“Varoluşumuzu onurla ve gururla göstermek”: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

“Varoluşumuzu onurla ve gururla göstermek”: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

Röp: Ekin Sanaç, Yetkin Nural – Foto: Sedef Özge, Serra Akcan, Yasin Akgül/Nar Photos

“Biliyoruz ki ‘aşk örgütlenmektir’. Bu yüzden, aşk, arzu, dostluk, eşitlik, özgürlük, adalet, barış, emek, umut, yaşam, dayanışma ve sokakta olmak için, örgütleniyoruz.”

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın bu sene yirmi dördüncü yılını kutluyoruz. 20-26 Haziran haftasında gerçekleşecek İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda bu sene belirlenmiş tema çerçevesinde “nasıl daha güçlü bir dayanışma ve farklı direniş biçimleri örgütlenebileceğinin” cevapları aranıyor olacak. Her yıl yapılan açık çağrıyla yenilenen örgütlü ve bağımsız bireylerden bir araya gelen Onur Haftası Komisyonu’yla, 26 Haziran Onur Yürüyüşü’ne yönelik çalışmaları, hafta kapsamında gerçekleşecek ilham verici forum, panel ve atölyeleri, bu sene için planlanan sürpriz etkinlikleri ve Türkiye’de LGBTİ+ hareketinin artan ve çeşitlenen örgütlenmesi ve örgütlenme ihtiyacı üzerine konuştuk.

Türkiye’de giderek artan politik baskı tüm azınlık hareketlerini alansız ve nefessiz bırakıyor. En ufak protestolar ve mitingler dahi polis şiddetiyle karşılanıyor ve bu baskı sayesinde tüm sivil hareketlerin devletle olan iletişimleri yok olmaya yüz tutarken, toplumla olan iletişimlerine ket vurulmaya çalışılıyor. Türkiye’de LGBTİ+ hareketi ve Onur Haftası etkinlikleri köklü ve giderek güçlenen bir dayanışmaya işaret ediyor. Geçen sene İstanbul’da son dakika bir kararla valilik tarafından iptal edilmek istenen yürüyüşün bu seneki akıbeti merak edilmekte. Bir diğer taraftan Ankara Valiliği, Ankara’daki Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüşü olası provokasyonlar nedeniyle yasakladığını ve güvenliğini sağlamayacağını açıkladı. Tüm bu gelişmeler çerçevesinde öncelikle şunu soralım: Bu sene Onur Haftası etkinlikleri ve Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştirmek adına geçtiğimiz yıllardan farklı bir mücadele söz konusu mu?

On iki sene boyunca her yıl giderek kalabalıklaşan bir şekilde yürüdükten sonra, geçen sene 13. Onur Yürüyüşü polis tarafından “orantısız” bir şekilde engellenmeye çalışıldı. Bir saat kala gelen “yürüyemezsiniz” haberiyle tazyikli su ve biber gazına karşı hazırlıksız yakalandık. İktidarın başarıyla uyguladığı kutuplaştırma siyasetinin bir sonucu olarak “toplumun farklı hassasiyetleri” bahane edilerek anayasal hakkımız elimizden alındı. Tıpkı sağlık, eğitim ve yaşam hakkımızın her gün çeşitli bahanelerle elimizden alınması gibi. Biz bu yola, yürüyüşlere, Onur Haftası’nı organize etmeye otuz kişiyle başladık ve zaman içinde on binlerle yürür hale geldik. Yaptığımız çağrının büyük bir sorumluluk gerektirdiğini biliyoruz. Bizim hedefimiz yürüyüşe gelen herhangi birinin tırnağının dahi kırılmaması. Bunun için valilikle görüşmelerimiz sürüyor. Yürüyüşe gelen herkesin güvenli bir şekilde yürüyebilmesi için elimizden geleni yapıp işbirliği içinde çalışacağız. Ayrıca tüm olasılıkları gözeterek bir yürüyüş güvenlik ekibi kurduk. Yürüyüş günü avukatların içinde da olacağı bir kriz masamız, acil durum hattımız ve alana yakın revirlerimiz olacak. Ulusal ve uluslararası kampanyalarla 26 Haziran günü de herkesin gözünün bu yürüyüşte olmasını sağlamaya çalışıyoruz, karar mercileri üzerinde baskı kurmaya çalışıyoruz. Diğer yandan Onur Yürüyüşü’nün sadece LGBTİ+ bireyler için değil, toplumsal muhalefet adına ne anlama geldiğini biliyoruz. İktidar tarafından korkutulmaya, evlere tıkılmaya çalıştığımız bu günlerde el ele verip tüm renklerimizle sokakta olmak, “biz buradayız ve alışın, gitmiyoruz” demek çok önemli. Bu nedenle herkesi 26 Haziran’da bizimle yürümeye, ya da yürüyüşe olan desteğini sosyal medya üzerinden göstermeye ve sesimize ses katmaya çağırıyoruz.

Onur Haftası her sene farklı bir tema çerçevesinde şekilleniyor, bu sene için farklı dayanışma ve örgütlenme biçimleri eksenindeki temanın seçilme süreci ve arkasında yatan temel motivasyonları kısaca anlatabilir misiniz?

Onur Haftası bu sene “Örgütleniyoruz” teması çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu sene toplantılara başladığımızda, hepimizin kafasında benzer ancak farklı kaygılar vardı; çoğumuz sona eren barış süreci ve hayatımızı tehdit eden koşullar sebebiyle her zamankinden daha endişeliydik. Buna rağmen bu sene Onur Haftası çok sayıda gönüllünün emeğiyle gerçekleşiyor. Her geçen gün Türkiye’nin başka yerlerinde insanlar bir araya geliyor, Onur Yürüyüşleri artık ülkenin geneline yayılıyor. Derneklerimiz, üniversitelerde ve yerellerdeki örgütlenmelerimiz, kendi aramızda kurduğumuz dayanışma ağlarımızla biz LGBTİ+ bireyler için örgütlenme, bizi yalnızlaştıran ve savunmasız bırakan bu homofobik ve transfobik dünyada yaşamayı sürdürmemizi sağlıyor. Dolayısıyla hükümetin bugün var olan tüm örgütlenme faaliyetlerini ezmeye yönelik çabası, bizim için kabul edilemez. Geçtiğimiz sene yürüyüşe yapılan müdahale ve ardından başlayan medya linçine baktığımızda, LGBTİ+ hareketin toplumsal muhalefetin dayanışma içerisinde olduğumuz diğer unsurları gibi iktidarın hedefinde olduğunu görebiliyoruz. Yürüyüşümüze yapılan müdahalenin asıl sebebinin ne Ramazan ne de provokasyon tehdidi olduğunu, örgütlü ve kitlesel mücadelemizde geri adım atmayışımız, varoluşumuzu duvarlar arasına saklamak yerine onurla ve gururla gösterdiğimiz ve her geçen gün daha da büyümemiz olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ki “aşk örgütlenmektir.” Bu yüzden, aşk, arzu, dostluk, eşitlik, özgürlük, adalet, barış, emek, umut, yaşam, dayanışma ve sokakta olmak için, örgütleniyoruz.

Image

2014 – Sedef Özge / Nar Photos

Image

2014 – Serra Akcan / Nar Photos

Onur Haftası kapsamında, “Nasıl daha güçlü bir dayanışma ve farklı direniş biçimleri örgütleyebiliriz?” teması çerçevesinde bu sene gerçekleşecek atölyelerde nelere ağırlık veriliyor olacak?

Onur Haftası boyunca, programda yeri, zamanı kesinleşen atölyelerde, kendi bedenimizden başlayarak çevremiz ve ilişkilerimizdeki örgütlenme ve direniş pratiklerine alternatif yaratmaya dair atölyeler yer alıyor. Ortak erkeklik deneyimlerini bir araya getirerek eril ve militarist yapılara karşı çatlaklardan sızmayı konuşacağımız pembe tezkere atölyesi; dayanışma ağlarımız arasında yatay bir karar alma modeli olan “konsensus” yöntemini irdeleyeceğimiz bir atölye; ruh sağlığı çalışanlarını bir araya getirerek sorumlulukları ve müdahale alanlarını tartıştıran atölye; birileriyle seks yapma öncesi ritüellerini, iletişim ve güvenlik konularını irdeleyen koli bulma atölyesi; İstiklal Caddesi’ni gökkuşağına boyadığımız yürüyüşe hazırlık için lolipoplarımızı çakacağımız bir atölye; LGBTİ+ bireyler olarak, toplumsal ve bireysel hayatlarımızda her an karşımıza çıkan toplumsal şiddet aygıtına karşı sürekli ayık durmak için özsavunma atölyesi ve “Aşk örgütlenmektir” şiarıyla alternatif komün yaşam, çok eşlilik, çok aşklılık ve açık ilişkiyi sorgulayan aşkın tahakkümü atölyesi gibi etkinlikler haftamızda yer alacak.

Nerdeen Nereye sergisi, Hormonlu Domates Ödülleri gibi gelenekselleşmiş etkinlik ve organizasyonların yanı sıra, 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda yeni olan ya da ilk kez karşılaşacağımız şeyler söz konusu mu?

