerinde biraz tutucu zihniyettedir. Pierre isini koruyabilecek mi? Bu stres Hanna ve Pierre’in evliliğinin bitmesine sebep olacak midir?

Çok kötü filmlerin üretildiği bir konuda, Pembe hayatim hiçbir zaman bayağılığa düşmeyen bir komedidir.

Giriş: 10 TL

Forum:  İstanbul LGBTİ Onur Haftası Sergisi… nerdeen nereye

Saat: 14:30 – 16:30  yer: SALT Galata

İstanbul LGBTİ Onur Haftası kapsamında gerçekleştirilen Nerdeen Nereye sergisi paralelinde, sergi sanatçılarının iş ve portfolyolarının da incelenebildiği sanat forumu hem queer sanatın imkanlarını konuşmamıza hem de Türkiye’de homoerotik, gey ve lezbiyen ve queer sanatın temsiliyeti ve kültür sanat kurumları ile sanatçıların ilişkileri üzerine tartışabilmemize olanak sağlayacak. Forum tüm katılımcılara açık olup seçici kurulumuzun üyeleri, sergi küratörü ve sergi komisyonunun da katılımı ile 2015 Nerdeen Nereye sergi sanatçıları ile gerçekleştirilecektir.

 

Belgesel Gösterimi “Les Invisibles”

2012, Yönetmen: Sébastien Lifshitz , Türkçe altyazılı. Giriş: Ücretsiz

16.30-18.30 yer: Fransız Kültür Merkezi

İki savaş arasındaki dönemde doğmuş kadın ve erkekler bunlar. Homoseksüel olup toplumun varlıklarını reddettiği bir dönemde açık bir şekilde yaşıyor olmaktan başka ortak noktaları yoktu. Sevdiler, kavga ettiler, arzuladılar ve seviştiler. Bugün, geçmişte başka insanlar gibi arzuladıkları özgür yaşamı, büyüterek, geliştirerek yarattıkları özgürlüğü, asi hayatı konuşuyorlar. Hiç bir şey onları korkutamazdı…

 

Film Gösterimi: Eastern Boys

2013, Yönetmen: Robin Campillo, Türkçe altyazılı. Giriş: 10 TL

19:00 – 21:00 Yer: Fransız Kültür Merkezi

Daniel Paris tren garında göçmen bir ailenin oğlu Marek adlı gençle tanışır. Daniel ona para karşılığında kendisiyle birlikte olmasını teklif eder ve Daniel’in evine giderler. Marek bu davette tek başına olmayacaktır. Kendisine Doğu Avrupa’dan çetesi eşlik eder. Filmde Daniel’in hayatının mahvolmasını ve Marek’le olan yakınlaşmasına tanık oluyoruz.

Not: Giriş gelirleri Fransız Kültür Merkezi’ne aittir. Telif haklarını FKM karşılamaktadır.

 

Bombalara Karşı Sofralar + Atölye: Aşkın Tahakkümünü Konuşuyoruz!

Saat: (Sofra) 19.00 –  Atölye: 20.00  Yer: Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi 

Heteroseksist ve ikili cinsiyet sistemi içinde “özel alan”a sıkıştırılan aşk ilişkilerimizde sınırlar nasıl konuyor? Sahiplenirken nesneleştiriyor muyuz, baskılıyor muyuz? Toplumsal cinsiyet, bedenlerimize ve ilişkilerimize konu aşk ve tutku olunca nasıl yansıyor? Tekeşli / çokeşli / çokaşklı ilişkiler yaşamaya nasıl karar veriyoruz? Kıskanmayı nasıl ele almalı? Karşılıklı öğrenmeli, keşfetmeli, paylaşmalı bir atölye olması dileğiyle. Özgürlük aşkına!

Kolaylaştırıcı: Özge & Güray

 

Hormonlu Domates Ödül Töreni

Saat: 19:30 – 22: 30 Yer: Şişli Belediyesi Kent Kültür Merkezi

İstanbul Onur Haftası’nın vazgeçilmez etkinliği Hormonlu Domates Ödülleri bu yıl 11. kez gerçekleştiriliyor.Yıl boyunca homofobi ve transfobide birbirleriyle yarışmış adaylar Onur Haftası boyunca oylanıyor, kazananlar ise ödül gecesinde belli oluyor! Domatesleri fırlatmaya herkesi bekleriz.

 

25 Haziran Perşembe

Atölye: Normallik ve Sağlamlılığın Eşiğinde Sakatlık ve LGBTİ Çalışma Alanı

Saat: 13:00 – 15:00   Yer: SALT Galata

Birbirinden kopuk gibi duran sakatlık ve LGBTİ hareketlerinin aslında nasıl kesiştiğini ve bu kesişim noktasını deneyimleyen bireylerin yaşadığı çifte ayrımcılığı konuşmaya, projelerimizden haberdar olmaya ne dersiniz? Gelin tanışalım, LGBTİ temalı kitapları seslendirmek, işaret dili öğrenmek gibi bu iki hareketin kesişimini sağlayan bilumum etkinliği birlikte gerçekleştirelim, hareketleri büyütelim!

Etkinlikte işaret dili çeviri olacaktır. Atölye mekanında engelli erişimi vardır.

 

Forum:  Türkiye’deki LGBTİ Örgütlenmeleri Buluşması*

Saat: 15:30   Yer: SALT Galata

Türkiye’de sayıları gittikçe artan LGBTİ oluşumlardan katılımcılarla, kendi şehirlerindeki deneyimlerinin ve Türkiye LGBTİ hareketin dinamiklerinin konuşulacağı bir forum gerçekleştireceğiz.

*Bu etkinlik Kaos GL Derneği’nin yürüttüğü Homofobiye Karşı Yerel Buluşmalar Küçük Hibe Fonu tarafından desteklenmektedir.

Panel: Seks İşçiliği Özelinde LGBTİ Hakları ve Şiddet

Saat: 17:00 – 19:00   Yer: Fransız Kültür Merkezi

Moderasyon: Ferhat Yıldız, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği

Konuşmacılar: Mağduriyetten Hak Talebine Bir LGBTİ Gerçekliği Olarak Seks İşçiliği: Kemal Ördek, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği,

Şiddet Mağduru Trans Kadın Seks İşçilerine Yönelik Hak Temelli Hukuki Destek: Av. Sinem Hun / Av. Nihan Erdoğan, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği,

Şiddetin Sınadığı Hayatlar: Bir Trans Kadın Seks İşçisinin Şiddet Deneyimleri, Bihter Karal, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği

Bu panel, seks işçiliği ve LGBTİ tartışmaları ekseninde geliştirilmiştir. Panel özelinde, LGBTİ’leri seks işçiliği üzerinden çevreleyen hak ihlalleri, seks işçiliği tartışmaları ekseninde nasıl bir LGBTİ politikasına ihtiyaç duyulduğu, seks işçileri hareketi ile LGBTİ hareketinin geçişkenliği veya ‘ayrılığı’ üzerinden yürütülen tartışmalar gibi konulara odaklanmaktadır. Panele, ‘orospufobinizi dışarda bırakarak’ girebilirsiniz.

*Bu panel Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin  finansal desteği ile gerçekleştirilmektedir.

 

Atölye: Koli Bulmak

Saat: 20:00  Yer: Mail yoluyla bildirilecek

Partner bulmak, koli kaldırmak için kullandığımız uygulamadan beğendiğimiz birine “SLM” yazdık. Eee sonra? Eve gelmesine kadar geçen sürede ne yapılır, nasıl hazırlanılır ? Kahve içmek için nerelere gidilir? Eve nasıl davet edilir?  Hepsi ve daha fazlası uygulamalı olarak bu atölyede. Sınırlı sayıda katılım gerektiren bir etkinlik olduğu için katılmak için istanbulpride@gmail adresine mail atmanız gerekmektedir. Mekan katılımcılara mail yoluyla bildirilecektir.

 

26 Haziran Cuma

Panel: ProTrans: Avrupa’da Translara Yönelik Şiddetin İzlenmesi ve Öneriler

Saat: 13:00 – 15:00   Yer: SALT Galata

Moderasyon: Zeynep Bilginsoy, lgbtinews turkey

Konuşmacılar: Boglarka Fedorko, Transgender Europe; Jelena Vidic, Gayten Serbia; Kemal Ördek, Kırmızı Şemsiye

Transgender Europe’un (TGEU), Türkiye’den Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin işbirliği ile yürüttüğü ProTrans: Doğu Avrupa’da Transları Şiddetten Korumak başlıklı proje kapsamında 5 farklı ülkede translara yönelik ayrımcılık ve şiddet vakalarını izledi. Bu panel kapsamında, Kırmızı Şemsiye Türkiye’de translara yönelik hak ihlallerine dair izleme faaliyetlerinin sonuçlarını aktaracak ve çözüm önerilerini sunacak. Transgender Europe, proje partnerlerinin gerçekleştirdiği izleme faaliyetleri ve mağdurlara sundukları destek kapsamında neler yaptıkları üzerinden Avrupa’da translara yönelik ayrımcılık ve şiddetin genel bir tablosunu çizecek. Sırbistan’dan Gayten – LGBT de Sırbistan özelinde translara yönelen şiddete dair verilerini paylaşacak.

*Bu panel Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin finansal desteği ile gerçekleştirilmektedir.

 

Panel: Komşu Ülke Ermenistan’da LGBTİ Mücadelesi

Saat: 15:00 – 17:00 Yer: Fransız Kültür Merkezi

Konuşmacılar: Nvard Mafaryan / Pink Armenia Proje Koordinatörü; Meltem Naz  / Ultrech Üniversitesi, Cinsel ve Etnik Kimlik Çalışmaları; Karin Karakaşlı / Gazeteci-Yazar

Türkiye’deki homofobi ve transfobiye karşı verilen mücadele dört bir koldan güçlenerek devam etmekte. Fakat daha alınacak çok yolumuz var. Peki Türkiye’de durum buyken komşu ülkemiz Ermenistan’daki durum ne? Ordaki LGBTİ hakları mücadelesi nasıl bir yol ve seyir izlemekte ve Türkiye’deki hareketle nerede benzeşip ayrışmakta?

