15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne Valilik Yasağı Kararına Onur Haftası’nın Cevabı

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası 1993 senesinden beri düzenlenmekte olup, 2002 senesinden beri İstiklal Caddesinde yapılan onur yürüyüşü ile sona ermektedir. Bu sene 15.’si düzenlenecek olan İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne İstanbul Valiliği web siteleri üzerinden yaptıkları açıklama ile izin verilmeyeceğini açıklamış bulunmaktadır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, en temel insan haklarından biri olan ifade özgürlüğünün bir parçasıdır ve gerek anayasal gerek uluslararası sözleşmelerce koruma altına alınmıştır. Bu yasak gerek AİHM içtihatları, gerek uluslararası sözleşmeler, gerek iç hukuktaki kanun ve anayasaya aykırıdır.

Ayrıca yapılan açıklamada Valiliğe 2911 sayılı kanun hükümleri uyarınca usulüne uygun bir başvuru yapılmadığı söylenmiştir. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası ekibi olarak 5 Haziran 2017 tarihinde yazılı başvuru yaparak İstanbul Valiliği ile görüşme talebinde bulunmuş olduk. Ayrıca verdiğimiz dilekçe ile Onur Haftası ve yürüyüş tarihleri ve yürüyüşün planlanan konumu da valiliğe bildirilmiştir.

Valilik açıklamasındaki “toplumun farklı kesimlerinden çok ciddi tepki gösterildiği” ifadesi LGBTİ+’ların da bu toplumun bir parçası olduğu gerçeğini göz ardı etmekte, bundan da önemlisi nefret suçu işleyen grupların ve kişilerin tehditlerini “hassasiyet” adı altında meşrulaştırmaktadır.

“Turistlerin güvenliği ve kamu düzeni” ifadeleri ise yıllardır on binlerce kişiyle kutlanan, yurt dışından katılımcılarının da olduğu barışçıl yürüyüşümüz hakkında farklı bir algı yaratmaya çalışmaktadır.

Umuyoruz ki valilik barışçıl toplanma hakkının yeterli güvenlik önlemleri dahil devlete getirdiği yükümlülüklerin farkına vararak bu kararından vazgeçer ve 25 Haziran Pazar günü 15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için bir kez daha saldırı kararı vermek yerine, toplumu birleştirici, sağduyulu ve insan haklarına saygılı bir tutum alarak, barışçıl ve güven içinde açıklama yapmamız için alan sağlar.

Altını bir kez daha çizmek istiyoruz ki bizler şehrin bir yerinde değil her yerindeyiz, bir gün değil her gün sesimiz çıksın istiyoruz. Bir kez daha diyoruz ki “Alışın, Burdayız, Gitmiyoruz!”

14. LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için Her Sokağa Dağıldık

İstanbul Valiliği’nin 19 Haziran’daki Trans Onur Yürüyüşü ile İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü ve basın açıklamasını engelleme kararına karşı, 26 Haziran Pazar günü İstiklal Caddesi’nin her yerine “dağıldık”. Basın açıklamamız birçok sokakta okundu, gökkuşağı bayraklarımız binalara asıldı, sokaklarda dalgalandı. Basın açıklamamızı okuyanlar arasında Avrupa Parlementosu üyesi Terri Reintke de vardı.

Polis, zaman zaman İstiklal Caddesi’nin çeşitli köşelerinde dağılan arkadaşlarımıza gazla müdahale etti ve 29 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımız serbest bırakıldı.

Basın açıklamamız:

Olduğun, örgütlendiğin her yerde ses çıkar bağır çağır! ‪#‎dağılıyoruz‬

Bugün bu basın açıklamasını okumamızın sebebi, 14. LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün yasaklanmasıdır.

Onur Yürüyüşlerimiz, bu ülkenin şahit olduğu büyük, çok sesli ve kitlesel eylemlerden biridir. Bizler yürüyüşlerimizde, dünya tarihinde bizim payımıza düşen bu karanlık zamana aşkımız ve arzumuzla kafa tutarız. El konulan emeğimizin hesabını sorar, kaderimizi başkalarının elinden alır, geleceğimizi tahayyül ederiz. Savaşa karşı barışı, korkuya karşı cesareti, zulme karşı tüm ezilenleri savunuruz; başka bir dünyanın, cinselliğin, bedenin, hayatın mümkün olduğunu gösteririz. Yürüyüşümüzü engelleyenler, bize “toplumun hassasiyetleri”ni mazeret göstermiştir. Oysa gözetilen toplumun değil, iktidarın hassasiyetleridir. Toplum bizden başkası değildir. Yasaklanan, bizim, bu dünyanın onurlu insanlarının varoluşunu, taleplerini, barışa, adalete ve eşitliğe dair özlemlerini duyurma çabasıdır. Yürüyüşümüzün yasaklanması, sesimizin duyulmasını engellemek için yapılan başarısız bir çabadır.