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın temasında da vurgulandığı üzere: “Örgütleniyoruz.” Bu temayla bağlantılı olarak gerçekleştirilecek forumda İstanbul’da örgütlenen tüm LGBTİ+ dernekleri, sendikaların ve siyasi partilerin LGBTİ+ örgütlenmeleri, LGBTİ+ öğrenci kulüpleri ve bağımsız aktivistleri olarak bir araya gelip, sokağa çıkmanın bile zorlaştığı bugünlerde bir araya gelmenin hallerini, bu koşullarda örgütlü olmanın alternatif yöntemlerini, neler yaptığımızı ve neler yapabileceğimizi konuşacağız. Birkaç senedir düzenlemeyi planladığımız bir etkinlik de nihayet bu sene gerçekleşiyor: “Gökkuşağı Sofrası”nda dil, din, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ayırt etmeksizin herkese kucak açan iftar soframız da İstiklal Caddesi’nde yan yana omuz omuza sıralanacak. Ayrıca sürpriz bir Bisiklet Turumuz için, ve egemeni, baskı mekanizmalarını şaşırtacak nice sürpriz etkinlikler için de hazırlıklı olmanızı öneriyoruz.

Giderek “muhafazakârlaşan” ve otoriterleşen bir iktidar altında bir yandan Türkiye’de son yıllarda LGBTİ+ hareketinin birçok yeni örgütlenmeyle büyümekte olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye’de yaşayan LGBTİ+ bireyler ve sivil toplum örgütlerinin geleceği hareketin içinden size nasıl gözüküyor?

Öncelikle, Onur Haftası Komisyonu’nun LGBTİ+ hareketinin ana karargâhı olmadığının altını çizmek lazım. Her yıl açık çağrılarla toplanan ve her yıl yenilenen bir grup olduğumuz için hareketin içinden çok farklı fikirlere sahip örgütlü ve bağımsız bireyler olarak bir arada haftayı organize etmek için çalışıyoruz. Dolayısıyla, LGBTİ+ birey ve örgütlerinin gelecek beklentilerini kendilerine teslim etmekle birlikte, bu konuda iki şey söyleyebiliriz: Birincisi, son yıllarda LGBTİ+ örgütleri sadece artmıyor, aynı zamanda çeşitleniyor. “LGBTİ+” başlığı hareketin politik hattını tanımlasa da insanların kendi özel ihtiyaçlarını örgütleyecekleri alanlara ihtiyaçları var. Üniversite grupları, Türkiye’nin farklı illerindeki örgütler, mahalle grupları, seks işçiliği örgütleri, lezbiyen-biseksüel kadın ve transların kendi seslerini var etmek amacıyla örgütlenen Lezbifem gibi oluşumlar, Kürt illerinde yaşayan bireylerin savaş ve baskı ortamında verdiği LGBTİ+ mücadelesi; bütün bunlar gösteriyor ki insanlar kendi biricik hayatlarının öznesi olmak, bunun politik sözünü belirlemek için örgütlenmek istiyor.

Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi içerisinde giderek daha çok sayıda gencin örgütlenmesini nelere bağlıyorsunuz?

Geçen yıl Onur Yürüyüşü’nün polis saldırısına uğraması, belli ki Onur Haftası’na katkıda bulunma isteğini de güçlendirdi. Geçtiğimiz yıla kıyasla açıkça çok daha büyük ve çeşitli bir katılım var. Hem LGBTİ+ hareketinin içinden, hem özel olarak LGBTİ+ konusunda örgütlenmeyen sol örgütlerden, hem de bağımsız bireylerden, Onur Haftası için birlikte çalışmak adına çok güçlü bir istek var. İktidarın yaşam alanlarımızı yok etmeye yönelik tavrı belli ki pek çok insan için birlikte mücadele etmeyi zorunlu kılıyor. Dolayısıyla, gelecek adına söyleyebileceğimiz en önemli şey şu: Umutlarımızı hayatta tutabilmek için örgütlenmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz.

Türkiye’den çıkıp dünyada LGBTİ+ hareketine baktığımızda çeşitli kazanımlar ve bu kazanımlarla beraber alevlenen yeni tartışmalar görüyoruz. Örneğin belki de dünya çapında en yüksek görünürlüğe sahip Amerikan LGBTİ+ hareketleri son dönemde hem ülke çapında yasallaşan homoseksüel evlilikleri kutlarken bir diğer yandan büyük bir hararetle LGBTİ+ bireylere düğün pastası yapmayı reddeden pastaneleri veya trans bireylerin hangi umumi tuvaletleri kullanmaları gerektiğini tartışıyor; bu konularda yasalar çıkarılıyor, eylemler düzenleniyor. Global ölçekte verilen LGBTİ+ mücadelelerini ele aldığımızda sizce karşımızda nasıl bir tablo var?

Global ölçekte verilen LGBTİ+ tartışmalarını, ABD’deki LGBTİ+ hareketinin bugünkü pozisyonu üzerinden tartışmak pek doğru olmayacaktır, zira ABD’nin “dünya çapında en yüksek görünürlüğe sahip” olması, hepimizin tahmin edebileceği gibi bir tesadüf değil, ABD’nin ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri hegemonyasının bir sonucu. LGBTİ+ örgütlenmeler, dünyanın her yerinde, kendi yerellerinin ihtiyaçları ve gündemleri doğrultusunda çeşitli talepler ve stratejiler belirler, buna karşı da belli baskı mekanizmalarıyla karşılaşır. Bugün dünyanın çok az ülkesinde eşcinsel evlilik hakkına dair bir kampanya yürütülüyor ve bunun tek sebebi Batı merkezli bakış açısının önerdiği gibi, kimi ülkelerin daha bunu talep edecek bir zemine sahip olmaması değil, kimi ülkelerde LGBTİ+ bireylerinin ideolojik tercihleri nedeniyle buna karşı olmaları ya da basitçe, evlenmeye ihtiyaç duymamaları. Bugün, değil global ölçekte bir analiz yapmak, sadece Orta Doğu yahut Balkanlar için bile net bir çerçeve çizmek, bizi sığ bir noktaya çeker ve pek çok örgütlenmenin mücadelesini görmezden gelmeye iter. LGBTİ+ hareketiyle ilgili global bir analiz yaptığımızda, söylenebilecek tek bir şey olduğunu düşünüyoruz: Dünya üzerinde LGBTİ+ bireylerin hangi ölçekte olursa olsun örgütlenmediği ve karşılığında homofobik ve transfobik bir baskıyla karşılaşmadığı tek bir kara parçası bile yok. Tarih bizi görmezden gelmeye çalışarak bir hikâye yazıyor ve bizler de kendi kaderimizi, hikâyemizi yazmak için mücadele ediyoruz esasında, nerede olursak olalım.

Image

2014 – Yasin Akgül / Nar Photos

Paylaş:

Valiliğin ‘Yürüyüş için izin almadılar’ iddiasına İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi ne dedi?

HABER: T24, Michelle Demishevich

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler, geçtiğimiz Pazar günü 13. İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü için Taksim Meydanı’nda toplanan LGBTİ bireylere biber gazı, plastik mermi ve kimyasal katkılı tazyikli su ile müdahale etmiş ve aynı gün Galatasaray Lisesi’nin önünde açıklama yapmak isteyen Ruh Sağlığı Çalışanları’nı da engellemişti.

İstanbul Valiliği, yaşananların ardından, bazı grupların İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne tepki gösterebileceklerine dair duyumlar aldıklarını ve bunun üzerine güvenlik önlemlerini artırdıklarını açıkladı. Yürüyüşle ilgili olarak kendilerine herhangi bir resmi müracaatta bulunulmadığını belirten Valilik, yaptığı açıklamada, “Yapılacak yürüyüş ile ilgili olarak; Valiliğimize herhangi bir müracaat veya bildirimin olmaması ve provokasyona açık olması nedeniyle, toplanan gruplar ikaz edilmiş fakat eyleme devam edilmesi üzerine güvenlik güçlerimiz tarafından kanunların verdiği yetki dâhilinde orantılılık ilkesine özen göstermek suretiyle müdahalede bulunularak dağıtılmıştır” ifadelerine yer verdi.

Onur Haftası Komitesi: Valilik kesinlikle bizimle yazılı bir şekilde ilişki kurmuyor

İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi, İstanbul Valisi’nin açıklamalarını yalanladı. Yürüyüşün izinsiz olmadığını belirten Komite üyesi Görkem Ulumeriç, Valiliğin kendileriyle yazılı iletişim kurmaktan kaçındığını ancak yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti.  “Tarafımıza herhangi bir bildirim olmadı” açıklamasına itiraz eden Ulumeriç, “Valilik kesinlikle bizimle yazılı bir şekilde ilişki kurmuyor. Örneğin geçtiğimiz yıl vali yardımcısı ile yüz yüze görüşmüştük ve bu görüşmeden kamunun ve medyanın haberdar olmamasını istediler. Bu yıl da bizle Valilik adına İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı iletişim kurdu. Bize yasadışı olarak yazılı olmadan, sözlü şekilde bu yürüyüşün güvende olduğunu belirttiler. Bizler ısrarla yasalara uygun bir şekilde yazılı bir belge. bir açıklama istedik onlardan” dedi.