Ne yazık ki Ermenistan’daki durum da pek iç açıcı değil. ILGA-Avrupa’nın yıllık raporlarına göre LGBTİ bireylere yaşam alanı tanıma da Avrupa’daki 49 ülke arasında sondan 3. olarak 46.sırada (Türkiye 44. sırada). Buna bağlı olarak birçok LGBTİ birey daha özgür olabilecekleri ülkelere göç etmekte.

Soykırımın 100. yılı 2015’te Türkiyeli LGBTİ’ler olarak Ermenistan’daki LGBTİ hak ve mücadelesine hem omuz hem de kulak veriyoruz.

 

Panel: Türkiye’de LGBTİ Bireylerin Sosyal ve Ekonomik Sorunları

Saat: 15:30 – 17:00   Yer: SALT Galata

Konuşmacılar: Dr. Volkan Yılmaz, SPoD ve İstanbul Bilgi Üniversitesi; Dr. İpek Göçmen, Boğaziçi Üniversitesi

Bu oturumda “Türkiye’de LGBTİ Bireylerin Sosyal ve Ekonomik Sorunları” başlıklı araştırmanın sonuçları paylaşılacak ve tartışmaya açılacak. Araştırma 2014 yılında SPoD ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu’nun ortaklığında ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın danışmanlığında gerçekleştirildi. Araştırmanın anket bölümüne 2875 kişi katıldı ve 11 şehirde 200’ü aşkın kişinin katıldığı odak grup görüşmeleri gerçekleştirildi. Araştırma sonuçları, Türkiye’de LGBTİ bireylerin sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin kapsamlı bilgiler sunuyor.

 

Tema Forumu: “Normal”

Saat: 18:00 – 20:00 Yer: SALT Beyoğlu

23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nın bu yılki teması olan “Normal”i konuşacağımız forumda, ikili cinsiyet sistemine dayanan, heteronormatif olarak yapılanmış toplumda LGBTİ bireyler ne tür normlarla karşılaşıyor, içselleştiriyor ve gündelik hayatını şekillendiriyor, homonormativite, transnormativite nedir, ne değildir hep birlikte konuşuyoruz.

 

Panel: Yerel Yönetimler ve LGBTİ

Saat: 19:00 – 21:00   Yer: Barış Manço Kültür Merkezi, Kadıköy

Yaşadığımız yerlerde ne kadar görünür olabiliyoruz? Ya da hakikaten istediğimiz gibi yaşayabiliyor muyuz?

Belediyeler, partiler, kurumlar ,meclis bizlerden haberdar mi?

Yaşadığımız şehirlerde bu sistemin neresinde kalıyoruz?

Yaşadığımız yerellerde bizler bu yönetimin neresindeyiz ve ne kadar içindeyiz?

Hadi gelin konuklarımızla birlikte bunları konuşalım.

 

Parti: AYI ONUR HAFTASI AÇILIŞ PARTİSİ

Saat: 21:00   Yer: Mono Bar

Giriş: Ücretsiz

 

PARTİ: 23. LGBTİ Onur Haftası Partisi

Saat: 22:00  Yer: Tunnel Sahne
Asmalımescit Mah. General Yazgan Sok. Mehdi Bey Apt. No: 6 Beyoğlu

Müzik performansları:

SHE-MAN (İstanbul)

Zdrada Palki (Berlin) https://zdradapalki.bandcamp.com

Giriş: Ücretsiz

 

27 Haziran Cumartesi

“Piknik”

Saat: 13:00 – 18:00 Yer: Maçka Parkı

Bu sene de yemyeşil çimenlere yayılıp, ağaçların altında but güllüm alıkacağımız pikniğimize hepinizi bekliyoruz. İşaret dili, Hiv farkındalık ve slogan atölyelerimiz piknik süresince isteyenlerin katılımına açık olacak.

 

Atölye: İşaret Dili

Saat: 13:00 – 14:00 Yer: Maçka Parkı

SPoD Sakatlık ve LGBTİ Çalışma Grubu İşaret Dili Atölyesi

 

Atölye: HIV

Saat: 15:00 – 16:30 Yer: Maçka Parkı

Piknik sepetine HIVfobi’yi almadan gel

HIV: İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü, teşhis edilebilir, tedavi edilebilir, kontrol altına alınabilir bir sağlık durumu.

HIV hakkında neler biliyoruz, neleri doğru neleri yanlış biliyoruz? Bulaşma yolları nelerdir? Virüsten nasıl korunulur?

Gelin hep beraber bu soruların yanıtlarını piknikte oyunlar oynayarak, sorup, konuşarak tartışalım, öğrenelim. Fobilerimizi konuşalım, HIVfobi’yi anlayalım.

Kendimizi virusten, HIV Pozitif bireyleri de ön yargılarımızdan koruyalım.

 

Atölye: Sloganlarımız!

Saat: 17:00 – 18:00 Yer: Maçka Parkı

Yürüyüş öncesi, hazır bir araya gelmişken yürüyüşte hep bir ağızdan söyleyebileceğimiz, bir dahaki senenin lollipopları olabilecek yeni sloganlarımızı yaratıyoruz…

 

Bedensel Derinleşme Atölyesi: Bedenim nasıl bir coğrafya?

Saat: 16:00 – 18:00   Yer: SALT Galata

Atölye Yürütücüsü: Gizem Aksu

Atölye, “Bedenim nasıl bir coğrafya?” sorusuyla katılımcıları kendi beden coğrafyalarında bir gezintiye çıkmaya davet ediyor. Bu coğrafyanın ön/öz-yargılardan muaf olması beklenmiyorsa derin dinleme ve duyumsama ile belirmeye başlayan her bir katmandan açığa çıkanlara tanık olmak, anlamlardan sıyrılıp an’a varabilmek mümkün olabilir mi? Hislerin gündelik repertuarından, et’in yıllanan izlerine kadar uzanacak bir keşif… Hayatın tüm hallerinin işlendiği beden coğrafyasının bolluğuna, her bedenin biricik ve özgün coğrafyasına dalmaya davetlisiniz.

* Atölyeye katılmak isteyenlerin 26 Haziran 2015 tarihine kadar istanbulpride@gmail.com adresine kayıt yaptırmalarını rica ederiz.

 

Performans: seniseviyorum

Saat: 17:00 – 17:30  Yer: D22 Giriş: Ücretsiz

Yerleşik aşk olgusunda bir olma, bir bedende bütünleşme ideal olarak tasavvur edilir. Bu tasavvurla aşk iki kişinin kendi tekilliğinde olması değil, farklılıkların bir bütünde eridiği; kişilerin aynılaşmasıyla tanımlanan bir ilişki haline gelir. Artık aşk hareket potansiyelini arttıran, yaşam enerjisini çoğaltan bir duygulanım değil, kişilerin aynı hareket etmesine, aynı düşünmesine yönelik bir beklenti halini alır. Hareket potansiyeli kapanır, beraber olmak bir kısıtlanmaya, aşk bir hapishaneye dönüşür.

Bu performans iki aşığın ‘bir’leşme ve beraber hareket etme araştırmasıdır. Aşıklar ‘bir’leştiğinde aşk ne anlama gelmekte, hareket nasıl bir hal almaktadır?

Kurgu, konsept – Leman Sevda Darıcıoğlu

Performans – Leman Sevda Darıcıoğlu & Derin Cankaya

25 dk.

 

Ayı Onur Haftası Söyleşisi

Saat: 17:30 – 20:30    Yer: İnternetten duyurulacaktır

 

Atölye: Heteronormatif Eğitime Queer Bir Çelme

18:00 – 20:00   Yer: SALT Galata

Kolaylaştırıcılar: Nurgül Öz​z​ – İlksen Gürsoy – Efsun Sert

Heteronormatif eğitim ortamlarının,toplumsal cinsiyet normlarına sığ​mayan, transgender, interseks öğrencileri çoğu zaman​ yok saydığını, ​damgaladığını, yalnızlaştırdığını, kırılganlaştırdığını, güçsüzleştirdiğini biliyor, görüyor ve yaşıyoruz. ​Oysa transgender öğrencilerin eğitim ortamında sahip olduğu ve talep edebileceği haklar, eğitimcilerin de daha eşitlikçi bir eğitim ortamı için üzerine düşen sorumluluklar var. ​Bu atölyede queer teori ve eleştirel pedagojinin bize sağladığı yaklaşımları kullanarak; eğitim ortamlarını transgender varoluşları kapsayacak şekilde dönüştürmeye/değiştirmeye yönelik somut öneriler, materyaller, eylem planları geliştirmeyi istiyoruz. Vaka örnekleri üzerinden gideceğimiz atölyeye; öğrencilere temas eden eğitimcileri, psikolojik danışmanları, ​pedagogları, sosyal çalışmacıları ve toplumsal cinsiyet meselesini dert edinen aktivistleri bekliyoruz.

* Katılım kontenjanla sınırlı olduğundan kayıt yaptırılması gerekmektedir. Lütfen kayıt sırasında eğitim alanı ile ilişkinizden kısaca bahsedin. ​istanbulpride@gmail.com

 

‘Love Hard’ [Sert Aşk] Belgesel Film Gösterimi & BDSM pratiklerimiz üzerine ‘AcıTatlı’ Queer Sohbet

Saat: 18:00 – 21:00 Yer: SALT Galata Atölye  IV

‘Sert Aşk’  BDSM ve yakın ilişkiler üzerine yapılmış bir belgesel –  tasvir çalışmasıdır. Belgesel 5 farklı öznenin aşkları ve hayatlarının izini sürerken sapkınlığın hayatlarımızda nasıl bir işlevi olabileceğine dair her biri şahsına münhasır, tane tane anlatılan dikkatli perspektifleri bize sunuyor.