Başarısız, çünkü varoluşumuzun bize verdiği onur, gördüğümüz baskıyla büyüyor. Bizi incitmek için ettikleri hakaretleri biz gururla sahipleniyoruz. Sahip olduğumuz sınırlı alanları dayanışmayla büyütüyoruz. Bizler yürüdüğümüz her sokakta, emek verdiğimiz her mesai gününde, her evde, yaşadığımız her aşkta ve her sevişmede bir devrim gerçekleştiriyoruz. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Antep’te, Amed’de, Meksika’da, Bangladeş’te, Orlando’da öldürülüyor ve tekrar doğuyoruz. Biz hep varolacak, varoluşumuzu hep haykıracak ve varoluşumuzdan hep onur duyacağız.

Bugün yürüyemiyoruz, ancak aslında yürümeye daha yeni başladık. Attığımız sloganların sesi kulağımızda, gökkuşağının renkleri bizimle ve özgürlüğün kokusu burnumuzda. Hoşgörüden, tahammülden, izinlerden daha fazlasını istemek için yola çıktık. Kişisel siyasal ve sosyal haklarımızın güvence altına alınması;anayasada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin yer alması ve LGBTİ+ hareketinin politik bir özne olduğu gerçeğinin tanınması için mücadelemizi her an her yerde örüyoruz.

Dağılıyoruz, daha güçlüyüz, daha kalabalığız, daha gürültülüyüz. Bizden korkmakta haklılar, çünkü örgütleniyoruz, büyüyoruz, yürüyoruz.

———————————–

The reason why we are reading this press statement today is because the 14th Istanbul LGBTI+ Pride March has been banned.

Pride Marches are among the biggest, multi-voiced, and mass demonstrations that this country has witnessed. In our marches, we stand up to this dark time that is our share in world history, with our love and desire. We hold those who seize our labor accountable, we take our destiny into our hands, we dream our own future. We defend peace instead of war, courage instead of fear, and all who are oppressed. We show that a different world, sexuality, body, and life is possible. Those who banned our march used “society’s sensitivities” as an excuse. But what’s being guarded is not society’s but the government’s sensitivities. Society is none other than us. What’s being banned is our attempt to voice our longing to exist as proud people of this world, our demands, peace, justice, and equality. Banning our march is an unsuccessful attempt to silence our voices.

Unsuccessful because the pride of our existence grows with every oppression. We proudly own all the insults they throw at us to hurt us. We are expanding our limited spaces with solidarity. We are leading a revolution on every street we walk, on every work day, every house, every love and every act of lovemaking. We are killed and reborn in Istanbul, Ankara, Izmir, Antep, Diyarbakir, Mexico, Bangladesh, and Orlando. We will always exist, shout out our existence, and always be proud of our existence.

We are not marching today but we just started marching [forwards]. The sound of our slogans is in our ears, the colors of the rainbow are with us, the scent of freedom is in our noses. We are on this path to demand more than tolerance and permits. We are continually strengthening our resistance everywhere to demand that our personal, political, and social rights are guaranteed; that sexual orientation and gender identity are included in the constitution; and that the reality of the LGBTI+ movement as a political participant is recognized.

We are dispersing, we are stronger, bigger, and louder. They are right to be afraid of us because we are uniting, growing, and marching.

Foto: Şener Yılmaz Aslan / MOKU

Videolar için: https://www.facebook.com/prideistanbul/

Suç Duyurusu ve Basın Açıklamamız

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komisyonu olarak, Taksim’de dün gerçekleşen 7. Trans Onur Yürüyüşü basın açıklamasının, polis tarafından gaz bombası, plastik mermi ve göz altılarla engellenmek istenmesinin LGBTİ+’leri yıldırmayacağını, tam tersine bundan sonra seslerinin daha güçlü çıkacağını açıklıyoruz.

26 Haziran Pazar günü 14. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için, Taksim’de bir basın açıklaması yapmak istiyor, valiliğin bir kez daha saldırı kararı vermek yerine, toplumu birleştirici, sağduyulu ve insan haklarına saygılı bir tutum alarak, barışçıl ve güven içinde açıklama yapmamızı sağlamasını istiyoruz.