‘Bizi uyarmadılar’

“2911 Sayılı Kanun çok açıktır. Herhangi bir yazılı başvuruya gerek yoktur. Herkes de bu şekilde yapıyor yürüyüşlerini basın açıklamalarını. Kanun dışı tek bir davranışımız bulunmuyor ancak Valiliğin bize kanun gereği yazılı bildirimde bulunması gerekiyordu” diyen Görkem Ulumeriç, yaşananlar öncesinde ise Valiliğin kendilerine uyarıda bulunmadığını, görüşme talep etmediğini belirterek saldırının hiçbir bildirimde bulunulmadan gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

‘Ramazan, bir valinin ağzından çıkabilecek hukuki bir gerekçe değildir’

Ramazan’ın, Onur Yürüyüşü’ne müdahalede bulunmak için bir bahane olarak kullanıldığını söyleyen Görkem Ulumeriç, Valiliğin yaşananların ardından yaptığı açıklamalarla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Vali’nin kelime oyununa gelinmesin. Orada söylemek istediği bu değil, nitekim bilgim vardı demiş. Vali’den izin alınmadığı için değil, yürüyüş provokasyona açık olduğu için polis müdahalesi gerçekleştiğini söylemiş. Yani, güya başkaları bize saldıracakmış da onlar bizi korumuş gibi. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve hukuk devletidir. Anayasa Madde 1: Anayasal haklar, hiçbir dini takvime göre yeniden düzenlenemez. Ramazan, bir valinin ağzından çıkabilecek hukuki bir gerekçe değildir. Son derece barışçıl ve masum bir yürüyüşe yapılan saldırı toplumdan çok fazla tepki çekmesin diye, yanıma da biraz destekçi bulurum düşüncesiyle Ramazan gerekçesi sunulmuştur bizlere. Ramazan hukuki bir gerekçe olmadığı için, sonradan yapılan açıklamada da görüldüğü gibi ‘Provokasyona açıktı, o yüzden yaptık’ denmiş. Yürüyüş, 17.00 – 20.00 saatleri arasında olacak şekilde planlanmıştı. Saldırılar sürerken saat 18.45’te Tünel Meydanı’nda bir basın açıklaması yapmaya çalıştık ancak o da yarım kaldı, basın açıklamamızı bile okuyamadık. Tüm kitlemizi zarar görmemeleri için partilere yönlendirdik ve yürüyüş sona erdi. Ardından gece 24.00’e kadar parti mekânlarını, sokaklarda dans edip şarkı söyleyen insanları gazladı polis.”

Paylaş:

İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nın Bu Yılki Teması ‘Normal’

Istanbul LGBT Onur Haftası ilk defa 1993’te Christopher Street Day olarak yapıldı ve o günden bugüne her yıl düzenli olarak kutlanıyor. 2003’ten beri her yıl İstiklal Caddesi’ndeki sokak yürüyüşüyle noktalanan etkinlikler, 2007’den bu yana da uluslararası bir boyut kazandı. 2010 yılında 5 bin kişiyle başlayan onur yürüyüşü geçtiğimiz yıl yaklaşık 100 bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. Ortadoğu, Avrupa ve Türkiye’de düzenlenen en kalabalık onur yürüyüşü olarak anılır.

Türkiye’deki lezbiyen gay biseksüel transseksüel ve interseksüel bireylerin yaşadıkları sorunlara ve hak ihlallerine karşı ses çıkartmak ve cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimleri daha da görünür kılmak amacıyla düzenlenen İstanbul LGBTİ Onur Haftası etkinliklerine LGBTİ dernekleri de destek veriyor. Ancak İstanbul LGBTİ Onur Haftası komitesi bağımsız bir grup ve çalışmalarını bir çatı örgüt göreviyle yürütüyor. Onur haftası boyunca çeşitli panel, film gösterimi, sergi, konser ve daha pek çok etkinlik düzenleniyor. Haftanın sonunda da Taksim Meydanı’nda toplanan LGBTİ’ler İstiklal Caddesi’ni işgal ediyor ve Tünel’e kadar gökkuşağı renklerinden oluşan görsel bir şölenine dönüşüyor.

Istanbul LGBTI Pride komitesi üyelerinden aktivist Elif Avcı ve Şevval Kılıç ile bu yıl teması “normal” olan Onur Haftası’nı konuştuk.

– Temanız neden “normal”? 

Elif Avcı: Bu yılın temasını belirlemek aylarca sürdü. Önce Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı nedeniyle “yüzleşme” yi düşündük. Ancak bu yüzleşme kendi içimizdeki homofobi ve transfobi yüzleşmesini kapsayacaktı. “baskı, ahlak, şiddet” üçlüsünü tartıştık. Ama bütün bu tartışmaların evirildiği noktada temanın “normal” olmasına karar verdik.

– “Pride” adı nereden geliyor?

Şevval Kılıç: ABD’nin New York Şehri’nde 1969 yılında LGBTİ bireylerin sürekli gittiği Stone Wall adlı barda polisin LGBTİ bireylere yönelik şiddet uygulamasına karşı Sylvia Rivera adlı bir trans kadının polislere bir taş atmasıyla patlak veren bir gay hareketidir. LGBTİ bireylere yakıştırılan onursuz olmak, ahlaksız olmak ve kötü olmalara karşı “biz onursuz değiliz bizim ahlakımız bacak aramızda değil” denerek ilk defa “pride” “onur” yürüyüşü düzenlenmiş. Onur tek başına düşünüldüğünde sorunlu bir kelime aslında. Gurula karıştırılabilir. Yani biz eşcinsel olduğumuz için gururluyuz çıkış noktası değil.

Elif Avcı: Stone Wall Ayaklanması, Haziran ayının son haftası gerçekleştiğinden dolayı bizler etkinliklerimizi bu tarihlere denk getirmeye çalışıyoruz.

– Avrupa, Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da “gay pride” diye anılırken Türkiye’de ise “LGBTI pride” adı altında etkinlikler düzenleniyor.

Şevval Kılıç: Bu tamamen kadınların başarısıdır kesinlikle. Erkek egemen bir sistemde yaşıyoruz. Erkeklik hepimizin nüfuzuna işlemiş. LGBTİ bireylerin insan haklarına ve onurlarına atfedilmiş bir hafta ve bir yürüyüş olarak düşünüyoruz. Bütün kimliklerin eşit oranda görünür olmasına dair sıkıntımız var. Biz İstanbul Onur Haftası olarak kimlikleri ve yönelimleri politik anlamda görünür kılmak zorundayız.

– İstanbul LGBTI Pride bir dernek mi?

Elif Avcı: Hayır değil. Istanbul LGBTI Pride bir kollektif yapı. En başından beri Lambda Istanbul Taksim’de olduğu için bize bugüne kadar hep ev sahipliği yaptı. Zaten bu grubun bağımsız olduğunun altı çok çizildi. Özellikle bunu Lambda Istanbul çok belirtti. Istanbul LGBTI Pride, bağımsız bir oluşumdur. Kendi kaynağını kendisi üretir. Herhangi bir derneğe, bir örgüte ya da bir partiye bağlı değildir. Bileşenleri olan çatı bir oluşum.

– Kendi kaynaklarınızı nasıl üretiyorsunuz peki!

Şevval Kılıç: Daha önceden İstanbul’da bulunan yabancı konsolosluklar küçük küçük maddi yardımlarda bulunuyorlardı. Bileşenimiz olan LGBTİ dernekleri üzerinden yapılıyordu. Bu sene tamamen bağımsız olduk. Aslında çok ta iyi oldu. İki tane party düzenledik. LGBTİ dostu bir belediye bize bayraklarımızı yapıyor. Bir kurum broşürlerimizi basacak. Bir çok mekan bize kapılarını açtı. Demek ki oluyormuş biz bunu gördük.

– Özellikle İslami medyada yapılan bu LGBTİ etkinlikleri ile sizlerin eşcinselliği yaymaya çalıştığınız iddia ediliyor. Eşcinsellik böyle organizsayonlarla yayılabilecek bir olgu mu?

Elif Avcı: Keşke eşcinsellik yayılabilir bir şey olsa. Ben öyle kadınlar görüyorum o kadar güzeller ki azıcık bulaştırıp onlara etkilemeyi çok isterdim ama maalesef ki bu kimlik ve yönelim meselesi öyle olmuyor. Biraz süründüğünde geçseydi gerçekten yayılabilirdi. Çocuklarımızın bu kadar eşcinsellikten etkilenmesine önem veriyorsak eğer nefret söylemi üreten, kendi çocuğunu cinsel istismar eden yeterince figür görüyoruz ekranlarda zaten. Onlara bir müdahale etsinler bence önce. Tek bir kız çocuğuna bütün köyün yıllarca tecavüz ettiğini ve köy sakinlerinin buna sessiz kaldığını duyduk gördük öğrendik. Önce bunları çözsünler sonra bize gelsinler. Bu yürüyüş için büyük bir lobi çalışması yürütülüyor. Milletvekilleri ile konuşuluyor, Avrupalı parlamenterler, konsoloslar aranıyor. Ak Parti biz hoş görülü olduğumuz için yürüyorlar diyor ancak aslında yürüyebilmek için çalmadığımız kapı kalmıyor. Taksim’de onur yürüyüşü yapmak o kadar kolay bir iş değil. Bizim arkamızda bu kadar çok büyük bir lobby olmasaydı çoktan keserlerdi bu yürüyüşün önünü kesmişlerdi.