Bir sanat ya da yakınlık pratiği olarak, dışavurumun ya da salıvermenin bir tarzı olarak, nefsin bir tekerrürü ya da tahribati olarak…

Oynamak için, sikişmek için, aşık olmak için bir yol olarak. Basit olabilmek için bir yol.

Sensate Films, Avustralya / 2014, Renkli, DCP, 46’, İngilizce

http://lovehardthefilm.com/

Norm dışı cinsel pratikler yaşayanlar, yaşayamayıp hayallerinde yaşatanlar, bedenin, ruhun sınırlarında yaban çiçekleri açtıranlar, bu habitatı ve ona özgü tesirleri, duyguları, soruları, merakları hep paylaşmak isteyip de imkan – mekan bulamayanlar. Gelin ‘Sert Aşk’ filmini seyrettikten sonra BDSM cinselliklerimiz üzerine ‘AcıTatlı’ queer bir sohbet çevirelim.

Not: Mekanda sınırlı sayıda yer olduğundan kayıt yaptırmanız pek yerinde olur. acitatli.bdsm@gmail.com

* ‘AciTatli’ 2012 yılından bu yana BDSM üzerine çeşitli atölyeler, performanslar ve araştırmalar yapan queer bir sanat ve eğitim kolektifidir.

 

Film Gösterimi: Kuir Kısalar

Saat: 18:00 –  20:00   Yer: SALT Beyoğlu

23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası için bir kez daha İstanbul’a gelen Pembe Hayat KuirFest, kuir kısalarla haftaya devam ediyor. Türkiye, Almanya, Lübnan, ABD gibi farklı ülkelerden, hem belgesel hem kurmaca kısalar bu seçkide bir araya geliyor. Böylece normal denilen içi boş kavramı bir kez de bu seçkiyle masaya yatırıyoruz.

 

AYI ONUR HAFTASI ANA PARTİSİ

Saat: 21:00  Yer: Mono Bar

Giriş: Ücretsiz

 

28 Haziran Pazar

Yürüyüş: “13. LGBTİ Onur Haftası Yürüyüşü”

Saat: 17:00  Yer: Taksim Meydanı

Bu sene 13.kez ve daha kalabalık olarak İstiklal Caddesi’ndeyiz, neşemizi, aşkımızı isyanımıza katarak sokakları, caddeleri gökkuşağı bayraklarıyla donatacağız, sloganlarımızla inleteceğiz. Sen yoksan bir eksiğiz!

 

Parti:  AYI ONUR HAFTASI KOKTEYLİ

Saat: 21:00   Yer: Mono Bar

Giriş: Ücretsiz ( Kokteyl içkisi ücretsiz)

 

Parti: 23. LGBTİ  Onur Haftası Kapanış Partisi

Saat: 22:00   Yer: İnternetten duyurulacaktır

Giriş: Ücretsiz

 

 

Adresler:

Barış Manço Kültür Merkezi

Caferağa Mah. Moda Cad. Nail Bey Sok. KADIKÖY

Tel: 0 216 418 16 46

Blok art Space

Faik Paşa Caddesi No:22 D:2 Beyoğlu 34433 İstanbul Türkiye

Cezayir Toplantı Salonu

Hayriye Sok. No: 12 / 2 Galatasaray (Galatasaray Lisesi’nin yanından inilince Cezayir Sokak’ın –Fransız Sokağı- yanındadır)

Tel: 0 212 240 34 45

D22

Bereketzade Mahallesi Şair Ziya Paşa Yokuşu, No:13/A 34421, Galata, Kuledibi/Beyoğlu 0 212 293 1992

Emek Sahnesi

Uzunçayır Cad. Doğançay İşhanı No 29/1 Hasanpaşa- Kadıköy

Tel 0 216 545 7376

Fransız Kültür Merkezi

İstiklal Caddesi No: 4 Taksim

Tel: (0) 212 393 81 11

Lambdaistanbul Kültür Merkezi

Osmanağa Mah. Halitağa Cad. Şemsitap Sok. Yılmaz Palas Ap. No:1 D:3 Kadıköy

Tel: 0 216 418 25 03

maumau

kuloğlu mah. ağa hamamı sok.

sözcük apt. no:25 (yadigar sok. 2/1)

Mono Bar

Büyük Parmakkapı Sok. No: 14 / 1 Taksim, Beyoğlu – Istanbul

SALT Galata

Bankalar Caddesi 11 Karaköy

Tel: 0 212 334 22 00

SALT Beyoğlu

İstiklal Cd No:136 Beyoğlu

Tel: 0 212 377 42 00

Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi

Kuloğlu Mahallesi, Güllabici Sokak, No:16 / 2 Kat:2 Cihangir (Taksim İlk Yardım hastanesinin yanındaki sokaktan gelinebilir)

Tel: 0 212 244 12 69

Şişli Kent Kültür Merkezi

Halaskaragazi Caddesi No: 168 Şişli

Tel: 0 212 231 24 43

Emek Sahnesi

Uzunçayır Cad. Doğançay İşhanı No 29/1 Hasanpaşa- Kadıköy

Tel: 0 216 545 7376

 

Tunnel Sahne

Asmalımescit Mah. General Yazgan Sok. Mehdi Bey Apt. No: 6 Beyoğlu

 

İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nın Bu Yılki Teması ‘Normal’

Istanbul LGBT Onur Haftası ilk defa 1993’te Christopher Street Day olarak yapıldı ve o günden bugüne her yıl düzenli olarak kutlanıyor. 2003’ten beri her yıl İstiklal Caddesi’ndeki sokak yürüyüşüyle noktalanan etkinlikler, 2007’den bu yana da uluslararası bir boyut kazandı. 2010 yılında 5 bin kişiyle başlayan onur yürüyüşü geçtiğimiz yıl yaklaşık 100 bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. Ortadoğu, Avrupa ve Türkiye’de düzenlenen en kalabalık onur yürüyüşü olarak anılır.

Türkiye’deki lezbiyen gay biseksüel transseksüel ve interseksüel bireylerin yaşadıkları sorunlara ve hak ihlallerine karşı ses çıkartmak ve cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimleri daha da görünür kılmak amacıyla düzenlenen İstanbul LGBTİ Onur Haftası etkinliklerine LGBTİ dernekleri de destek veriyor. Ancak İstanbul LGBTİ Onur Haftası komitesi bağımsız bir grup ve çalışmalarını bir çatı örgüt göreviyle yürütüyor. Onur haftası boyunca çeşitli panel, film gösterimi, sergi, konser ve daha pek çok etkinlik düzenleniyor. Haftanın sonunda da Taksim Meydanı’nda toplanan LGBTİ’ler İstiklal Caddesi’ni işgal ediyor ve Tünel’e kadar gökkuşağı renklerinden oluşan görsel bir şölenine dönüşüyor.

Istanbul LGBTI Pride komitesi üyelerinden aktivist Elif Avcı ve Şevval Kılıç ile bu yıl teması “normal” olan Onur Haftası’nı konuştuk.

– Temanız neden “normal”? 

Elif Avcı: Bu yılın temasını belirlemek aylarca sürdü. Önce Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı nedeniyle “yüzleşme” yi düşündük. Ancak bu yüzleşme kendi içimizdeki homofobi ve transfobi yüzleşmesini kapsayacaktı. “baskı, ahlak, şiddet” üçlüsünü tartıştık. Ama bütün bu tartışmaların evirildiği noktada temanın “normal” olmasına karar verdik.

– “Pride” adı nereden geliyor?

Şevval Kılıç: ABD’nin New York Şehri’nde 1969 yılında LGBTİ bireylerin sürekli gittiği Stone Wall adlı barda polisin LGBTİ bireylere yönelik şiddet uygulamasına karşı Sylvia Rivera adlı bir trans kadının polislere bir taş atmasıyla patlak veren bir gay hareketidir. LGBTİ bireylere yakıştırılan onursuz olmak, ahlaksız olmak ve kötü olmalara karşı “biz onursuz değiliz bizim ahlakımız bacak aramızda değil” denerek ilk defa “pride” “onur” yürüyüşü düzenlenmiş. Onur tek başına düşünüldüğünde sorunlu bir kelime aslında. Gurula karıştırılabilir. Yani biz eşcinsel olduğumuz için gururluyuz çıkış noktası değil.

Elif Avcı: Stone Wall Ayaklanması, Haziran ayının son haftası gerçekleştiğinden dolayı bizler etkinliklerimizi bu tarihlere denk getirmeye çalışıyoruz.

– Avrupa, Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da “gay pride” diye anılırken Türkiye’de ise “LGBTI pride” adı altında etkinlikler düzenleniyor.

Şevval Kılıç: Bu tamamen kadınların başarısıdır kesinlikle. Erkek egemen bir sistemde yaşıyoruz. Erkeklik hepimizin nüfuzuna işlemiş. LGBTİ bireylerin insan haklarına ve onurlarına atfedilmiş bir hafta ve bir yürüyüş olarak düşünüyoruz. Bütün kimliklerin eşit oranda görünür olmasına dair sıkıntımız var. Biz İstanbul Onur Haftası olarak kimlikleri ve yönelimleri politik anlamda görünür kılmak zorundayız.

– İstanbul LGBTI Pride bir dernek mi?