ALPERENLER HAKKINDA SUÇ DUYURUSU, VALİLİK KARARI İÇİN İPTAL BAŞVURUSU YAPIYORUZ

Valilik, geçtiğimiz yıl 100 bin kişinin katılması beklenen Onur Yürüyüşü’nü ‘Ramazan ayı dolayısıyla bazı grupların hassasiyetleri’ gerekçesiyle engellemeye çalışmış, polis İstiklal Caddesi’nde çok sert müdahalede bulunup hak ihlali işlemişti. Bu yıl Trans Onur Haftası’nın son gününde yapılmak istenen yürüyüş öncesi, polisin de bilgisi dahilinde bir basın açıklaması yapıldı. Ancak polis, açıklamanın bitmesine izin vermeyip, İstanbul LGBTİ Derneği’nin bulunduğu Öğüt Sokak’taki insanları Mis Sokak’a sürükledi. Mis Sokak’ın çevresini kapatan polis, bir yandan sokakta duran insanlara dağılın anonsu yaptı, sonrasında da gaz bombası ve plastik mermilerle saldırdı, birçok kişiyi göz altına aldı. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımız ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Basın çalışanlarının ise kaydettikleri görüntüleri silmesi istendi ancak polisin tavrı an be an sosyal medyaya yansıdı.

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın güvenle gerçekleşmesi için başlattığımız kampanyada söylediğimiz gibi;

-İstanbul Valiliği anayasa ve kanunları ihlal etmektedir.

-Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, en temel insan haklarından biri olan ifade özgürlüğünün bir parçasıdır ve gerek anayasal gerek uluslararası sözleşmelerce koruma altına alınmıştır.

-Valiliğin geçtiğimiz yılki “Ramazan ve grupların hassasiyeti” açıklaması göstermektedir ki amaç güvenlik değil, LGBTİ+’lerin sokağa çıkmasını önlemektir. İç İşleri Bakanlığı ve Valiliğin görevi en temel insan haklarımız olan ifade özgürlüğümüzü korumaktır.

Bize yönelen  Müslüman Anadolu Gençliği, Alperen Ocakları, Tembihname, Özgür-Der gibi bazı radikal grupların, nefret söylemleri nedeniyle yargı önüne çıkarılması talebiyle 20 Haziran Pazartesi günü 11.00’da Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunacağız.

Valiliğin Taksim’deki yürüyüşümüze ilişkin iptal karına karşı da, yine aynı gün İdare Mahkemesine dava açacağız.

ETKİNLİKLER TÜM HAFTAYA YAYILIYOR

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası bugün (20 Haziran Pazartesi) günü başlıyor. Bizler hafta boyu sürecek, panel, forum, sergi, atölye, parti gibi birçok etkinliğimizle konuşacak, üretecek, güçlenecek, paylaşacak ve sesimizi duyuracağız.

20 Haziran Pazartesi günü etkinliklerimizden ilkinde “Homo-Transfobik Saldırılara Karşı Özsavunma Atölyesi” düzenleyerek zihinsel ve bedensel olarak daha güçlü olmanın yollarını araştıracağız. Aynı gün Vicdani Red, Cinsel Şiddetle Mücadele Yöntemi Olarak Lubunca, Üniversiteli LGBTİ+ Buluşması etkinliklerimiz gerçekleşecek. Pazartesi akşamı 19.00’da Harbiye Üftade Sokak’taki Boysan’ın Evinde, geleneksel Onur Haftası sergisi “nerdeen nereye” açılışı yapılacak. Sergide geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz arkadaşlarımız Boysan Yakar, Zeliş Deniz ve Mert Serçe anısına üretilen işler sergilenecek, Boysan Yakar’ın kendi çalışmalarına da yer verilecek.

Hafta boyunca “Örgütleniyoruz” teması çerçevesinde birçok buluşma, forum ve panel gerçekleşecek. Haftanın tüm programı.

Her yıl açık çağrıyla adayları belirlenen Hormonlu Domates Homofobi-Transfobi Ödülleri bu yıl 12. Kez sahiplerini bulacak. Homofobik/ transfobik söylem ve eylemlerin gözden kaçmadığı ve “ödüllendirildiği” 12. Hormonlu Domates Ödülleri 23 Haziran Perşembe günü Şişli Kent Kültür Merkezi’ndeki özel gecede sahiplerini bulacak.