Şevval Kılıç: Çocuklarımız var gençlerimiz var bunları etkiliyorsunuz derler hep. O zaman çocuklarınızı her gördüğü şeylerden etkilenen bireyler olarak yetiştirmeyiniz lütfen. Mesela biz zencilerle gezince zenci mi oluyoruz. Yönelimde böyle bir şey.

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan eşcinsellerden pek hoşlanmıyor. Her konuşmasında da bunu açıkça dile getirdi. Söylemlerinde de hedef gösterdi kimi zaman LGBTİ bireyleri. Sizin bu kadar kapsamlı ve geniş bir zamana yayılmış programınız nedeniyle tepki çeker misiniz?

Şevval Kılıç: Cumhurbaşkanımız ne olur azıcık kızsın. Ben Sünni, Türk, hetero olmayan kimliklerin tamamına yönelik nefret söylemlerinin yatan sebebin bir fobi olduğuna inanmıyorum. Çok daha basit ve küçültücü bir şeye dayanıyor. Para ve iktidar. Bu insanlar para ve iktidar sevdasına düştükleri için her türlü nefret söylemini, çılgınlığı ve manyaklığı yapabilirler. Gözleri dönmüş bu yüzden. Bence AKP’nin yaptığı da tam da bu. İktidarı ve parayı kaybetmemek için. İdeolojiye sevdalanmak falan değil yani.

– Seçim demişken HDP’nin barajı geçmesinin ardından HDP eş başkanlarının balkon konuşması olmuştu. Orada Eş başkan Selahattin Demirtaş’ın yaptığı konuşmasında “LGBTİ” ifadesinin kullanmaması tepki çekti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şevval Kılıç: Çok önemli ve tarihi zamanlardan geçiyoruz. Bizler beş yıl sonra Gezi’yi anlatır gibi bugünleri anlatacağız birbirimize. Muhteşem şeyler oluyor. Şimdi biz bunları sindirme aşamasındayız. HDP’yi hiçbir şekilde fanatikleştirip putlaştırmayalım. Şu aşamada HDP’nin tamamen desteklenmesi gerekiyor. Tabii bu arada kendi demokratik haklarını kazandıktan sonra onu eleştirmeyeceğiz anlamına gelmez. Çünkü HDP en çok eleştireceğimiz parti olacak. Çok seveni çok bileşeni var. Her partiden daha çok iş yapması gereken bir parti. Tek tip olmayan bir tabanı var. Halkların demokratik prtii çok ağır bir söylem. İçerisine çok fazla şey giriyor. Pek çok kimliği barındıran bir çatı parti.

Elif Avcı: Evet balkon konuşmasında LGBTİ’leri anması gerekirdi evet ama olmadı diye de yüklenmemek lazım. Biz bundan sonraki süreci birlikte şekillendirmek amacıyla yola çıktık. O demiyorsa bizim hareketimiz bunu dedirtecek güce sahip artık. Bunula birlikte meclise 98 kadın milletvekili girdi. Açık kimlikli bir LGBTİ vekil seçilmemiş olabilir ama meclisteki kadın sayısının çoğalması çok önemli. Bununla birlikte HDP’nin açık kimliğiyle feminist olarak ve LGBTİ aktivisti olarak kendini tanımlayan kadın vekilleri var mecliste. HDP, seçim öncesinde seçilecek olan adaylarımızın tamamı LGBTİ hakları için çalışacaktır demişti. Bu büyük bir sözdür ve takip edilecek bir sözdür.

– Istanbul LGBTI Pride uluslararası medya “Orta Doğu’nun en büyük LGBTİ etkinliği olarak tanımlanıyor. Sizce de öyle mi?

Elif Avcı: Türkiye müslüman bir ülke olarak tanımlanıyor olması gereği Orta Doğu’daki, İran’daki ve Arap yarımadasında homofobi ve transfobiden çeken LGBTİ’ler için çok büyük bir rol oluyor. Bu nedenle bir açıdan bu bir Orta Doğu etkinliği. Bu sene onur yürüyüşünde Arapça lolipoplarımız olacak. Çünkü mülteci konusu her ne kadar görülmemeye çalışılsa da mülteci nüfusu giderek artıyor. Mülteciler kamplara yerleştiriliyor. Özellikle bir LGBTİ bireyin o kamplarda yaşamı korkunç bir şey. Hele ki kimliğini birisi öğrenirse. Bunun görünür kılınması giderek önem kazanıyor…

Şevval KılıçMurathan Mungan’ın dediği gibi “Avrupa İstiklal Caddesi’nden başlar” İstanbul Türkiye’nin geri kalanını yansıtmıyor. Ben hala burada Orta Doğu’nun erkek egemen izlerini görüyorum. Bu kadına ve LGBTİ’lere yönelik biraz nefretten kaynaklandığını düşünüyorum. Transfobinin altında kadına yönelik nefretten kaynaklandığını düşünüyorum. İstanbul gittikçe Avrupalılaşan hatta batımızdaki birçok ülkeden daha Avrupai bir şehir denile bilinir ama erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Bilgi çağında yaşıyoruz. Bizlerin doğduğu zamandan farklı bir zamanda doğuyor çocuklar. Ellerinde akıllı telefonlar, tabletler falan. Bilgi dünyanın her yerine ışık hızıyla ulaşıyor. Bu devranın değişme arifesindeyiz bugün. Şuan değişiyor biz bunu göremiyoruz içinde olduğumuz için. Geçtiğimiz yıl İran’dan bir grup lLGBTİ birey geldi Istanbul LGBTI Pride için. Grup, “Ahmedi Nejad we are here” diye slogan atmışlardı. Çünkü Ahmedi Nejad, İran’da eşcinsel yoktur demişti.

– Istanbul LGBTI Pride ve Istanbul Trans Pride gibi etkinliklerin yanı sıra son dönemde trans kadınlara yönelik trans defilesi ve güzellik yarışması yapılmaya başlandı. Çok dikkat çekti ilgi gördü. Bu etkinlikleri de LGBTİ aktivizmi kapsamında düşünebilir miyiz?

Şevval Kılıç: Ben çok onaylamasam da güzellik yarışması ve defile tam da toplumunun gösteri malzemesi olarak tanımladığı ilgi gören etkinlikler. Ben şahsen onaylamıyorum böyle bir prezantasyonu ama bir çok trans kadını bir araya getirdi. Bu açıdan önemsiyorum. Mesela elde edilen gelirle Trans Misafirhanesi’ne yardım yapıldı. Çok güzel bir örnek oldu. Demek ki böyle adımlarla başlamak gerekiyor. Yavaş yavaş onlar da politize olacaklar.

Elif Avcı: Herkesin geldiği farklı politik alt yapılar var. Farklı düşünceler var. Hepimiz aynı olmak zorunda değiliz. Onların yaptığı defile ve güzellik yarışmasının yankıları da çok güzel oldu. İyi sonuçları oldu. Olumlu yanlarına bakmak lazım. O alt yapının getirdiği faydanın sonucunu yaşadık mı yaşadık. Bu çok büyük ve önemli bir şey.

– LGBTİ ailesinde “G” ve “T” ler daha çok görünür sanki. Peki diğer özneler çok ta görünür değiller mi?

Elif Avcı: Kimse lezbiyen ve biseksüel görünürlüğünü konuşmuyor. Çünkü ben yıllarca bunu yaşadım. Mesela LGBTİ eylemlerinde elimde bayrak ya da dövizle beni görüp yanıma gelen vatandaşlar “Ahh ne güzel LGBTİ dostu musun” diye sorarlardı. Ben de “hayır direkt ibneyim ben “derdim. Onur yürüyüşündeki kadınların her zaman gay ve trans arkadaşlarına destek olmak için oraya gittikleri düşünülür. Ama biz lezbiyen ve biseksüel kimliklerimizle oradayız. Tuttuğum pankarttan benim en fazla LGBTİ dostu olabileceğimi düşünüyorlar. Benim lezbiyen olabilme ihtimalimi asla düşünmüyorlar ya da dillendirmiyorlar. Zaten o vatandaşın kafasında nasıl sevişiyorsunuzdan girip başka yerden çıkıyor. Bu nedenle lezbiyen ve biseksüel görünürlüğü çok önemli. Zaten görünmez olmak kadın görünmezliğiyle çok doğru orantı. Bizim bir rol model alacak bir kişimiz bile yoktu. Sizin gibi bizim bir Bülent Ersoy’umuz hiç olmadı. Ben kız arkadaşımla sokakta yürürken tacize uğruyorum. Erkekler tarafından “gel biraz da benim elimi tut” ya da “aranıza gireyim mi kızlar” gibi sözlü tacize maruz kalıyoruz. Lezbiyenlik ve biseksüellik konusunda çok geride olduğumuzu düşünüyorum.