Elif Avcı: Hayır değil. Istanbul LGBTI Pride bir kollektif yapı. En başından beri Lambda Istanbul Taksim’de olduğu için bize bugüne kadar hep ev sahipliği yaptı. Zaten bu grubun bağımsız olduğunun altı çok çizildi. Özellikle bunu Lambda Istanbul çok belirtti. Istanbul LGBTI Pride, bağımsız bir oluşumdur. Kendi kaynağını kendisi üretir. Herhangi bir derneğe, bir örgüte ya da bir partiye bağlı değildir. Bileşenleri olan çatı bir oluşum.

– Kendi kaynaklarınızı nasıl üretiyorsunuz peki!

Şevval Kılıç: Daha önceden İstanbul’da bulunan yabancı konsolosluklar küçük küçük maddi yardımlarda bulunuyorlardı. Bileşenimiz olan LGBTİ dernekleri üzerinden yapılıyordu. Bu sene tamamen bağımsız olduk. Aslında çok ta iyi oldu. İki tane party düzenledik. LGBTİ dostu bir belediye bize bayraklarımızı yapıyor. Bir kurum broşürlerimizi basacak. Bir çok mekan bize kapılarını açtı. Demek ki oluyormuş biz bunu gördük.

– Özellikle İslami medyada yapılan bu LGBTİ etkinlikleri ile sizlerin eşcinselliği yaymaya çalıştığınız iddia ediliyor. Eşcinsellik böyle organizsayonlarla yayılabilecek bir olgu mu?

Elif Avcı: Keşke eşcinsellik yayılabilir bir şey olsa. Ben öyle kadınlar görüyorum o kadar güzeller ki azıcık bulaştırıp onlara etkilemeyi çok isterdim ama maalesef ki bu kimlik ve yönelim meselesi öyle olmuyor. Biraz süründüğünde geçseydi gerçekten yayılabilirdi. Çocuklarımızın bu kadar eşcinsellikten etkilenmesine önem veriyorsak eğer nefret söylemi üreten, kendi çocuğunu cinsel istismar eden yeterince figür görüyoruz ekranlarda zaten. Onlara bir müdahale etsinler bence önce. Tek bir kız çocuğuna bütün köyün yıllarca tecavüz ettiğini ve köy sakinlerinin buna sessiz kaldığını duyduk gördük öğrendik. Önce bunları çözsünler sonra bize gelsinler. Bu yürüyüş için büyük bir lobi çalışması yürütülüyor. Milletvekilleri ile konuşuluyor, Avrupalı parlamenterler, konsoloslar aranıyor. Ak Parti biz hoş görülü olduğumuz için yürüyorlar diyor ancak aslında yürüyebilmek için çalmadığımız kapı kalmıyor. Taksim’de onur yürüyüşü yapmak o kadar kolay bir iş değil. Bizim arkamızda bu kadar çok büyük bir lobby olmasaydı çoktan keserlerdi bu yürüyüşün önünü kesmişlerdi.

Şevval Kılıç: Çocuklarımız var gençlerimiz var bunları etkiliyorsunuz derler hep. O zaman çocuklarınızı her gördüğü şeylerden etkilenen bireyler olarak yetiştirmeyiniz lütfen. Mesela biz zencilerle gezince zenci mi oluyoruz. Yönelimde böyle bir şey.

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan eşcinsellerden pek hoşlanmıyor. Her konuşmasında da bunu açıkça dile getirdi. Söylemlerinde de hedef gösterdi kimi zaman LGBTİ bireyleri. Sizin bu kadar kapsamlı ve geniş bir zamana yayılmış programınız nedeniyle tepki çeker misiniz?

Şevval Kılıç: Cumhurbaşkanımız ne olur azıcık kızsın. Ben Sünni, Türk, hetero olmayan kimliklerin tamamına yönelik nefret söylemlerinin yatan sebebin bir fobi olduğuna inanmıyorum. Çok daha basit ve küçültücü bir şeye dayanıyor. Para ve iktidar. Bu insanlar para ve iktidar sevdasına düştükleri için her türlü nefret söylemini, çılgınlığı ve manyaklığı yapabilirler. Gözleri dönmüş bu yüzden. Bence AKP’nin yaptığı da tam da bu. İktidarı ve parayı kaybetmemek için. İdeolojiye sevdalanmak falan değil yani.

– Seçim demişken HDP’nin barajı geçmesinin ardından HDP eş başkanlarının balkon konuşması olmuştu. Orada Eş başkan Selahattin Demirtaş’ın yaptığı konuşmasında “LGBTİ” ifadesinin kullanmaması tepki çekti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şevval Kılıç: Çok önemli ve tarihi zamanlardan geçiyoruz. Bizler beş yıl sonra Gezi’yi anlatır gibi bugünleri anlatacağız birbirimize. Muhteşem şeyler oluyor. Şimdi biz bunları sindirme aşamasındayız. HDP’yi hiçbir şekilde fanatikleştirip putlaştırmayalım. Şu aşamada HDP’nin tamamen desteklenmesi gerekiyor. Tabii bu arada kendi demokratik haklarını kazandıktan sonra onu eleştirmeyeceğiz anlamına gelmez. Çünkü HDP en çok eleştireceğimiz parti olacak. Çok seveni çok bileşeni var. Her partiden daha çok iş yapması gereken bir parti. Tek tip olmayan bir tabanı var. Halkların demokratik prtii çok ağır bir söylem. İçerisine çok fazla şey giriyor. Pek çok kimliği barındıran bir çatı parti.

Elif Avcı: Evet balkon konuşmasında LGBTİ’leri anması gerekirdi evet ama olmadı diye de yüklenmemek lazım. Biz bundan sonraki süreci birlikte şekillendirmek amacıyla yola çıktık. O demiyorsa bizim hareketimiz bunu dedirtecek güce sahip artık. Bunula birlikte meclise 98 kadın milletvekili girdi. Açık kimlikli bir LGBTİ vekil seçilmemiş olabilir ama meclisteki kadın sayısının çoğalması çok önemli. Bununla birlikte HDP’nin açık kimliğiyle feminist olarak ve LGBTİ aktivisti olarak kendini tanımlayan kadın vekilleri var mecliste. HDP, seçim öncesinde seçilecek olan adaylarımızın tamamı LGBTİ hakları için çalışacaktır demişti. Bu büyük bir sözdür ve takip edilecek bir sözdür.

– Istanbul LGBTI Pride uluslararası medya “Orta Doğu’nun en büyük LGBTİ etkinliği olarak tanımlanıyor. Sizce de öyle mi?

Elif Avcı: Türkiye müslüman bir ülke olarak tanımlanıyor olması gereği Orta Doğu’daki, İran’daki ve Arap yarımadasında homofobi ve transfobiden çeken LGBTİ’ler için çok büyük bir rol oluyor. Bu nedenle bir açıdan bu bir Orta Doğu etkinliği. Bu sene onur yürüyüşünde Arapça lolipoplarımız olacak. Çünkü mülteci konusu her ne kadar görülmemeye çalışılsa da mülteci nüfusu giderek artıyor. Mülteciler kamplara yerleştiriliyor. Özellikle bir LGBTİ bireyin o kamplarda yaşamı korkunç bir şey. Hele ki kimliğini birisi öğrenirse. Bunun görünür kılınması giderek önem kazanıyor…

Şevval KılıçMurathan Mungan’ın dediği gibi “Avrupa İstiklal Caddesi’nden başlar” İstanbul Türkiye’nin geri kalanını yansıtmıyor. Ben hala burada Orta Doğu’nun erkek egemen izlerini görüyorum. Bu kadına ve LGBTİ’lere yönelik biraz nefretten kaynaklandığını düşünüyorum. Transfobinin altında kadına yönelik nefretten kaynaklandığını düşünüyorum. İstanbul gittikçe Avrupalılaşan hatta batımızdaki birçok ülkeden daha Avrupai bir şehir denile bilinir ama erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Bilgi çağında yaşıyoruz. Bizlerin doğduğu zamandan farklı bir zamanda doğuyor çocuklar. Ellerinde akıllı telefonlar, tabletler falan. Bilgi dünyanın her yerine ışık hızıyla ulaşıyor. Bu devranın değişme arifesindeyiz bugün. Şuan değişiyor biz bunu göremiyoruz içinde olduğumuz için. Geçtiğimiz yıl İran’dan bir grup lLGBTİ birey geldi Istanbul LGBTI Pride için. Grup, “Ahmedi Nejad we are here” diye slogan atmışlardı. Çünkü Ahmedi Nejad, İran’da eşcinsel yoktur demişti.

– Istanbul LGBTI Pride ve Istanbul Trans Pride gibi etkinliklerin yanı sıra son dönemde trans kadınlara yönelik trans defilesi ve güzellik yarışması yapılmaya başlandı. Çok dikkat çekti ilgi gördü. Bu etkinlikleri de LGBTİ aktivizmi kapsamında düşünebilir miyiz?

Şevval Kılıç: Ben çok onaylamasam da güzellik yarışması ve defile tam da toplumunun gösteri malzemesi olarak tanımladığı ilgi gören etkinlikler. Ben şahsen onaylamıyorum böyle bir prezantasyonu ama bir çok trans kadını bir araya getirdi. Bu açıdan önemsiyorum. Mesela elde edilen gelirle Trans Misafirhanesi’ne yardım yapıldı. Çok güzel bir örnek oldu. Demek ki böyle adımlarla başlamak gerekiyor. Yavaş yavaş onlar da politize olacaklar.

Elif Avcı: Herkesin geldiği farklı politik alt yapılar var. Farklı düşünceler var. Hepimiz aynı olmak zorunda değiliz. Onların yaptığı defile ve güzellik yarışmasının yankıları da çok güzel oldu. İyi sonuçları oldu. Olumlu yanlarına bakmak lazım. O alt yapının getirdiği faydanın sonucunu yaşadık mı yaşadık. Bu çok büyük ve önemli bir şey.

– LGBTİ ailesinde “G” ve “T” ler daha çok görünür sanki. Peki diğer özneler çok ta görünür değiller mi?