Bizler şehrin bir yerinde değil her yerindeyiz, bir gün değil her gün sesimiz çıksın istiyoruz. Bir kez daha diyoruz ki “Alışın, Burdayız!”

Sezen Aksu yazdı: “Eninde sonunda aşk kazanır”

Sezen Aksu, Onur Haftası yaklaşırken LGBTİ+ bireylerle dayanışmak için bir mesaj kaleme aldı:

Bir arada yaşamak ve farklılıklara hoşgörü ile yaklaşmak, naif bir dilek ya da çağrı olarak kalıyor her gün yaşadıklarımız karşısında. Oysa bu içi boşaltılmış kelimeler bir arada yaşamak için çok değerli anlamlar ifade eder. Bize benzemeyene tahammül geliştiremiyor, ölümün öncü ayak sesleri gibi gelen tehditlere giderek kayıtsızlaşıyoruz. Günbegün şiddete biraz daha alışıyoruz.

Hiçbir şiddet dönüştürücü olamaz. Hiçbir şiddet birini doğasından, inandığından koparamaz. Bir süre bastırabilir ama yok edemez. Bir canlının varoluşsal doğasına saldırı, nafile bir çırpınıştır. Şiddetin kazananı olmaz, eninde sonunda aşk kazanır.
LGBTİ’ye selamlar olsun; kalbim ve dualarım sizlerle…

Sezen Aksu

“Varoluşumuzu onurla ve gururla göstermek”: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

“Varoluşumuzu onurla ve gururla göstermek”: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

Röp: Ekin Sanaç, Yetkin Nural – Foto: Sedef Özge, Serra Akcan, Yasin Akgül/Nar Photos

“Biliyoruz ki ‘aşk örgütlenmektir’. Bu yüzden, aşk, arzu, dostluk, eşitlik, özgürlük, adalet, barış, emek, umut, yaşam, dayanışma ve sokakta olmak için, örgütleniyoruz.”

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın bu sene yirmi dördüncü yılını kutluyoruz. 20-26 Haziran haftasında gerçekleşecek İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda bu sene belirlenmiş tema çerçevesinde “nasıl daha güçlü bir dayanışma ve farklı direniş biçimleri örgütlenebileceğinin” cevapları aranıyor olacak. Her yıl yapılan açık çağrıyla yenilenen örgütlü ve bağımsız bireylerden bir araya gelen Onur Haftası Komisyonu’yla, 26 Haziran Onur Yürüyüşü’ne yönelik çalışmaları, hafta kapsamında gerçekleşecek ilham verici forum, panel ve atölyeleri, bu sene için planlanan sürpriz etkinlikleri ve Türkiye’de LGBTİ+ hareketinin artan ve çeşitlenen örgütlenmesi ve örgütlenme ihtiyacı üzerine konuştuk.

Türkiye’de giderek artan politik baskı tüm azınlık hareketlerini alansız ve nefessiz bırakıyor. En ufak protestolar ve mitingler dahi polis şiddetiyle karşılanıyor ve bu baskı sayesinde tüm sivil hareketlerin devletle olan iletişimleri yok olmaya yüz tutarken, toplumla olan iletişimlerine ket vurulmaya çalışılıyor. Türkiye’de LGBTİ+ hareketi ve Onur Haftası etkinlikleri köklü ve giderek güçlenen bir dayanışmaya işaret ediyor. Geçen sene İstanbul’da son dakika bir kararla valilik tarafından iptal edilmek istenen yürüyüşün bu seneki akıbeti merak edilmekte. Bir diğer taraftan Ankara Valiliği, Ankara’daki Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüşü olası provokasyonlar nedeniyle yasakladığını ve güvenliğini sağlamayacağını açıkladı. Tüm bu gelişmeler çerçevesinde öncelikle şunu soralım: Bu sene Onur Haftası etkinlikleri ve Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştirmek adına geçtiğimiz yıllardan farklı bir mücadele söz konusu mu?