Şevval Kılıç: İnsanlar teşhis edebildiklerini adlandırıyor. Bir transı, tırnak içerisinde kırıtan ya da ayol diye konuşan bir ibneyi ayırt etmek onlar için çok kolay. Onlar da ibneliğe yönelik böyle bir imaj var. Şimdi Elif’e bakınca insanlar yönelimine dair kafalarında bir ipucu göremedikleri için direkt hetero bir kadın olarak tanımlıyorlar. Kimse bu kadının bir lezbiyen mi biseksüel mi olduğunu düşünmüyor. Hetero kadındır diyip damgalayıp kenara atıyorlar. Ama ben söz konusu olduğumda ya da efemine bir ibne söz konusu olduğunda 3 yüz metre öteden daha tamam bu ibne deyip ayırıyor. Tabii Elif için çok daha zor görünmeyecek adı kolay kolay. O, hepimizden daha çok bağıracak ben buradayım diyecek. Adama bir çük verilmiş zannediyor ki bütün dünya o çükün etrafında dönüyor. Bunlara anne ve babaları tarafından o kadar idrak ettirilmiş ki bu çükün ne kadar şahane olduğu, iki kadının el ele tutuşmasının da bir erkeğin zevki için yapılmış olduğu inancına kapılıyorlar. Hani bencil, egozantrik veya megaloman bile diyemeyeceğim bir tür sikomaniye histerisi içinde dolaşan bir grup adamdan bahsediyoruz yani.

– Peki geçtiğimiz günlerde pop şarkıcısı demet Akalın’la ilgili bir haber vardı. Akalın için Türkiye’nin ”gay icon” u olduğu iddia edildi. Türkiye’nin” gay icon” ları var mı?

Şevval Kılıç: Bir sürü “gay icon” var Türkiye’de. LGBTİ’lerin şarkılarını dinlemekten çok hoşlandığı, eğlendiği ve çılgınlar gibi dans ettiği pek çok isim var. Ama en “gay icon” demek çok iddialı bir söylem. Bütün kadınların sevgilisi demek gibi bir şey bu. Ulan en “gay icon” Bülent Ersoy yani.

Istanbul LGBTI Pride’ın resmi internet sayfasında da daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

http://tr.prideistanbul.org/

Stone Wall ayaklanması

Sylvia Rivera

Sylvia Rivera

New York Şehri’nde Manhattan yakınlarında Greenwich Village adlı semtte bulunan genelde eşcinsel ve transların gittiği bir mekan olarak bilinen Stone Wall adli gece klübü, 28 Haziran 1969 tarihinde sabahın ilk saatlerinde yaşanan polis baskınıyla çok sayıda eşcinsel ve trans birey polis tarafından işkence edilerek gözaltına alındı. O sırada bar da bulunan Sylvia Rivera adlı trans kadın polise taş atarak direnişi başlattı. Onu gören diğer eşcinsel ve translar da polisin şiddetine karşı tepki gösterdi. Stone Wall Ayaklanması olarak tarihe geçen bu olay bütün dünya genelinde “pride” yani “onur” günü olarak büyük katılımlarla yürüyüş gerçekleşmesine neden oldu. 1951 yılında New York’ta doğan Sylvia Rivera, yine aynı şehirde 19 Şubat 2002 yılında 50 yaşındayken kaldırıldığı St. Vincent Hastanesi’nde kara ciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Sylvia Rivera adı tarihe bir kahraman olarak geçti.

Paylaş:

‘Onur Haftası sloganları ortak bir isyandan doğuyor’

'Onur Haftası sloganları ortak bir isyandan doğuyor'

1969 yılında, New York’taki Stonewall Inn adlı barda baskıya ve şiddete dayanamayan eşcinseller ayaklanmış, kendileri üzerinde baskı kuran polisi bara hapsetmiş ve dört gün boyunca sokaklarda çatışılmış, eylemler yapmıştı.

LGBTİ mücadelenin dönüm noktalarından biri olan bugün dünyanın her yerinde Onur Haftası olarak kutlanıyor. Türkiye’de ise Onur Haftası ilk defa “Cinsel Özgürlük Haftası” adı altında, 1993 yılında kutlanmak istendi. Ancak valiliğin izin vermemesi ve yurt dışından gelen konukların sınır dışı edilmesi sonucu etkinlikler gerçekleştirilemedi. Geçtiğimiz yıl İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüşte 70 bin kişi özgürlük için yürüdü.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Onur Haftası organize komitesi aktivistleriyle ile Onur Haftası’nı konuştuk.

Türkiye’de düzenlenen Onur Haftası etkinlikleri, çeşitli aşamalardan geçti ve günümüze kadar geldi. Bu süreci bize özetler misiniz?

İlk Onur Yürüyüşü, 2003 yılında 40 kişilik “kalabalık” bir grupla gerçekleştiğinde İstiklal Caddesi’ndeki insanlar “Kim bu deliler?” ya da “sapıklar” gözüyle bakmıştı bizlere.

Beyoğlu’nda 2 Temmuz 1993’te ‘Cinsel Özgürlük Etkinlikleri’ adı altında yapılması planlanan ilk Onur Yürüyüşü ve üç günlük etkinlik programı, İstanbul Valiliği tarafından ‘‘Örf ve adetlerimize, toplumumuzun değer hükümlerine aykırı’’ olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. Yürüyüşten önceki gece polis, aktivistlerin kapılarını kırıp evlerini basmış, yürüyüş günü de İstiklal Caddesi’ni ablukaya almıştı. Cadde’de eşcinsel olduğundan şüphelenilenler gözaltına alınmış ve yurt dışından gelen katılımcılar sınır dışı edilmişti. İlk Onur Yürüyüşü ancak on sene sonra 2003’te, yaklaşık 40 kişilik bir grup tarafından gerçekleştirilecekti.

Haftanın etkinlikleri de oldukça kısıtlı imkanlarla gerçekleşmişti. Hafta diyoruz lakin birkaç günlük bir etkinlik dizisi idi. İlerleyen yıllarda LGBTİ hareketi büyüyüp geliştikçe Onur Haftası etkinlikleri de hem içerik hem de katılımcılar açısından zenginleşti, kalabalıklaştı. İlkini 40 kişiyle yaptığımız bu yürüyüşün bugün 80 binden fazla insanla gerçekleşiyor olması birçok zorlukla mücadele eden hareketin tüm bu olumsuzluklara rağmen nasıl direnç gösterdiği ve bugünlere geldiğini gösteriyor.

Bu süreci kısaca özetlersek; Her yıl artan katılımcı sayısı sonraki yıllardaki etkinliklerin organizasyonuna daha fazla insanın katılması ve hareketin görünürlüğünün artması Onur Haftaları’nın da daha çok duyulmasına ve daha çok insan tarafından sahiplenilmesini sağladı. Elbette ki birçok olumsuzluk yaşandı lakin geldiğimiz noktada bizler bu olumsuzluklara değil, 80 bin kişinin barışçıl bir biçimde yürüdüğü fotoğrafa bakmayı tercih ediyoruz.

Peki bu süreç içerisinde ne gibi zorluklarla karşılaşıldı?

En sık yaşadığımız etkinliklerimizi yapmak için mekan bulamamaktı sanırım. “Sapıklara yer yok” diyen de oluyordu, “buraya aileler geliyor” diyen de. Birçok mekan bize kapılarını açmak istemiyordu. Yürüyüş öncesi ofisi arayıp tehdit edenler oluyordu. Bu birkaç yıl sürdü sektirmeden. Lakin tehditler telefonda kaldı şükür. Kalabalıklaştıkça o telefonlar da kesildi. Maddi imkansızlıklar nedeniyle de istediğimiz her etkinliği yapamıyorduk. Yurt dışından katılımcı davet edemiyorduk, sanatçıları sahneye çıkartamıyorduk… Medyadaki sorunlu ve hedef gösterici haberler birçok kişinin etkinliklere katılmasını engelliyordu.

Bu sene 22- 28 Haziran 2015 tarihleri arasında Onur Haftası gerçekleştirilecek. Bu süre zarfında ne gibi etkinlikler düzenlenecek?

Hafta programımız paneller, atölyeler, forumlar, piknik ve partilerden oluşuyor. Paneller kapsamında Türkiye’deki eşcinseller, translar ve seks işçilerinin sorunlarına odaklanan iki araştırmanın sunumu olacak. LGBTİ bireylerin toplumda yaşadıkları sorunları biliyoruz ama bu sorunlar ne düzeyde ve ne gibi çözümler gerekli bu anlamda rapor sunumları çok önemli.

Hapisteki LGBTİ’lerin deneyimlerinin aktarılacağı panelde “özel” hapishaneleri konuşacağız. Türkiye’deki LGBTİ örgütlenmeleri (Kocaeli’nden Mersin’e bu örgütlerin sayısı son yıllarda arttı) bir araya geldiği forum, bu yılın Onur Haftası teması Normal’in konuşulacağı forumlarımız var.  LGBTİ bireyler olarak toplumsal normlara uyum sağlamaya çalışmıyoruz, şöyle ki toplumsal normlar kadın-erkek ikiliğine, tek cinsel yönelime yani heteroseksüelliğe, tek aile biçimine, belirli davranış, giyiniş kalıplarına dayanıyor, bunlar aracılığıyla sınıflı, heteronormativ ataerkil toplum onaylanıyor. Forumumuzda hem bu bağlamda “normal olmayı” hem de LGBTİ hareket içinde ne gibi normlar hayatımızı şekillendiriyor ya da tek tip eşcinsel ve trans algısı dışında varoluşumuzu ifade edebiliyor muyuz, bunları konuşacağız.