Elif Avcı: Kimse lezbiyen ve biseksüel görünürlüğünü konuşmuyor. Çünkü ben yıllarca bunu yaşadım. Mesela LGBTİ eylemlerinde elimde bayrak ya da dövizle beni görüp yanıma gelen vatandaşlar “Ahh ne güzel LGBTİ dostu musun” diye sorarlardı. Ben de “hayır direkt ibneyim ben “derdim. Onur yürüyüşündeki kadınların her zaman gay ve trans arkadaşlarına destek olmak için oraya gittikleri düşünülür. Ama biz lezbiyen ve biseksüel kimliklerimizle oradayız. Tuttuğum pankarttan benim en fazla LGBTİ dostu olabileceğimi düşünüyorlar. Benim lezbiyen olabilme ihtimalimi asla düşünmüyorlar ya da dillendirmiyorlar. Zaten o vatandaşın kafasında nasıl sevişiyorsunuzdan girip başka yerden çıkıyor. Bu nedenle lezbiyen ve biseksüel görünürlüğü çok önemli. Zaten görünmez olmak kadın görünmezliğiyle çok doğru orantı. Bizim bir rol model alacak bir kişimiz bile yoktu. Sizin gibi bizim bir Bülent Ersoy’umuz hiç olmadı. Ben kız arkadaşımla sokakta yürürken tacize uğruyorum. Erkekler tarafından “gel biraz da benim elimi tut” ya da “aranıza gireyim mi kızlar” gibi sözlü tacize maruz kalıyoruz. Lezbiyenlik ve biseksüellik konusunda çok geride olduğumuzu düşünüyorum.

Şevval Kılıç: İnsanlar teşhis edebildiklerini adlandırıyor. Bir transı, tırnak içerisinde kırıtan ya da ayol diye konuşan bir ibneyi ayırt etmek onlar için çok kolay. Onlar da ibneliğe yönelik böyle bir imaj var. Şimdi Elif’e bakınca insanlar yönelimine dair kafalarında bir ipucu göremedikleri için direkt hetero bir kadın olarak tanımlıyorlar. Kimse bu kadının bir lezbiyen mi biseksüel mi olduğunu düşünmüyor. Hetero kadındır diyip damgalayıp kenara atıyorlar. Ama ben söz konusu olduğumda ya da efemine bir ibne söz konusu olduğunda 3 yüz metre öteden daha tamam bu ibne deyip ayırıyor. Tabii Elif için çok daha zor görünmeyecek adı kolay kolay. O, hepimizden daha çok bağıracak ben buradayım diyecek. Adama bir çük verilmiş zannediyor ki bütün dünya o çükün etrafında dönüyor. Bunlara anne ve babaları tarafından o kadar idrak ettirilmiş ki bu çükün ne kadar şahane olduğu, iki kadının el ele tutuşmasının da bir erkeğin zevki için yapılmış olduğu inancına kapılıyorlar. Hani bencil, egozantrik veya megaloman bile diyemeyeceğim bir tür sikomaniye histerisi içinde dolaşan bir grup adamdan bahsediyoruz yani.

– Peki geçtiğimiz günlerde pop şarkıcısı demet Akalın’la ilgili bir haber vardı. Akalın için Türkiye’nin ”gay icon” u olduğu iddia edildi. Türkiye’nin” gay icon” ları var mı?

Şevval Kılıç: Bir sürü “gay icon” var Türkiye’de. LGBTİ’lerin şarkılarını dinlemekten çok hoşlandığı, eğlendiği ve çılgınlar gibi dans ettiği pek çok isim var. Ama en “gay icon” demek çok iddialı bir söylem. Bütün kadınların sevgilisi demek gibi bir şey bu. Ulan en “gay icon” Bülent Ersoy yani.

Istanbul LGBTI Pride’ın resmi internet sayfasında da daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

http://tr.prideistanbul.org/

Stone Wall ayaklanması

Sylvia Rivera

Sylvia Rivera

New York Şehri’nde Manhattan yakınlarında Greenwich Village adlı semtte bulunan genelde eşcinsel ve transların gittiği bir mekan olarak bilinen Stone Wall adli gece klübü, 28 Haziran 1969 tarihinde sabahın ilk saatlerinde yaşanan polis baskınıyla çok sayıda eşcinsel ve trans birey polis tarafından işkence edilerek gözaltına alındı. O sırada bar da bulunan Sylvia Rivera adlı trans kadın polise taş atarak direnişi başlattı. Onu gören diğer eşcinsel ve translar da polisin şiddetine karşı tepki gösterdi. Stone Wall Ayaklanması olarak tarihe geçen bu olay bütün dünya genelinde “pride” yani “onur” günü olarak büyük katılımlarla yürüyüş gerçekleşmesine neden oldu. 1951 yılında New York’ta doğan Sylvia Rivera, yine aynı şehirde 19 Şubat 2002 yılında 50 yaşındayken kaldırıldığı St. Vincent Hastanesi’nde kara ciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Sylvia Rivera adı tarihe bir kahraman olarak geçti.

‘Onur Haftası sloganları ortak bir isyandan doğuyor’

'Onur Haftası sloganları ortak bir isyandan doğuyor'

1969 yılında, New York’taki Stonewall Inn adlı barda baskıya ve şiddete dayanamayan eşcinseller ayaklanmış, kendileri üzerinde baskı kuran polisi bara hapsetmiş ve dört gün boyunca sokaklarda çatışılmış, eylemler yapmıştı.

LGBTİ mücadelenin dönüm noktalarından biri olan bugün dünyanın her yerinde Onur Haftası olarak kutlanıyor. Türkiye’de ise Onur Haftası ilk defa “Cinsel Özgürlük Haftası” adı altında, 1993 yılında kutlanmak istendi. Ancak valiliğin izin vermemesi ve yurt dışından gelen konukların sınır dışı edilmesi sonucu etkinlikler gerçekleştirilemedi. Geçtiğimiz yıl İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüşte 70 bin kişi özgürlük için yürüdü.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Onur Haftası organize komitesi aktivistleriyle ile Onur Haftası’nı konuştuk.

Türkiye’de düzenlenen Onur Haftası etkinlikleri, çeşitli aşamalardan geçti ve günümüze kadar geldi. Bu süreci bize özetler misiniz?

İlk Onur Yürüyüşü, 2003 yılında 40 kişilik “kalabalık” bir grupla gerçekleştiğinde İstiklal Caddesi’ndeki insanlar “Kim bu deliler?” ya da “sapıklar” gözüyle bakmıştı bizlere.

Beyoğlu’nda 2 Temmuz 1993’te ‘Cinsel Özgürlük Etkinlikleri’ adı altında yapılması planlanan ilk Onur Yürüyüşü ve üç günlük etkinlik programı, İstanbul Valiliği tarafından ‘‘Örf ve adetlerimize, toplumumuzun değer hükümlerine aykırı’’ olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. Yürüyüşten önceki gece polis, aktivistlerin kapılarını kırıp evlerini basmış, yürüyüş günü de İstiklal Caddesi’ni ablukaya almıştı. Cadde’de eşcinsel olduğundan şüphelenilenler gözaltına alınmış ve yurt dışından gelen katılımcılar sınır dışı edilmişti. İlk Onur Yürüyüşü ancak on sene sonra 2003’te, yaklaşık 40 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirilecekti.

Haftanın etkinlikleri de oldukça kısıtlı imkanlarla gerçekleşmişti. Hafta diyoruz lakin birkaç günlük bir etkinlik dizisi idi. İlerleyen yıllarda LGBTİ hareketi büyüyüp geliştikçe Onur Haftası etkinlikleri de hem içerik hem de katılımcılar açısından zenginleşti, kalabalıklaştı. İlkini 40 kişiyle yaptığımız bu yürüyüşün bugün 80 binden fazla insanla gerçekleşiyor olması birçok zorlukla mücadele eden hareketin tüm bu olumsuzluklara rağmen nasıl direnç gösterdiği ve bugünlere geldiğini gösteriyor.

Bu süreci kısaca özetlersek; Her yıl artan katılımcı sayısı sonraki yıllardaki etkinliklerin organizasyonuna daha fazla insanın katılması ve hareketin görünürlüğünün artması Onur Haftaları’nın da daha çok duyulmasına ve daha çok insan tarafından sahiplenilmesini sağladı. Elbette ki birçok olumsuzluk yaşandı lakin geldiğimiz noktada bizler bu olumsuzluklara değil, 80 bin kişinin barışçıl bir biçimde yürüdüğü fotoğrafa bakmayı tercih ediyoruz.

Peki bu süreç içerisinde ne gibi zorluklarla karşılaşıldı?

En sık yaşadığımız etkinliklerimizi yapmak için mekan bulamamaktı sanırım. “Sapıklara yer yok” diyen de oluyordu, “buraya aileler geliyor” diyen de. Birçok mekan bize kapılarını açmak istemiyordu. Yürüyüş öncesi ofisi arayıp tehdit edenler oluyordu. Bu birkaç yıl sürdü sektirmeden. Lakin tehditler telefonda kaldı şükür. Kalabalıklaştıkça o telefonlar da kesildi. Maddi imkansızlıklar nedeniyle de istediğimiz her etkinliği yapamıyorduk. Yurt dışından katılımcı davet edemiyorduk, sanatçıları sahneye çıkartamıyorduk… Medyadaki sorunlu ve hedef gösterici haberler birçok kişinin etkinliklere katılmasını engelliyordu.

Bu sene 22- 28 Haziran 2015 tarihleri arasında Onur Haftası gerçekleştirilecek. Bu süre zarfında ne gibi etkinlikler düzenlenecek?