On iki sene boyunca her yıl giderek kalabalıklaşan bir şekilde yürüdükten sonra, geçen sene 13. Onur Yürüyüşü polis tarafından “orantısız” bir şekilde engellenmeye çalışıldı. Bir saat kala gelen “yürüyemezsiniz” haberiyle tazyikli su ve biber gazına karşı hazırlıksız yakalandık. İktidarın başarıyla uyguladığı kutuplaştırma siyasetinin bir sonucu olarak “toplumun farklı hassasiyetleri” bahane edilerek anayasal hakkımız elimizden alındı. Tıpkı sağlık, eğitim ve yaşam hakkımızın her gün çeşitli bahanelerle elimizden alınması gibi. Biz bu yola, yürüyüşlere, Onur Haftası’nı organize etmeye otuz kişiyle başladık ve zaman içinde on binlerle yürür hale geldik. Yaptığımız çağrının büyük bir sorumluluk gerektirdiğini biliyoruz. Bizim hedefimiz yürüyüşe gelen herhangi birinin tırnağının dahi kırılmaması. Bunun için valilikle görüşmelerimiz sürüyor. Yürüyüşe gelen herkesin güvenli bir şekilde yürüyebilmesi için elimizden geleni yapıp işbirliği içinde çalışacağız. Ayrıca tüm olasılıkları gözeterek bir yürüyüş güvenlik ekibi kurduk. Yürüyüş günü avukatların içinde da olacağı bir kriz masamız, acil durum hattımız ve alana yakın revirlerimiz olacak. Ulusal ve uluslararası kampanyalarla 26 Haziran günü de herkesin gözünün bu yürüyüşte olmasını sağlamaya çalışıyoruz, karar mercileri üzerinde baskı kurmaya çalışıyoruz. Diğer yandan Onur Yürüyüşü’nün sadece LGBTİ+ bireyler için değil, toplumsal muhalefet adına ne anlama geldiğini biliyoruz. İktidar tarafından korkutulmaya, evlere tıkılmaya çalıştığımız bu günlerde el ele verip tüm renklerimizle sokakta olmak, “biz buradayız ve alışın, gitmiyoruz” demek çok önemli. Bu nedenle herkesi 26 Haziran’da bizimle yürümeye, ya da yürüyüşe olan desteğini sosyal medya üzerinden göstermeye ve sesimize ses katmaya çağırıyoruz.

Onur Haftası her sene farklı bir tema çerçevesinde şekilleniyor, bu sene için farklı dayanışma ve örgütlenme biçimleri eksenindeki temanın seçilme süreci ve arkasında yatan temel motivasyonları kısaca anlatabilir misiniz?

Onur Haftası bu sene “Örgütleniyoruz” teması çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu sene toplantılara başladığımızda, hepimizin kafasında benzer ancak farklı kaygılar vardı; çoğumuz sona eren barış süreci ve hayatımızı tehdit eden koşullar sebebiyle her zamankinden daha endişeliydik. Buna rağmen bu sene Onur Haftası çok sayıda gönüllünün emeğiyle gerçekleşiyor. Her geçen gün Türkiye’nin başka yerlerinde insanlar bir araya geliyor, Onur Yürüyüşleri artık ülkenin geneline yayılıyor. Derneklerimiz, üniversitelerde ve yerellerdeki örgütlenmelerimiz, kendi aramızda kurduğumuz dayanışma ağlarımızla biz LGBTİ+ bireyler için örgütlenme, bizi yalnızlaştıran ve savunmasız bırakan bu homofobik ve transfobik dünyada yaşamayı sürdürmemizi sağlıyor. Dolayısıyla hükümetin bugün var olan tüm örgütlenme faaliyetlerini ezmeye yönelik çabası, bizim için kabul edilemez. Geçtiğimiz sene yürüyüşe yapılan müdahale ve ardından başlayan medya linçine baktığımızda, LGBTİ+ hareketin toplumsal muhalefetin dayanışma içerisinde olduğumuz diğer unsurları gibi iktidarın hedefinde olduğunu görebiliyoruz. Yürüyüşümüze yapılan müdahalenin asıl sebebinin ne Ramazan ne de provokasyon tehdidi olduğunu, örgütlü ve kitlesel mücadelemizde geri adım atmayışımız, varoluşumuzu duvarlar arasına saklamak yerine onurla ve gururla gösterdiğimiz ve her geçen gün daha da büyümemiz olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ki “aşk örgütlenmektir.” Bu yüzden, aşk, arzu, dostluk, eşitlik, özgürlük, adalet, barış, emek, umut, yaşam, dayanışma ve sokakta olmak için, örgütleniyoruz.

Image

2014 – Sedef Özge / Nar Photos

Image

2014 – Serra Akcan / Nar Photos

Onur Haftası kapsamında, “Nasıl daha güçlü bir dayanışma ve farklı direniş biçimleri örgütleyebiliriz?” teması çerçevesinde bu sene gerçekleşecek atölyelerde nelere ağırlık veriliyor olacak?