Atölyeler arasında, liseli LGBTİ’lerin akran zorbalığını konuşacağı buluşma, lezbiyenler için cinsel sağlık atölyesi, beden atölyesi, ruh sağlığı çalışanlarının buluşacağı atölye, pedagojiye queer yaklaşım, şiddetsizlik, lgbtiqa (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks, queer, aseksüel) bireyler ve cinsel şiddet, sakatlık ve lgbti hareketi, Hiv, işaret dili konulu atölyelerimiz var.

Ayrıca Onur Haftası sırasında düzenleyeceğimiz “Nerdeen Nereye” sergisi kapsamında sergi sanatçıları, seçici kurul ve kuratörlerin katılımıyla bir buluşma gerçekleştireceğiz. 80’lerde “Lubunya Olmak” tiyatro oyunu, “Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim” tek kişilik gösterisi ve “Seni Seviyorum” performansı gerçekleştirilecek.

24 Haziran Çarşamba akşamı Şişli Kent Kültür Merkezi’nde ise bu yılın homofobik, transfobiklerinin ödül olacağı 11. Hormonlu Domates Ödül Gecemiz var. Onur Haftası her yıl olduğu gibi bu yıl da kitlesel Onur Yürüyüşü ile sonlanacak. 28 Haziran Pazar günü 17.00’da hep birlikte Taksim’den Tünel’e şarkılarımız, sloganlarımızla yürüyeceğiz.

Onur Haftası kapsamında bir de Onur Yürüyüşü düzenleniyor. Bu yürüyüşe sadece eşcinseller değil aynı zamanda heteroseksüel bireyler de katılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yürüyüşün eşcinsel sorunlarının anlaşılması noktasında bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

LGBTİ hareket olarak yıllardır yalnızca LGBTİ bireylerin özgürlüğü için mücadele yürütmüyoruz; homofobiye, transfobiye, heteroseksizme, heteronormativiteye, ataerkilliğe, ırkçılığa, militarizme, milliyetçiliğe, sınıf eşitsizliğine yıllardır esaslı eleştiriler yöneltiyoruz. Sınıflı ve eşitsizliğe dayalı bir toplumda herkesi heteroseksüel olarak gören, cinselliği belirli kalıplara sıkıştıran, erkekliğin yüceltildiği, dinsel normları dayatan sistem yalnızca LGBTİ’lerin değil, herkesin sorunu. Özgürlük ve eşitlik talebimize bu nedenle sadece LGBTİ’lere değil, herkese yönelik bir çağrı olarak yöneltiyoruz.

Diğer yandan kendimiz dışında ezilen, yaşam hakkı başta olmak üzere hakları baskılanan her birey ve grupla da birlikte söz üretmeye çalışıyoruz, bu nedenle yıl boyunca çeşitli etkinlikler, eylemler ve işbirlikleri yapıyoruz: Gezi direnişi konusunda LGBTİ’lerin aktif bir bileşen olması, translara yönelik şiddete karşı çıkarken polis ve devlet şiddetinin son bulmasına yönelik söz üretmemiz gibi… Dolayısıyla LGBTİ’lerin sorunlarına destek verenlerle birlikte yürümek ve söz üretmek bizim için çok önemli.

Özellikle Gezi eylemleri sürecinde eşcinsel bireyler bu eylemleri destekledi. Geçtiğimiz yıl düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne ise 70 bin kişilik rekor bir katılım gerçekleşti. Eşcinsellerin Gezi sürecini desteklemesi Onur Yürüyüşü’ne olan ilgiyi arttırmış diyebilir miyiz?

Onur Yürüyüşü’ne yıllardır artan bir katılım var. Gezi’den önce de katlanarak artıyordu. Gezi zamanında farklı gruplarının birbirini tanıması etken olmuş olabilir. Gezi direnişinden sonra en yakın tarihli sokağa çıkma Onur Yürüyüşüydü. Ayrıca LGBTİ hareketin diğer sosyal hareketlerle birlikte iş yapması, taleplerine destek bulması, siyasi partiler ve sosyal hareketlerde (Gezi Direnişi’nde LGBT Blok gibi) LGBTİ oluşumlarının söz söylemesi ve görünürlüğünün artması da yürüyüşün kalabalıklaşmasına etken olabilir.

Türkiye’deki  Onur Haftası kutlamaları ile dünya genelinde yapılan kutlamalar arasında ne gibi farklar var?

Dünya genelinde kutlanan onur haftalarıyla kıyaslayacak olursak, Türkiye’deki haftanın özellikle Batı’daki haftalardan içerik ve söylem açısından ayrıldığını söyleyebiliriz. Batı’daki haftaların birçoğu artık sponsorlarla gerçekleştiriliyor ve içerikleri sadece partilerden oluşuyor. Daha çok bir kutlama havası hakim.

Türkiye’de bizim hala bir derdimiz var. Dert ettiğimiz meseleler var ve sadece lokal dertler de değil bunlar. Dünyanın birçok yerinde LGBTİ’lerin yaşadıklarını da kendi derdimiz kabul edip onlar için da bağırıyor, slogan atıyor ve kamuoyuna ulaştırmaya çalışıyoruz bunları. Sermayenin ya da sistemin değil kendi bildiğimizi okuyoruz hala. İstanbul Onur Haftası eğlenceyi politikayla harmanlayarak özellikle Batı’daki haftalardan ayrılıyor.

 “Velev ki ibneyiz!”, “Ayşe Fatmayı, Ahmet Mehmedi; birbirlerini sevebilmeli”, “Çürük değil eşcinsel”…Onur yürüyüşü sırasında ortaya renkli görüntüler de çıkıyor. Sanırım bunlardan en eğlencelisi sloganlar. Bu sloganlar nasıl ortaya çıkıyor?

Onur Haftası başlamadan önce yürüyüş için alınan toplantılarda, slogan atölyelerinde ya da bazen kendi aramızdaki  toplaşmalarda, partilerde ortaya çıkabiliyor. “Velev ki ibneyiz” yürüyüş öncesi bir toplantıda bir arkadaşımız tarafından ortaya atılmıştı, herkesi heyecanlandırmıştı bu slogan. “Nerdesin aşkım?”ı ilk kez bir doğum günü partisinde uyarlayarak kullanmaya başlamıştık. Belirleyici olan hepsinin ortak bir isyandan, coşkudan çıkıp sahiplenilmesi…

Bu sene temamıza uygun olarak “Normalleşmiyoruz – Genel ahlaksız”, “Yoldan çıktım – Böyle iyiyim”, “Direnişin O biçimi – yasak ne ayol!” lolipoplarımızla yürüyüşte olacağız. Eşcinselleri düzeltmeyi, normalleştirmeyi, gizlemeyi, küçük düşürmeyi amaçlayan sözleri alıp güçlendirici bir şekilde kullanmak istedik.

Onur Haftası kapsamında bir dizi etkinlik yapılıyor. Bu etkinliklerin finansmanını nasıl sağlıyorsunuz? Ya da şöyle soralım: Bu etkinlikleri kimler destekliyor?

Onur Haftası, sabit bir geliri olmayan, her sene sıfırdan yapılan bir organizasyon yapısına sahip olduğu için, destekleyen kurumlar ya da bireysel yardımlar her yıl farklılık gösteriyor. Bütçemizin en önemli kısmını yürüyüşte kullandığımız bayraklar, yerel örgütlerden aramıza katılacak olan aktivistlerin ulaşım masrafları, basılı materyaller oluşturuyor. Masrafları karşılayabilmek için, bu sene geçen senelerden farklı olarak kendimiz bütçe yaratma yoluna gittik. Uluslararası fonlama sitesi İndiegogo’ya “2015 İstanbul LGBTİ Onur Haftasına Destek Ol” adında bir kampanya yükledik. Kampanya kapsamında ihtiyaçlarımızı kalem kalem yazdıp, yapılan bağış karşılığında destekçilerimize küçük hediyeler hazırladık. Ayrıca; LGBTİ hareketinin içinden açık kimlikli arkadaşlarımızın belediye meclis yönetimlerine katılması, belediyelerin Onur Haftası’na destek olmalarını sağladı. Bu sene Şişli Belediye’si ve Beşiktaş Belediye’sinin desteğini alıyoruz. Bahsettiğimiz kaynaklara ek olarak, her sene hafta başlamadan yaptığımız Pre-Pride partileriyle hem eğleniyor hem de kendimize kaynak yaratıyoruz.

Peki Türkiye’de eşcinseller ne gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyor?

Eşcinsel bireylerin yaşadıkları sorunların başında eşcinselliği hala hastalık olarak görülüp yansıtılması (Selma Aliye Kavaf ve hükümet üyelerinin bu yönde açıklamaları mevcut, bazı doktorların ve sözde terapistlerin bunun düzeltilebilecek bir durum olarak yansıtıp “düzelme terapileri” sunması, ailelerin kişi eşcinsel olarak açıldığında reddetmesi, şiddet uygulaması -ne yazık ki bunun ölümle sonuçlandığını da görüyoruz-, eşcinsel ve trans bireylerin yaşadıkları baskılar sonucu intihar etmesi, kişilerin açık eşcinsel kimlikleriyle iş bulmakta zorlanması ve bunu saklamak zorunda kalmaları ya da işyerinde açıldıklarında işten atılabilmeleri, toplumun eşcinsel bireylere bakışının eşcinselliği kadınlıkla ve erkekliğe ihanetle eşdeğer görmesi nedeniyle ataerkilliğin de etkisiyle sokakta karşılaşılan şiddet ve genel olarak toplumda var olan ön yargılar diyebiliriz. Son olarak Boston Erkek Eşcinsel Korosu’nun Zorlu PSM’de konseri iptal edildi.