Hafta programımız paneller, atölyeler, forumlar, piknik ve partilerden oluşuyor. Paneller kapsamında Türkiye’deki eşcinseller, translar ve seks işçilerinin sorunlarına odaklanan iki araştırmanın sunumu olacak. LGBTİ bireylerin toplumda yaşadıkları sorunları biliyoruz ama bu sorunlar ne düzeyde ve ne gibi çözümler gerekli bu anlamda rapor sunumları çok önemli.

Hapisteki LGBTİ’lerin deneyimlerinin aktarılacağı panelde “özel” hapishaneleri konuşacağız. Türkiye’deki LGBTİ örgütlenmeleri (Kocaeli’nden Mersin’e bu örgütlerin sayısı son yıllarda arttı) bir araya geldiği forum, bu yılın Onur Haftası teması Normal’in konuşulacağı forumlarımız var.  LGBTİ bireyler olarak toplumsal normlara uyum sağlamaya çalışmıyoruz, şöyle ki toplumsal normlar kadın-erkek ikiliğine, tek cinsel yönelime yani heteroseksüelliğe, tek aile biçimine, belirli davranış, giyiniş kalıplarına dayanıyor, bunlar aracılığıyla sınıflı, heteronormativ ataerkil toplum onaylanıyor. Forumumuzda hem bu bağlamda “normal olmayı” hem de LGBTİ hareket içinde ne gibi normlar hayatımızı şekillendiriyor ya da tek tip eşcinsel ve trans algısı dışında varoluşumuzu ifade edebiliyor muyuz, bunları konuşacağız.

Atölyeler arasında, liseli LGBTİ’lerin akran zorbalığını konuşacağı buluşma, lezbiyenler için cinsel sağlık atölyesi, beden atölyesi, ruh sağlığı çalışanlarının buluşacağı atölye, pedagojiye queer yaklaşım, şiddetsizlik, lgbtiqa (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks, queer, aseksüel) bireyler ve cinsel şiddet, sakatlık ve lgbti hareketi, Hiv, işaret dili konulu atölyelerimiz var.

Ayrıca Onur Haftası sırasında düzenleyeceğimiz “Nerdeen Nereye” sergisi kapsamında sergi sanatçıları, seçici kurul ve kuratörlerin katılımıyla bir buluşma gerçekleştireceğiz. 80’lerde “Lubunya Olmak” tiyatro oyunu, “Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim” tek kişilik gösterisi ve “Seni Seviyorum” performansı gerçekleştirilecek.

24 Haziran Çarşamba akşamı Şişli Kent Kültür Merkezi’nde ise bu yılın homofobik, transfobiklerinin ödül olacağı 11. Hormonlu Domates Ödül Gecemiz var. Onur Haftası her yıl olduğu gibi bu yıl da kitlesel Onur Yürüyüşü ile sonlanacak. 28 Haziran Pazar günü 17.00’da hep birlikte Taksim’den Tünel’e şarkılarımız, sloganlarımızla yürüyeceğiz.

Onur Haftası kapsamında bir de Onur Yürüyüşü düzenleniyor. Bu yürüyüşe sadece eşcinseller değil aynı zamanda heteroseksüel bireyler de katılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yürüyüşün eşcinsel sorunlarının anlaşılması noktasında bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

LGBTİ hareket olarak yıllardır yalnızca LGBTİ bireylerin özgürlüğü için mücadele yürütmüyoruz; homofobiye, transfobiye, heteroseksizme, heteronormativiteye, ataerkilliğe, ırkçılığa, militarizme, milliyetçiliğe, sınıf eşitsizliğine yıllardır esaslı eleştiriler yöneltiyoruz. Sınıflı ve eşitsizliğe dayalı bir toplumda herkesi heteroseksüel olarak gören, cinselliği belirli kalıplara sıkıştıran, erkekliğin yüceltildiği, dinsel normları dayatan sistem yalnızca LGBTİ’lerin değil, herkesin sorunu. Özgürlük ve eşitlik talebimize bu nedenle sadece LGBTİ’lere değil, herkese yönelik bir çağrı olarak yöneltiyoruz.

Diğer yandan kendimiz dışında ezilen, yaşam hakkı başta olmak üzere hakları baskılanan her birey ve grupla da birlikte söz üretmeye çalışıyoruz, bu nedenle yıl boyunca çeşitli etkinlikler, eylemler ve işbirlikleri yapıyoruz: Gezi direnişi konusunda LGBTİ’lerin aktif bir bileşen olması, translara yönelik şiddete karşı çıkarken polis ve devlet şiddetinin son bulmasına yönelik söz üretmemiz gibi… Dolayısıyla LGBTİ’lerin sorunlarına destek verenlerle birlikte yürümek ve söz üretmek bizim için çok önemli.

Özellikle Gezi eylemleri sürecinde eşcinsel bireyler bu eylemleri destekledi. Geçtiğimiz yıl düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne ise 70 bin kişilik rekor bir katılım gerçekleşti. Eşcinsellerin Gezi sürecini desteklemesi Onur Yürüyüşü’ne olan ilgiyi arttırmış diyebilir miyiz?

Onur Yürüyüşü’ne yıllardır artan bir katılım var. Gezi’den önce de katlanarak artıyordu. Gezi zamanında farklı gruplarının birbirini tanıması etken olmuş olabilir. Gezi direnişinden sonra en yakın tarihli sokağa çıkma Onur Yürüyüşüydü. Ayrıca LGBTİ hareketin diğer sosyal hareketlerle birlikte iş yapması, taleplerine destek bulması, siyasi partiler ve sosyal hareketlerde (Gezi Direnişi’nde LGBT Blok gibi) LGBTİ oluşumlarının söz söylemesi ve görünürlüğünün artması da yürüyüşün kalabalıklaşmasına etken olabilir.

Türkiye’deki  Onur Haftası kutlamaları ile dünya genelinde yapılan kutlamalar arasında ne gibi farklar var?

Dünya genelinde kutlanan onur haftalarıyla kıyaslayacak olursak, Türkiye’deki haftanın özellikle Batı’daki haftalardan içerik ve söylem açısından ayrıldığını söyleyebiliriz. Batı’daki haftaların birçoğu artık sponsorlarla gerçekleştiriliyor ve içerikleri sadece partilerden oluşuyor. Daha çok bir kutlama havası hakim.

Türkiye’de bizim hala bir derdimiz var. Dert ettiğimiz meseleler var ve sadece lokal dertler de değil bunlar. Dünyanın birçok yerinde LGBTİ’lerin yaşadıklarını da kendi derdimiz kabul edip onlar için da bağırıyor, slogan atıyor ve kamuoyuna ulaştırmaya çalışıyoruz bunları. Sermayenin ya da sistemin değil kendi bildiğimizi okuyoruz hala. İstanbul Onur Haftası eğlenceyi politikayla harmanlayarak özellikle Batı’daki haftalardan ayrılıyor.

 “Velev ki ibneyiz!”, “Ayşe Fatmayı, Ahmet Mehmedi; birbirlerini sevebilmeli”, “Çürük değil eşcinsel”…Onur yürüyüşü sırasında ortaya renkli görüntüler de çıkıyor. Sanırım bunlardan en eğlencelisi sloganlar. Bu sloganlar nasıl ortaya çıkıyor?

Onur Haftası başlamadan önce yürüyüş için alınan toplantılarda, slogan atölyelerinde ya da bazen kendi aramızdaki  toplaşmalarda, partilerde ortaya çıkabiliyor. “Velev ki ibneyiz” yürüyüş öncesi bir toplantıda bir arkadaşımız tarafından ortaya atılmıştı, herkesi heyecanlandırmıştı bu slogan. “Nerdesin aşkım?”ı ilk kez bir doğum günü partisinde uyarlayarak kullanmaya başlamıştık. Belirleyici olan hepsinin ortak bir isyandan, coşkudan çıkıp sahiplenilmesi…

Bu sene temamıza uygun olarak “Normalleşmiyoruz – Genel ahlaksız”, “Yoldan çıktım – Böyle iyiyim”, “Direnişin O biçimi – yasak ne ayol!” lolipoplarımızla yürüyüşte olacağız. Eşcinselleri düzeltmeyi, normalleştirmeyi, gizlemeyi, küçük düşürmeyi amaçlayan sözleri alıp güçlendirici bir şekilde kullanmak istedik.

Onur Haftası kapsamında bir dizi etkinlik yapılıyor. Bu etkinliklerin finansmanını nasıl sağlıyorsunuz? Ya da şöyle soralım: Bu etkinlikleri kimler destekliyor?

Onur Haftası, sabit bir geliri olmayan, her sene sıfırdan yapılan bir organizasyon yapısına sahip olduğu için, destekleyen kurumlar ya da bireysel yardımlar her yıl farklılık gösteriyor. Bütçemizin en önemli kısmını yürüyüşte kullandığımız bayraklar, yerel örgütlerden aramıza katılacak olan aktivistlerin ulaşım masrafları, basılı materyaller oluşturuyor. Masrafları karşılayabilmek için, bu sene geçen senelerden farklı olarak kendimiz bütçe yaratma yoluna gittik. Uluslararası fonlama sitesi İndiegogo’ya “2015 İstanbul LGBTİ Onur Haftasına Destek Ol” adında bir kampanya yükledik. Kampanya kapsamında ihtiyaçlarımızı kalem kalem yazdıp, yapılan bağış karşılığında destekçilerimize küçük hediyeler hazırladık. Ayrıca; LGBTİ hareketinin içinden açık kimlikli arkadaşlarımızın belediye meclis yönetimlerine katılması, belediyelerin Onur Haftası’na destek olmalarını sağladı. Bu sene Şişli Belediye’si ve Beşiktaş Belediye’sinin desteğini alıyoruz. Bahsettiğimiz kaynaklara ek olarak, her sene hafta başlamadan yaptığımız Pre-Pride partileriyle hem eğleniyor hem de kendimize kaynak yaratıyoruz.