Onur Haftası boyunca, programda yeri, zamanı kesinleşen atölyelerde, kendi bedenimizden başlayarak çevremiz ve ilişkilerimizdeki örgütlenme ve direniş pratiklerine alternatif yaratmaya dair atölyeler yer alıyor. Ortak erkeklik deneyimlerini bir araya getirerek eril ve militarist yapılara karşı çatlaklardan sızmayı konuşacağımız pembe tezkere atölyesi; dayanışma ağlarımız arasında yatay bir karar alma modeli olan “konsensus” yöntemini irdeleyeceğimiz bir atölye; ruh sağlığı çalışanlarını bir araya getirerek sorumlulukları ve müdahale alanlarını tartıştıran atölye; birileriyle seks yapma öncesi ritüellerini, iletişim ve güvenlik konularını irdeleyen koli bulma atölyesi; İstiklal Caddesi’ni gökkuşağına boyadığımız yürüyüşe hazırlık için lolipoplarımızı çakacağımız bir atölye; LGBTİ+ bireyler olarak, toplumsal ve bireysel hayatlarımızda her an karşımıza çıkan toplumsal şiddet aygıtına karşı sürekli ayık durmak için özsavunma atölyesi ve “Aşk örgütlenmektir” şiarıyla alternatif komün yaşam, çok eşlilik, çok aşklılık ve açık ilişkiyi sorgulayan aşkın tahakkümü atölyesi gibi etkinlikler haftamızda yer alacak.

Nerdeen Nereye sergisi, Hormonlu Domates Ödülleri gibi gelenekselleşmiş etkinlik ve organizasyonların yanı sıra, 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda yeni olan ya da ilk kez karşılaşacağımız şeyler söz konusu mu?

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın temasında da vurgulandığı üzere: “Örgütleniyoruz.” Bu temayla bağlantılı olarak gerçekleştirilecek forumda İstanbul’da örgütlenen tüm LGBTİ+ dernekleri, sendikaların ve siyasi partilerin LGBTİ+ örgütlenmeleri, LGBTİ+ öğrenci kulüpleri ve bağımsız aktivistleri olarak bir araya gelip, sokağa çıkmanın bile zorlaştığı bugünlerde bir araya gelmenin hallerini, bu koşullarda örgütlü olmanın alternatif yöntemlerini, neler yaptığımızı ve neler yapabileceğimizi konuşacağız. Birkaç senedir düzenlemeyi planladığımız bir etkinlik de nihayet bu sene gerçekleşiyor: “Gökkuşağı Sofrası”nda dil, din, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ayırt etmeksizin herkese kucak açan iftar soframız da İstiklal Caddesi’nde yan yana omuz omuza sıralanacak. Ayrıca sürpriz bir Bisiklet Turumuz için, ve egemeni, baskı mekanizmalarını şaşırtacak nice sürpriz etkinlikler için de hazırlıklı olmanızı öneriyoruz.

Giderek “muhafazakârlaşan” ve otoriterleşen bir iktidar altında bir yandan Türkiye’de son yıllarda LGBTİ+ hareketinin birçok yeni örgütlenmeyle büyümekte olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye’de yaşayan LGBTİ+ bireyler ve sivil toplum örgütlerinin geleceği hareketin içinden size nasıl gözüküyor?

Öncelikle, Onur Haftası Komisyonu’nun LGBTİ+ hareketinin ana karargâhı olmadığının altını çizmek lazım. Her yıl açık çağrılarla toplanan ve her yıl yenilenen bir grup olduğumuz için hareketin içinden çok farklı fikirlere sahip örgütlü ve bağımsız bireyler olarak bir arada haftayı organize etmek için çalışıyoruz. Dolayısıyla, LGBTİ+ birey ve örgütlerinin gelecek beklentilerini kendilerine teslim etmekle birlikte, bu konuda iki şey söyleyebiliriz: Birincisi, son yıllarda LGBTİ+ örgütleri sadece artmıyor, aynı zamanda çeşitleniyor. “LGBTİ+” başlığı hareketin politik hattını tanımlasa da insanların kendi özel ihtiyaçlarını örgütleyecekleri alanlara ihtiyaçları var. Üniversite grupları, Türkiye’nin farklı illerindeki örgütler, mahalle grupları, seks işçiliği örgütleri, lezbiyen-biseksüel kadın ve transların kendi seslerini var etmek amacıyla örgütlenen Lezbifem gibi oluşumlar, Kürt illerinde yaşayan bireylerin savaş ve baskı ortamında verdiği LGBTİ+ mücadelesi; bütün bunlar gösteriyor ki insanlar kendi biricik hayatlarının öznesi olmak, bunun politik sözünü belirlemek için örgütlenmek istiyor.

Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi içerisinde giderek daha çok sayıda gencin örgütlenmesini nelere bağlıyorsunuz?

Geçen yıl Onur Yürüyüşü’nün polis saldırısına uğraması, belli ki Onur Haftası’na katkıda bulunma isteğini de güçlendirdi. Geçtiğimiz yıla kıyasla açıkça çok daha büyük ve çeşitli bir katılım var. Hem LGBTİ+ hareketinin içinden, hem özel olarak LGBTİ+ konusunda örgütlenmeyen sol örgütlerden, hem de bağımsız bireylerden, Onur Haftası için birlikte çalışmak adına çok güçlü bir istek var. İktidarın yaşam alanlarımızı yok etmeye yönelik tavrı belli ki pek çok insan için birlikte mücadele etmeyi zorunlu kılıyor. Dolayısıyla, gelecek adına söyleyebileceğimiz en önemli şey şu: Umutlarımızı hayatta tutabilmek için örgütlenmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz.

Türkiye’den çıkıp dünyada LGBTİ+ hareketine baktığımızda çeşitli kazanımlar ve bu kazanımlarla beraber alevlenen yeni tartışmalar görüyoruz. Örneğin belki de dünya çapında en yüksek görünürlüğe sahip Amerikan LGBTİ+ hareketleri son dönemde hem ülke çapında yasallaşan homoseksüel evlilikleri kutlarken bir diğer yandan büyük bir hararetle LGBTİ+ bireylere düğün pastası yapmayı reddeden pastaneleri veya trans bireylerin hangi umumi tuvaletleri kullanmaları gerektiğini tartışıyor; bu konularda yasalar çıkarılıyor, eylemler düzenleniyor. Global ölçekte verilen LGBTİ+ mücadelelerini ele aldığımızda sizce karşımızda nasıl bir tablo var?

Global ölçekte verilen LGBTİ+ tartışmalarını, ABD’deki LGBTİ+ hareketinin bugünkü pozisyonu üzerinden tartışmak pek doğru olmayacaktır, zira ABD’nin “dünya çapında en yüksek görünürlüğe sahip” olması, hepimizin tahmin edebileceği gibi bir tesadüf değil, ABD’nin ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri hegemonyasının bir sonucu. LGBTİ+ örgütlenmeler, dünyanın her yerinde, kendi yerellerinin ihtiyaçları ve gündemleri doğrultusunda çeşitli talepler ve stratejiler belirler, buna karşı da belli baskı mekanizmalarıyla karşılaşır. Bugün dünyanın çok az ülkesinde eşcinsel evlilik hakkına dair bir kampanya yürütülüyor ve bunun tek sebebi Batı merkezli bakış açısının önerdiği gibi, kimi ülkelerin daha bunu talep edecek bir zemine sahip olmaması değil, kimi ülkelerde LGBTİ+ bireylerinin ideolojik tercihleri nedeniyle buna karşı olmaları ya da basitçe, evlenmeye ihtiyaç duymamaları. Bugün, değil global ölçekte bir analiz yapmak, sadece Orta Doğu yahut Balkanlar için bile net bir çerçeve çizmek, bizi sığ bir noktaya çeker ve pek çok örgütlenmenin mücadelesini görmezden gelmeye iter. LGBTİ+ hareketiyle ilgili global bir analiz yaptığımızda, söylenebilecek tek bir şey olduğunu düşünüyoruz: Dünya üzerinde LGBTİ+ bireylerin hangi ölçekte olursa olsun örgütlenmediği ve karşılığında homofobik ve transfobik bir baskıyla karşılaşmadığı tek bir kara parçası bile yok. Tarih bizi görmezden gelmeye çalışarak bir hikâye yazıyor ve bizler de kendi kaderimizi, hikâyemizi yazmak için mücadele ediyoruz esasında, nerede olursak olalım.

Image

2014 – Yasin Akgül / Nar Photos

Valiliğin ‘Yürüyüş için izin almadılar’ iddiasına İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi ne dedi?

HABER: T24, Michelle Demishevich

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler, geçtiğimiz Pazar günü 13. İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü için Taksim Meydanı’nda toplanan LGBTİ bireylere biber gazı, plastik mermi ve kimyasal katkılı tazyikli su ile müdahale etmiş ve aynı gün Galatasaray Lisesi’nin önünde açıklama yapmak isteyen Ruh Sağlığı Çalışanları’nı da engellemişti.