Eşcinsellerin varlığına bile tahammül edilmediği durumlarla karşılaşıyoruz. Bu nedenle birçok kişi kimliğini saklamak, ilişkilerini ve hayatını gizli yaşamak zorunda kalıyor. Vahdet gibi gazeteler eşcinselliği “sapkın” olarak niteleyip her gün nefret dilini körükleyen haberler yapılıyor ve buna müdahele edilemiyor. Bizler dayanışma ağlarımızı ve yollarımızı genişleterek tüm bunlara karşı güçlü durmaya ve yalnız olmadığımızı birbirimize söylemeye devam ediyoruz, bu konuda kamuoyu oluşturma çalışıyoruz, eylemler yapıyoruz.

Trans ve interseks bireylerin sorunlarını ise ayrı olarak ele almak gerekiyor. Translık ve intersekslik çok daha görünür olduğu için trans bireyler cinsiyet geçiş sürecini çok daha zor yaşıyor, trans seks işçileri çok sık olarak şiddete maruz kalıyor, öldürülüyor, bu sayının ne yazık ki her gün arttığını görüyoruz. Trans kadın ve erkekler beden geçişi olmak için kısır olmak zorunda, 2 yıl zorunlu terapi görüyorlar. Ayrıca toplumsal normlara uygun şekilde giyinip davranarak mahkemede kendilerini kanıtlamaları gerekiyor. Kısır olma şartının kalkmasını, kişinin kendi beyanıyla kolayca cinsiyet geçişi yapabilmesini istiyoruz. İnterseks bireyler içinse kişinin kendini nasıl hissettiği ve beyanı sorulmadan aile isteğiyle zorla yapılan ameliyatlar söz konusu.

Anayasada “Cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği”ne yönelik ayrımcılık yapılamayacağına ilişkin bir düzenleme yapılmasını, böylece yaşam hakkımızın garantiye alınmasını istiyoruz. Ayrıca nefret suçlarına karşı bir yasanın çıkması talebimiz de var. Tabii en önemlisi devlet ve hükümet düzeyinde LGBTİ’lerin yaşam hakkının tanınması ve her türlü şiddet ve baskıya karşı önlem alınması, nefret ve ayrımcılık dilinden vazgeçilmesini istiyoruz.

Geçtiğimiz aylarda baskılara dayanamayan Mehtap Zengin isimli trans birey Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son verdi. Ayrıca sık sık da trans bireylerin cinayet haberleri geliyor. Eşcinsel bireylerin güvenliği noktasında devletin bir çalışması yok mu?

Evet, maalesef trans intiharları günden güne artarak devam ediyor. Biz bu intiharların cinayet olarak düşünülmesini istiyoruz.

Ötekileştirmenin ve erkek egemenliğinin “altın yıllarını” yaşadığı bu günlerde toplumda var olan bu agresyon da kendi gibi olmayana tahammül edememe hali de en savunmasız insanların üzerinde patlayabiliyor.

Devletimizin “üreme dışı” olan tüm cinsel aktivitelere karşı olan tutumu malum, bu tutum kürtaj olmak ya da boşanmak isteyen kadınları etkilediği gibi biyolojik olmayan tüm diğer toplumsal cinsiyet ifadelerine sahip insanları da etkilemekte, devlet erkanından tutun da kolluk güçlerine kadar “nefret söylemi” neredeyse meşrulaşmış vaziyette. Devlet görevlilerince en azından nefret söylemi düzleminde kalan bu fobik tutum sokaktaki insan için eylem olarak tezahür edip LGBTİ bireylere yönelik nefret suçu oluyor.

Bununla mücadelenin bir ayağı anayasal değişiklik iken diğer bir ayağı da elbette toplumsal değişim. Toplumsal değişimlerin bir günde olmayacağı bilgisi ise en azından “gezi” ile biraz yıkıldı, yani toplumlar/kitleler bazen çok güçlü uyaranlar olduğu taktirde bir günde de aydınlanabiliyormuş bunu gördük. Daha önce hiç yan yana gelmediğimiz birçok kişi/grup/politika ile gayet küçük bir alanda günlerce hiç bir sorun yaşamadan var olabildik.

İşin çok daha üzücü olan kısmı devletin bu tutumunun sadece ideolojik (dini ya da ahlaki) kaynaklı homofobo/transfobi değil tamamen oy/menfaat kaygıları için körüklendiğini biliyor/görüyor olmamız. Bu devranın değişeceği günler hiç olmadığı kadar yakın.

Gençlik “yeni bir dünya” mümkün diyerek haykırıyor, meclise birden fazla farklı politikaların içinde var olarak geliyoruz. O zaman bütün bu nefret suçları Türkiye’nin ayağına çok ağır prangalar olacak. Dileğimiz devletin bu prangaların sayısı artmadan Türkiye’deki LGBTİ realitesini bir an önce görmesidir, biz zaten toplumsal değişim için yıllardır canımızı dişimize takmış çalışıyor 40 kişi ile başlayan onur yürüyüşünü 100 binlere çıkarıyoruz.

Röportaj: Yusuf Çifci, Gül Şengül

Paylaş:

23. Onur Haftası: Aşkımızdan, neşemizden, hazlarımızdan ödün vermeyeceğiz

Her yıl on binlerce insan Haziran’ın son Pazar’ında LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) Onur Yürüyüşü kapsamında İstiklal Caddesi’ni baştan sona yürüyor. Her şey kendiliğinden gelişiyor gibi gözükse de lolipoplardan bayraklara, sloganlardan  yürüyüşten önceki hafta gerçekleşen etkinliklere kadar ciddi bir hazırlık süreci var. LGBTİ Onur Haftası nasıl hazırlanıyor, Onur Haftası ekibi kimlerden oluşuyor?

Onur Haftası, sene başında yapılan toplantı duyurularıyla bir araya gelen, örgütlü ya da örgütsüz, gönüllü olarak bu işi beraber yapmak isteyen insanların gerçekleştirdiği bir organizasyon. Bu ekibe ilk kez katılan birçok kişi daha sonra örgütlü olarak LGBTİ hareketinin içinde kalmaya devam etti. Ya da Onur Haftası ekibi içinde tanışan insanlar yeni örgütlenmeler, yeni dayanışma ağları kurdular. Yani onur haftası surecinin kendi içinde de üretici bir tarafı var. Yılların deneyimi olmasına rağmen her sene yeniden keşfeder gibi çalışılıyor. Bunun işleri zorlaştırıcı bir yanı da var ama bir yanıyla da yaratıcı ve amatör ruhu koruyarak sürekli yeni formlar bulunmasına imkân sağlıyor.

Öğrencilerden tasarımcılara, beyaz yakalıdan emekliye her yaş ve iş grubundan insanlar geliyor, toplantılar herkese açık olarak yapılıyor. Yılda bir kez sadece bu iş için bir araya gelen, zaman zaman birbirinden oldukça farklı görüşlere sahip olan insanlar haftalarca uzerine düşünüp konuşarak, aynı zamanda bütün teknik işlerin de takibini yaparak o yılın temasını, panelleri ve atölye içeriklerini belirliyorlar. Tabii bu süreci baştan sona yaşayan kişiler için onur yürüyüşü demek; slogandan megafona, bayraklarla lolipopların dağıtılmasından toplanmasına, o gün bile bir dolu işin peşinde koşturmak olduğundan, gün sonu katarsisi de çok daha güçlü bir şekilde yaşanıyor.

Geçtiğimiz yıl Onur Haftası’nda interseks aktivizminden engelliliğe, yerel LGBTİ örgütlerinden İranlı LGBTİ’lerin mücadelesine pek çok farklı konu ele alınmıştı. 23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nda hangi konu başlıklarının öne çıkması düşünülüyor?

Senenin geri kalanında gerektiği kadar konuşulmayan, yeteri kadar görünürlük elde edemeyen ya da gündemimizi oluşturmaya devam eden konuları tekrar tekrar konuşmakta bir sorun görmüyoruz. LGBTİ hareketinde henüz tüketilmiş olup da dosyası kapatılacak bir konu yok. Bunlar bir tarafa, bu sene dozu gittikçe artan sistematik baskı ve şiddet ile yeni direniş çatlaklarını konuşacak, okları bir yandan kendimize de çevirerek hareketin içindeki şiddet ve baskı hallerini irdeleyecegiz. Heteroseksist ve normatif baskının üzerimize nasıl sindiğini, ahlâkçılığı hangi şekillerde içselleştirerek birbirimize yansıttığımızı ve birbirimizi baskıladığımızı da sorgulamak istiyoruz.
Bununla beraber, hak mücadelesinin kendi mahremimizde istediğimizi yapma hakkı değil, kamusal alanda özgürce var olmaya dair bir talep olduğunu, normalleştirici bir dayanışmayı değil farklılıklarımızın gözetildiği bir siyasetin arayışında olduğumuzu vurgulayarak sadece dayanışmaya değil, hareketin içerisi ve dışarısı arasında bir ayrım yapmadan herkesi heteroseksizm ve normativiteyle yüzleşmeye çağırıyoruz. Aşkımızdan, neşemizden ve hazlarımızdan ödün vermeden, kendi dünyalarımızı da açmak, konuşmak istiyoruz.