Peki Türkiye’de eşcinseller ne gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyor?

Eşcinsel bireylerin yaşadıkları sorunların başında eşcinselliği hala hastalık olarak görülüp yansıtılması (Selma Aliye Kavaf ve hükümet üyelerinin bu yönde açıklamaları mevcut, bazı doktorların ve sözde terapistlerin bunun düzeltilebilecek bir durum olarak yansıtıp “düzelme terapileri” sunması, ailelerin kişi eşcinsel olarak açıldığında reddetmesi, şiddet uygulaması -ne yazık ki bunun ölümle sonuçlandığını da görüyoruz-, eşcinsel ve trans bireylerin yaşadıkları baskılar sonucu intihar etmesi, kişilerin açık eşcinsel kimlikleriyle iş bulmakta zorlanması ve bunu saklamak zorunda kalmaları ya da işyerinde açıldıklarında işten atılabilmeleri, toplumun eşcinsel bireylere bakışının eşcinselliği kadınlıkla ve erkekliğe ihanetle eşdeğer görmesi nedeniyle ataerkilliğin de etkisiyle sokakta karşılaşılan şiddet ve genel olarak toplumda var olan ön yargılar diyebiliriz. Son olarak Boston Erkek Eşcinsel Korosu’nun Zorlu PSM’de konseri iptal edildi.

Eşcinsellerin varlığına bile tahammül edilmediği durumlarla karşılaşıyoruz. Bu nedenle birçok kişi kimliğini saklamak, ilişkilerini ve hayatını gizli yaşamak zorunda kalıyor. Vahdet gibi gazeteler eşcinselliği “sapkın” olarak niteleyip her gün nefret dilini körükleyen haberler yapılıyor ve buna müdahele edilemiyor. Bizler dayanışma ağlarımızı ve yollarımızı genişleterek tüm bunlara karşı güçlü durmaya ve yalnız olmadığımızı birbirimize söylemeye devam ediyoruz, bu konuda kamuoyu oluşturma çalışıyoruz, eylemler yapıyoruz.

Trans ve interseks bireylerin sorunlarını ise ayrı olarak ele almak gerekiyor. Translık ve intersekslik çok daha görünür olduğu için trans bireyler cinsiyet geçiş sürecini çok daha zor yaşıyor, trans seks işçileri çok sık olarak şiddete maruz kalıyor, öldürülüyor, bu sayının ne yazık ki her gün arttığını görüyoruz. Trans kadın ve erkekler beden geçişi olmak için kısır olmak zorunda, 2 yıl zorunlu terapi görüyorlar. Ayrıca toplumsal normlara uygun şekilde giyinip davranarak mahkemede kendilerini kanıtlamaları gerekiyor. Kısır olma şartının kalkmasını, kişinin kendi beyanıyla kolayca cinsiyet geçişi yapabilmesini istiyoruz. İnterseks bireyler içinse kişinin kendini nasıl hissettiği ve beyanı sorulmadan aile isteğiyle zorla yapılan ameliyatlar söz konusu.

Anayasada “Cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği”ne yönelik ayrımcılık yapılamayacağına ilişkin bir düzenleme yapılmasını, böylece yaşam hakkımızın garantiye alınmasını istiyoruz. Ayrıca nefret suçlarına karşı bir yasanın çıkması talebimiz de var. Tabii en önemlisi devlet ve hükümet düzeyinde LGBTİ’lerin yaşam hakkının tanınması ve her türlü şiddet ve baskıya karşı önlem alınması, nefret ve ayrımcılık dilinden vazgeçilmesini istiyoruz.

Geçtiğimiz aylarda baskılara dayanamayan Mehtap Zengin isimli trans birey Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son verdi. Ayrıca sık sık da trans bireylerin cinayet haberleri geliyor. Eşcinsel bireylerin güvenliği noktasında devletin bir çalışması yok mu?

Evet, maalesef trans intiharları günden güne artarak devam ediyor. Biz bu intiharların cinayet olarak düşünülmesini istiyoruz.

Ötekileştirmenin ve erkek egemenliğinin “altın yıllarını” yaşadığı bu günlerde toplumda var olan bu agresyon da kendi gibi olmayana tahammül edememe hali de en savunmasız insanların üzerinde patlayabiliyor.

Devletimizin “üreme dışı” olan tüm cinsel aktivitelere karşı olan tutumu malum, bu tutum kürtaj olmak ya da boşanmak isteyen kadınları etkilediği gibi biyolojik olmayan tüm diğer toplumsal cinsiyet ifadelerine sahip insanları da etkilemekte, devlet erkanından tutun da kolluk güçlerine kadar “nefret söylemi” neredeyse meşrulaşmış vaziyette. Devlet görevlilerince en azından nefret söylemi düzleminde kalan bu fobik tutum sokaktaki insan için eylem olarak tezahür edip LGBTİ bireylere yönelik nefret suçu oluyor.

Bununla mücadelenin bir ayağı anayasal değişiklik iken diğer bir ayağı da elbette toplumsal değişim. Toplumsal değişimlerin bir günde olmayacağı bilgisi ise en azından “gezi” ile biraz yıkıldı, yani toplumlar/kitleler bazen çok güçlü uyaranlar olduğu taktirde bir günde de aydınlanabiliyormuş bunu gördük. Daha önce hiç yan yana gelmediğimiz birçok kişi/grup/politika ile gayet küçük bir alanda günlerce hiç bir sorun yaşamadan var olabildik.

İşin çok daha üzücü olan kısmı devletin bu tutumunun sadece ideolojik (dini ya da ahlaki) kaynaklı homofobo/transfobi değil tamamen oy/menfaat kaygıları için körüklendiğini biliyor/görüyor olmamız. Bu devranın değişeceği günler hiç olmadığı kadar yakın.

Gençlik “yeni bir dünya” mümkün diyerek haykırıyor, meclise birden fazla farklı politikaların içinde var olarak geliyoruz. O zaman bütün bu nefret suçları Türkiye’nin ayağına çok ağır prangalar olacak. Dileğimiz devletin bu prangaların sayısı artmadan Türkiye’deki LGBTİ realitesini bir an önce görmesidir, biz zaten toplumsal değişim için yıllardır canımızı dişimize takmış çalışıyor 40 kişi ile başlayan onur yürüyüşünü 100 binlere çıkarıyoruz.

Röportaj: Yusuf Çifci, Gül Şengül

23. Onur Haftası: Aşkımızdan, neşemizden, hazlarımızdan ödün vermeyeceğiz

Her yıl on binlerce insan Haziran’ın son Pazar’ında LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) Onur Yürüyüşü kapsamında İstiklal Caddesi’ni baştan sona yürüyor. Her şey kendiliğinden gelişiyor gibi gözükse de lolipoplardan bayraklara, sloganlardan  yürüyüşten önceki hafta gerçekleşen etkinliklere kadar ciddi bir hazırlık süreci var. LGBTİ Onur Haftası nasıl hazırlanıyor, Onur Haftası ekibi kimlerden oluşuyor?

Onur Haftası, sene başında yapılan toplantı duyurularıyla bir araya gelen, örgütlü ya da örgütsüz, gönüllü olarak bu işi beraber yapmak isteyen insanların gerçekleştirdiği bir organizasyon. Bu ekibe ilk kez katılan birçok kişi daha sonra örgütlü olarak LGBTİ hareketinin içinde kalmaya devam etti. Ya da Onur Haftası ekibi içinde tanışan insanlar yeni örgütlenmeler, yeni dayanışma ağları kurdular. Yani onur haftası surecinin kendi içinde de üretici bir tarafı var. Yılların deneyimi olmasına rağmen her sene yeniden keşfeder gibi çalışılıyor. Bunun işleri zorlaştırıcı bir yanı da var ama bir yanıyla da yaratıcı ve amatör ruhu koruyarak sürekli yeni formlar bulunmasına imkân sağlıyor.

Öğrencilerden tasarımcılara, beyaz yakalıdan emekliye her yaş ve iş grubundan insanlar geliyor, toplantılar herkese açık olarak yapılıyor. Yılda bir kez sadece bu iş için bir araya gelen, zaman zaman birbirinden oldukça farklı görüşlere sahip olan insanlar haftalarca uzerine düşünüp konuşarak, aynı zamanda bütün teknik işlerin de takibini yaparak o yılın temasını, panelleri ve atölye içeriklerini belirliyorlar. Tabii bu süreci baştan sona yaşayan kişiler için onur yürüyüşü demek; slogandan megafona, bayraklarla lolipopların dağıtılmasından toplanmasına, o gün bile bir dolu işin peşinde koşturmak olduğundan, gün sonu katarsisi de çok daha güçlü bir şekilde yaşanıyor.

Geçtiğimiz yıl Onur Haftası’nda interseks aktivizminden engelliliğe, yerel LGBTİ örgütlerinden İranlı LGBTİ’lerin mücadelesine pek çok farklı konu ele alınmıştı. 23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nda hangi konu başlıklarının öne çıkması düşünülüyor?

Senenin geri kalanında gerektiği kadar konuşulmayan, yeteri kadar görünürlük elde edemeyen ya da gündemimizi oluşturmaya devam eden konuları tekrar tekrar konuşmakta bir sorun görmüyoruz. LGBTİ hareketinde henüz tüketilmiş olup da dosyası kapatılacak bir konu yok. Bunlar bir tarafa, bu sene dozu gittikçe artan sistematik baskı ve şiddet ile yeni direniş çatlaklarını konuşacak, okları bir yandan kendimize de çevirerek hareketin içindeki şiddet ve baskı hallerini irdeleyecegiz. Heteroseksist ve normatif baskının üzerimize nasıl sindiğini, ahlâkçılığı hangi şekillerde içselleştirerek birbirimize yansıttığımızı ve birbirimizi baskıladığımızı da sorgulamak istiyoruz.
Bununla beraber, hak mücadelesinin kendi mahremimizde istediğimizi yapma hakkı değil, kamusal alanda özgürce var olmaya dair bir talep olduğunu, normalleştirici bir dayanışmayı değil farklılıklarımızın gözetildiği bir siyasetin arayışında olduğumuzu vurgulayarak sadece dayanışmaya değil, hareketin içerisi ve dışarısı arasında bir ayrım yapmadan herkesi heteroseksizm ve normativiteyle yüzleşmeye çağırıyoruz. Aşkımızdan, neşemizden ve hazlarımızdan ödün vermeden, kendi dünyalarımızı da açmak, konuşmak istiyoruz.

Onur Haftası’na destek toplamak amacıyla Indiegogo üzerinden bir kampanya başlattınız. Geçtiğimiz yıl masraflar ne ölçüde oldu, bu yılki öncelikli ihtiyaçlar nelerdir? 

Her yıl sıfırdan bir Onur Haftası düzenlediğimiz için, bu aslında sıfırdan bütçe yaratmak demek. Sabit bir gelirimiz olmadığından her yıl farklı kaynaklar yaratmaya çalışıyoruz. Onur Haftası bütçesinin en önemli kısmını yürüyüş sırasında kullandığımız bayraklar, lolipoplar, basılı materyaller ve yerel örgütlerden aramıza katılacak aktivistlerle panel katılımcılarının ulaşım masrafları oluşturuyor.

Bu yıl bu masrafların altından nasıl kalkacağımıza gelince: Geçen yıldan farklı olarak, bu yıl Indiegogo’ya ihtiyaçlarımızı kalem kalem yazdık. Müstakbel destekçilerimiz için de tarafımızca hazırlanacak küçük hediyeler hazırladık. “2015 İstanbul LGBTİ Onur Haftasına Destek Ol” başlığıyla bir kampanya açarak, yukarıda saydığımız tüm bu masraflarımız için destekçilerimizden yardım istedik.

Yeri gelmişken açıkça söyleyelim, henüz bu konuda çok dikkat çekmeyi başaramadık galiba. Bütçemiz hâlâ oldukça minik ve bu açıdan küçük-büyük demeden her türlü maddi katkıya ihtiyacımız var. Onur Haftası’nı hep birlikte örgütlemenin bir yolu da bu olacak. Etkinliklerle partilerin ücretsiz olduğu güzel bir gelecek ve hep beraber hazırlayacağımız bir Onur Haftası için, herkesi Indiegogo’da adını belirttiğimiz kampanyaya girip miktarı ne olursa olsun destek vermeye çağırıyoruz.

Onur Haftası’na yerel yönetimlerden destek ne ölçüde?

LGBTİ hareketinin içinden, açık eşcinsel kimlikli arkadaşlarımızın belediye meclis yönetimlerine katılması, LGBTİ’lerin ihtiyaçlarının söz konusu belediyeler açısından önceliğini arttırdı. Şişli Belediyesi geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da etkinliklerimiz için mekân sağlıyor; broşür, lolipop ve afişlerimizin baskı masraflarını üstleniyor. Aynı şekilde Beşiktaş Belediyesi de matbaa giderleri ve gökkuşağı bayrakları için Onur Haftası’na destek oluyor.

İstanbul LGBTİ Onur Haftası’na cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği ne olursa olsun farklı kesimlerden insanlar katılıyor. Hiç bilmeyen birine “bu haftaya şu yüzden destek olmalısınız” diyecek olsanız ne derdiniz? LGBTİ’ler neyin mücadelesini veriyor?
LGBTİ mücadelesi bizlerin yaşam hakkı ve cinsel özgürlük mücadelesi olduğu kadar, varoluşları tektipleştiren egemen düşünceye karşı farklı oluş ve kimlikler için de aynı talepleri dillendirdiğimiz bir alan. Bizler yalnızca kendimiz için değil; erkeğin, gücün ve paranın egemen olduğu; dinsel, cinsel, ırksal, bedensel farklılıklara yer bırakmayan düzenin tamamına karşı mücadele ediyoruz. Homofobiye, transfobiye, heteroseksizme, heteronormativiteye, ataerkilliğe, ırkçılığa, militarizme, milliyetçiliğe, kapitalizme yıllardır esaslı eleştiriler yönelten bir hareket olarak, bunların birbiriyle iç içe geçmiş bir şekilde sürekli yeniden üretildiğini, toplumsal ilişkilerin de bu düzenin altyapısını oluşturduğunu ve birbirimizle kurduğumuz ilişkiler bütünüyle dönüşmediği sürece bu döngüden tek başına hiçbir grubun kurtulamayacağını düşünüyoruz.
Bizim heteronormatif düzende oluşturacağımız çatlakların benzer bir his ve mücadele içinde olanlara da alan açmasını umuyoruz. Bizler aile, toplum tarafından inşa edilen cinsiyet ve heteroseksüellik normlarına karşı taviz vermeden hizayı bozan tüm bedenlerin cesaretine, bu düzene sığmayan arzuların, ilişkilerin, cinselliklerin kudretine inanıyoruz. Bu nedenle, farklı toplumsal mücadelelerle bireysel varoluşların taleplerini de yanımıza alarak, Haziran’ın son Pazar günü LGBTİ hareketi içerisindeki tüm renklerle birlikte yürümek ve gülmek için herkesi yürüyüşe çağırıyoruz.

Hormonlu Domatesler Sahiplerini Buldu

hormonlu_domates (6)

BAŞBAKAN ERDOĞAN BU YIL DA ÖDÜL SAHİBİ OLDU!

22. Onur Haftası kapsamında İstanbul’da düzenlenen 10. Hormonlu Domates Ödül Töreni kırmızı halı geçidi ile başladı. Sonuçları halk oylamasıyla belirlenen Hormonlu Domates Ödülü’ne siyaset kategorisinde Başbakan Erdoğan layık görüldü. Gecede Futbolcu Mateja Kezman, Okan Bayülgen, Yeni Akit Gazetesi, Yeditepe Üniversitesi, Bafra Cezaevi, Kızılay AVM, TBMM gibi kişi ve kurumlar da homofobik tavırlarından dolayı ödül aldı.

Her yıl halk oylamasıyla seçilen ve bugüne kadar Başbakan Erdoğan’dan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e, Oyuncu Necati Şaşmaz’dan Sabah Gazetesi Yazarı Engin Ardıç’a kadar pek çok tanınmış isme layık görülen Hormonlu Domates’ler dün akşam sahiplerini buldu. 22. LGBTİ İstanbul Onur Haftası kapsamında, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen 10. Hormonlu Domates Ödül Töreni Kırmızı Halı Geçidi ile başladı. Törene LGBTİ bireyler ve dostlarının yanı sıra birçok sanatçı, politikacı, aktivist, sivil toplum kuruluşu ve demokratik kitle örgütü temsilcileri de katıldı. İstanbul LGBTİ Onur Haftası kapsamında düzenlenen ve internet üzerinden yapılan halk oylamasıyla sonuçları belirlenen Hormonlu Domates Ödülü’ne siyaset kategorisinde açık arayla Başbakan Erdoğan, medya kategorisinde Yeni Akit, eğitim kategorisinde Yeditepe Üniversitesi, spor kategorisinde Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Mateja Kezman, yaşam alanları kategorisinde de Kızılay Alışveriş Merkezi layık görüldü. Bu yılki adaylar arasında İçişleri Bakanlığı, Van Valiliği, Bafra Cezaevi gibi kurumların yanı sıra Shakira ve Rihanna’nın lezbiyen performanslarının olduğu video klibi yayımlayan kanallara eşcinselliği teşvik etmek gerekçesiyle para cezası veren RTÜK de vardı. RTÜK, Telekom ve Kanal D’nin yarıştığı sansür kategorisinin birincisi LGBTİ örgütlerin sitelerine erişimi yasaklayan TBMM oldu. Eğlence kategorisinde yarışan Osman Sınav ve Vine fenomenleri liderliği Okan Bayülgen’e kaptırdı. Eşcinselliğin propagandasını bir yasayla yasaklayan Rusya beynelmilel, eşcinsel polis memurlarına ağır disiplin cezaları uygulayan İç İşleri Bakanlığı da kurum kategorilerinin birincileri oldu. Ödül alanlar alkışlar yerine yuhlarla kutlandılar.

Trans oyuncular sahnede

Adını, Erman Toroğlu’nun “Hormonlu domates yemeyin homoseksüel olursunuz” açıklamasından alan ödül töreninin sunumunu başarılarıyla adından söz ettiren tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Seyhan Arman yaptı. Homofobi ve Transfobi Ödülleri gecesinde, “Kayıp Şehir” dizisinden tanıdığımız trans sanatçı Ayta Sözeri mini bir konser verirken Taraf Gazetesi Köşe Yazarı, Oyuncu Esmeray da geceye özel hazırladığı tiyatro oyunuyla sahne aldı. Gecede hayatını nefret cinayetleri nedeniyle kaybeden translar da anıldı.

Onur Yürüyüşü bu pazar
LGBTİ’lerin hak mücadelesinin ve taleplerinin gündeme taşındığı 22. LGBTİ  Onur Haftası, İstanbul’da gerçekleştirilen en kitlesel yürüyüşlerden biri olan LGBTİ Onur Yürüyüşü ile son bulacak. Taksim’de, “Faili Devlet” başlığı altında gerçekleştirilen Trans Onur Yürüyüşü’nün ardından lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks harekete destek veren herkes, “Tüm renklerimiz ve coşkumuzla buradayız, alışın, gitmiyoruz!” demek için 29 Haziran Pazar günü İstiklal Caddesi’nde toplanacak.

hormonlu_domates (4) hormonlu_domates (7) hormonlu_domates (8) hormonlu_domates (10)