İstanbul Valiliği, yaşananların ardından, bazı grupların İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne tepki gösterebileceklerine dair duyumlar aldıklarını ve bunun üzerine güvenlik önlemlerini artırdıklarını açıkladı. Yürüyüşle ilgili olarak kendilerine herhangi bir resmi müracaatta bulunulmadığını belirten Valilik, yaptığı açıklamada, “Yapılacak yürüyüş ile ilgili olarak; Valiliğimize herhangi bir müracaat veya bildirimin olmaması ve provokasyona açık olması nedeniyle, toplanan gruplar ikaz edilmiş fakat eyleme devam edilmesi üzerine güvenlik güçlerimiz tarafından kanunların verdiği yetki dâhilinde orantılılık ilkesine özen göstermek suretiyle müdahalede bulunularak dağıtılmıştır” ifadelerine yer verdi.

Onur Haftası Komitesi: Valilik kesinlikle bizimle yazılı bir şekilde ilişki kurmuyor

İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi, İstanbul Valisi’nin açıklamalarını yalanladı. Yürüyüşün izinsiz olmadığını belirten Komite üyesi Görkem Ulumeriç, Valiliğin kendileriyle yazılı iletişim kurmaktan kaçındığını ancak yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti.  “Tarafımıza herhangi bir bildirim olmadı” açıklamasına itiraz eden Ulumeriç, “Valilik kesinlikle bizimle yazılı bir şekilde ilişki kurmuyor. Örneğin geçtiğimiz yıl vali yardımcısı ile yüz yüze görüşmüştük ve bu görüşmeden kamunun ve medyanın haberdar olmamasını istediler. Bu yıl da bizle Valilik adına İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı iletişim kurdu. Bize yasadışı olarak yazılı olmadan, sözlü şekilde bu yürüyüşün güvende olduğunu belirttiler. Bizler ısrarla yasalara uygun bir şekilde yazılı bir belge. bir açıklama istedik onlardan” dedi.

‘Bizi uyarmadılar’

“2911 Sayılı Kanun çok açıktır. Herhangi bir yazılı başvuruya gerek yoktur. Herkes de bu şekilde yapıyor yürüyüşlerini basın açıklamalarını. Kanun dışı tek bir davranışımız bulunmuyor ancak Valiliğin bize kanun gereği yazılı bildirimde bulunması gerekiyordu” diyen Görkem Ulumeriç, yaşananlar öncesinde ise Valiliğin kendilerine uyarıda bulunmadığını, görüşme talep etmediğini belirterek saldırının hiçbir bildirimde bulunulmadan gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

‘Ramazan, bir valinin ağzından çıkabilecek hukuki bir gerekçe değildir’

Ramazan’ın, Onur Yürüyüşü’ne müdahalede bulunmak için bir bahane olarak kullanıldığını söyleyen Görkem Ulumeriç, Valiliğin yaşananların ardından yaptığı açıklamalarla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Vali’nin kelime oyununa gelinmesin. Orada söylemek istediği bu değil, nitekim bilgim vardı demiş. Vali’den izin alınmadığı için değil, yürüyüş provokasyona açık olduğu için polis müdahalesi gerçekleştiğini söylemiş. Yani, güya başkaları bize saldıracakmış da onlar bizi korumuş gibi. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve hukuk devletidir. Anayasa Madde 1: Anayasal haklar, hiçbir dini takvime göre yeniden düzenlenemez. Ramazan, bir valinin ağzından çıkabilecek hukuki bir gerekçe değildir. Son derece barışçıl ve masum bir yürüyüşe yapılan saldırı toplumdan çok fazla tepki çekmesin diye, yanıma da biraz destekçi bulurum düşüncesiyle Ramazan gerekçesi sunulmuştur bizlere. Ramazan hukuki bir gerekçe olmadığı için, sonradan yapılan açıklamada da görüldüğü gibi ‘Provokasyona açıktı, o yüzden yaptık’ denmiş. Yürüyüş, 17.00 – 20.00 saatleri arasında olacak şekilde planlanmıştı. Saldırılar sürerken saat 18.45’te Tünel Meydanı’nda bir basın açıklaması yapmaya çalıştık ancak o da yarım kaldı, basın açıklamamızı bile okuyamadık. Tüm kitlemizi zarar görmemeleri için partilere yönlendirdik ve yürüyüş sona erdi. Ardından gece 24.00’e kadar parti mekânlarını, sokaklarda dans edip şarkı söyleyen insanları gazladı polis.”