Onur Haftası’na destek toplamak amacıyla Indiegogo üzerinden bir kampanya başlattınız. Geçtiğimiz yıl masraflar ne ölçüde oldu, bu yılki öncelikli ihtiyaçlar nelerdir? 

Her yıl sıfırdan bir Onur Haftası düzenlediğimiz için, bu aslında sıfırdan bütçe yaratmak demek. Sabit bir gelirimiz olmadığından her yıl farklı kaynaklar yaratmaya çalışıyoruz. Onur Haftası bütçesinin en önemli kısmını yürüyüş sırasında kullandığımız bayraklar, lolipoplar, basılı materyaller ve yerel örgütlerden aramıza katılacak aktivistlerle panel katılımcılarının ulaşım masrafları oluşturuyor.

Bu yıl bu masrafların altından nasıl kalkacağımıza gelince: Geçen yıldan farklı olarak, bu yıl Indiegogo’ya ihtiyaçlarımızı kalem kalem yazdık. Müstakbel destekçilerimiz için de tarafımızca hazırlanacak küçük hediyeler hazırladık. “2015 İstanbul LGBTİ Onur Haftasına Destek Ol” başlığıyla bir kampanya açarak, yukarıda saydığımız tüm bu masraflarımız için destekçilerimizden yardım istedik.

Yeri gelmişken açıkça söyleyelim, henüz bu konuda çok dikkat çekmeyi başaramadık galiba. Bütçemiz hâlâ oldukça minik ve bu açıdan küçük-büyük demeden her türlü maddi katkıya ihtiyacımız var. Onur Haftası’nı hep birlikte örgütlemenin bir yolu da bu olacak. Etkinliklerle partilerin ücretsiz olduğu güzel bir gelecek ve hep beraber hazırlayacağımız bir Onur Haftası için, herkesi Indiegogo’da adını belirttiğimiz kampanyaya girip miktarı ne olursa olsun destek vermeye çağırıyoruz.

Onur Haftası’na yerel yönetimlerden destek ne ölçüde?

LGBTİ hareketinin içinden, açık eşcinsel kimlikli arkadaşlarımızın belediye meclis yönetimlerine katılması, LGBTİ’lerin ihtiyaçlarının söz konusu belediyeler açısından önceliğini arttırdı. Şişli Belediyesi geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da etkinliklerimiz için mekân sağlıyor; broşür, lolipop ve afişlerimizin baskı masraflarını üstleniyor. Aynı şekilde Beşiktaş Belediyesi de matbaa giderleri ve gökkuşağı bayrakları için Onur Haftası’na destek oluyor.

İstanbul LGBTİ Onur Haftası’na cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği ne olursa olsun farklı kesimlerden insanlar katılıyor. Hiç bilmeyen birine “bu haftaya şu yüzden destek olmalısınız” diyecek olsanız ne derdiniz? LGBTİ’ler neyin mücadelesini veriyor?
LGBTİ mücadelesi bizlerin yaşam hakkı ve cinsel özgürlük mücadelesi olduğu kadar, varoluşları tektipleştiren egemen düşünceye karşı farklı oluş ve kimlikler için de aynı talepleri dillendirdiğimiz bir alan. Bizler yalnızca kendimiz için değil; erkeğin, gücün ve paranın egemen olduğu; dinsel, cinsel, ırksal, bedensel farklılıklara yer bırakmayan düzenin tamamına karşı mücadele ediyoruz. Homofobiye, transfobiye, heteroseksizme, heteronormativiteye, ataerkilliğe, ırkçılığa, militarizme, milliyetçiliğe, kapitalizme yıllardır esaslı eleştiriler yönelten bir hareket olarak, bunların birbiriyle iç içe geçmiş bir şekilde sürekli yeniden üretildiğini, toplumsal ilişkilerin de bu düzenin altyapısını oluşturduğunu ve birbirimizle kurduğumuz ilişkiler bütünüyle dönüşmediği sürece bu döngüden tek başına hiçbir grubun kurtulamayacağını düşünüyoruz.
Bizim heteronormatif düzende oluşturacağımız çatlakların benzer bir his ve mücadele içinde olanlara da alan açmasını umuyoruz. Bizler aile, toplum tarafından inşa edilen cinsiyet ve heteroseksüellik normlarına karşı taviz vermeden hizayı bozan tüm bedenlerin cesaretine, bu düzene sığmayan arzuların, ilişkilerin, cinselliklerin kudretine inanıyoruz. Bu nedenle, farklı toplumsal mücadelelerle bireysel varoluşların taleplerini de yanımıza alarak, Haziran’ın son Pazar günü LGBTİ hareketi içerisindeki tüm renklerle birlikte yürümek ve gülmek için herkesi yürüyüşe çağırıyoruz.
Paylaş:

Hormonlu Domatesler Sahiplerini Buldu

hormonlu_domates (6)

BAŞBAKAN ERDOĞAN BU YIL DA ÖDÜL SAHİBİ OLDU!

22. Onur Haftası kapsamında İstanbul’da düzenlenen 10. Hormonlu Domates Ödül Töreni kırmızı halı geçidi ile başladı. Sonuçları halk oylamasıyla belirlenen Hormonlu Domates Ödülü’ne siyaset kategorisinde Başbakan Erdoğan layık görüldü. Gecede Futbolcu Mateja Kezman, Okan Bayülgen, Yeni Akit Gazetesi, Yeditepe Üniversitesi, Bafra Cezaevi, Kızılay AVM, TBMM gibi kişi ve kurumlar da homofobik tavırlarından dolayı ödül aldı.

Her yıl halk oylamasıyla seçilen ve bugüne kadar Başbakan Erdoğan’dan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e, Oyuncu Necati Şaşmaz’dan Sabah Gazetesi Yazarı Engin Ardıç’a kadar pek çok tanınmış isme layık görülen Hormonlu Domates’ler dün akşam sahiplerini buldu. 22. LGBTİ İstanbul Onur Haftası kapsamında, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen 10. Hormonlu Domates Ödül Töreni Kırmızı Halı Geçidi ile başladı. Törene LGBTİ bireyler ve dostlarının yanı sıra birçok sanatçı, politikacı, aktivist, sivil toplum kuruluşu ve demokratik kitle örgütü temsilcileri de katıldı. İstanbul LGBTİ Onur Haftası kapsamında düzenlenen ve internet üzerinden yapılan halk oylamasıyla sonuçları belirlenen Hormonlu Domates Ödülü’ne siyaset kategorisinde açık arayla Başbakan Erdoğan, medya kategorisinde Yeni Akit, eğitim kategorisinde Yeditepe Üniversitesi, spor kategorisinde Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Mateja Kezman, yaşam alanları kategorisinde de Kızılay Alışveriş Merkezi layık görüldü. Bu yılki adaylar arasında İçişleri Bakanlığı, Van Valiliği, Bafra Cezaevi gibi kurumların yanı sıra Shakira ve Rihanna’nın lezbiyen performanslarının olduğu video klibi yayımlayan kanallara eşcinselliği teşvik etmek gerekçesiyle para cezası veren RTÜK de vardı. RTÜK, Telekom ve Kanal D’nin yarıştığı sansür kategorisinin birincisi LGBTİ örgütlerin sitelerine erişimi yasaklayan TBMM oldu. Eğlence kategorisinde yarışan Osman Sınav ve Vine fenomenleri liderliği Okan Bayülgen’e kaptırdı. Eşcinselliğin propagandasını bir yasayla yasaklayan Rusya beynelmilel, eşcinsel polis memurlarına ağır disiplin cezaları uygulayan İç İşleri Bakanlığı da kurum kategorilerinin birincileri oldu. Ödül alanlar alkışlar yerine yuhlarla kutlandılar.

Trans oyuncular sahnede

Adını, Erman Toroğlu’nun “Hormonlu domates yemeyin homoseksüel olursunuz” açıklamasından alan ödül töreninin sunumunu başarılarıyla adından söz ettiren tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Seyhan Arman yaptı. Homofobi ve Transfobi Ödülleri gecesinde, “Kayıp Şehir” dizisinden tanıdığımız trans sanatçı Ayta Sözeri mini bir konser verirken Taraf Gazetesi Köşe Yazarı, Oyuncu Esmeray da geceye özel hazırladığı tiyatro oyunuyla sahne aldı. Gecede hayatını nefret cinayetleri nedeniyle kaybeden translar da anıldı.

Onur Yürüyüşü bu pazar
LGBTİ’lerin hak mücadelesinin ve taleplerinin gündeme taşındığı 22. LGBTİ  Onur Haftası, İstanbul’da gerçekleştirilen en kitlesel yürüyüşlerden biri olan LGBTİ Onur Yürüyüşü ile son bulacak. Taksim’de, “Faili Devlet” başlığı altında gerçekleştirilen Trans Onur Yürüyüşü’nün ardından lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks harekete destek veren herkes, “Tüm renklerimiz ve coşkumuzla buradayız, alışın, gitmiyoruz!” demek için 29 Haziran Pazar günü İstiklal Caddesi’nde toplanacak.

hormonlu_domates (4) hormonlu_domates (7) hormonlu_domates (8) hormonlu_domates (10)

Paylaş: