14. LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için Her Sokağa Dağıldık

İstanbul Valiliği’nin 19 Haziran’daki Trans Onur Yürüyüşü ile İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü ve basın açıklamasını engelleme kararına karşı, 26 Haziran Pazar günü İstiklal Caddesi’nin her yerine “dağıldık”. Basın açıklamamız birçok sokakta okundu, gökkuşağı bayraklarımız binalara asıldı, sokaklarda dalgalandı. Basın açıklamamızı okuyanlar arasında Avrupa Parlementosu üyesi Terri Reintke de vardı.

Polis, zaman zaman İstiklal Caddesi’nin çeşitli köşelerinde dağılan arkadaşlarımıza gazla müdahale etti ve 29 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımız serbest bırakıldı.

Basın açıklamamız:

Olduğun, örgütlendiğin her yerde ses çıkar bağır çağır! ‪#‎dağılıyoruz‬

Bugün bu basın açıklamasını okumamızın sebebi, 14. LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün yasaklanmasıdır.

Onur Yürüyüşlerimiz, bu ülkenin şahit olduğu büyük, çok sesli ve kitlesel eylemlerden biridir. Bizler yürüyüşlerimizde, dünya tarihinde bizim payımıza düşen bu karanlık zamana aşkımız ve arzumuzla kafa tutarız. El konulan emeğimizin hesabını sorar, kaderimizi başkalarının elinden alır, geleceğimizi tahayyül ederiz. Savaşa karşı barışı, korkuya karşı cesareti, zulme karşı tüm ezilenleri savunuruz; başka bir dünyanın, cinselliğin, bedenin, hayatın mümkün olduğunu gösteririz. Yürüyüşümüzü engelleyenler, bize “toplumun hassasiyetleri”ni mazeret göstermiştir. Oysa gözetilen toplumun değil, iktidarın hassasiyetleridir. Toplum bizden başkası değildir. Yasaklanan, bizim, bu dünyanın onurlu insanlarının varoluşunu, taleplerini, barışa, adalete ve eşitliğe dair özlemlerini duyurma çabasıdır. Yürüyüşümüzün yasaklanması, sesimizin duyulmasını engellemek için yapılan başarısız bir çabadır.

Başarısız, çünkü varoluşumuzun bize verdiği onur, gördüğümüz baskıyla büyüyor. Bizi incitmek için ettikleri hakaretleri biz gururla sahipleniyoruz. Sahip olduğumuz sınırlı alanları dayanışmayla büyütüyoruz. Bizler yürüdüğümüz her sokakta, emek verdiğimiz her mesai gününde, her evde, yaşadığımız her aşkta ve her sevişmede bir devrim gerçekleştiriyoruz. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Antep’te, Amed’de, Meksika’da, Bangladeş’te, Orlando’da öldürülüyor ve tekrar doğuyoruz. Biz hep varolacak, varoluşumuzu hep haykıracak ve varoluşumuzdan hep onur duyacağız.

Bugün yürüyemiyoruz, ancak aslında yürümeye daha yeni başladık. Attığımız sloganların sesi kulağımızda, gökkuşağının renkleri bizimle ve özgürlüğün kokusu burnumuzda. Hoşgörüden, tahammülden, izinlerden daha fazlasını istemek için yola çıktık. Kişisel siyasal ve sosyal haklarımızın güvence altına alınması;anayasada cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin yer alması ve LGBTİ+ hareketinin politik bir özne olduğu gerçeğinin tanınması için mücadelemizi her an her yerde örüyoruz.

Dağılıyoruz, daha güçlüyüz, daha kalabalığız, daha gürültülüyüz. Bizden korkmakta haklılar, çünkü örgütleniyoruz, büyüyoruz, yürüyoruz.

———————————–

The reason why we are reading this press statement today is because the 14th Istanbul LGBTI+ Pride March has been banned.

Pride Marches are among the biggest, multi-voiced, and mass demonstrations that this country has witnessed. In our marches, we stand up to this dark time that is our share in world history, with our love and desire. We hold those who seize our labor accountable, we take our destiny into our hands, we dream our own future. We defend peace instead of war, courage instead of fear, and all who are oppressed. We show that a different world, sexuality, body, and life is possible. Those who banned our march used “society’s sensitivities” as an excuse. But what’s being guarded is not society’s but the government’s sensitivities. Society is none other than us. What’s being banned is our attempt to voice our longing to exist as proud people of this world, our demands, peace, justice, and equality. Banning our march is an unsuccessful attempt to silence our voices.

Unsuccessful because the pride of our existence grows with every oppression. We proudly own all the insults they throw at us to hurt us. We are expanding our limited spaces with solidarity. We are leading a revolution on every street we walk, on every work day, every house, every love and every act of lovemaking. We are killed and reborn in Istanbul, Ankara, Izmir, Antep, Diyarbakir, Mexico, Bangladesh, and Orlando. We will always exist, shout out our existence, and always be proud of our existence.

We are not marching today but we just started marching [forwards]. The sound of our slogans is in our ears, the colors of the rainbow are with us, the scent of freedom is in our noses. We are on this path to demand more than tolerance and permits. We are continually strengthening our resistance everywhere to demand that our personal, political, and social rights are guaranteed; that sexual orientation and gender identity are included in the constitution; and that the reality of the LGBTI+ movement as a political participant is recognized.

We are dispersing, we are stronger, bigger, and louder. They are right to be afraid of us because we are uniting, growing, and marching.

Foto: Şener Yılmaz Aslan / MOKU

Videolar için: https://www.facebook.com/prideistanbul/

Suç Duyurusu ve Basın Açıklamamız

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komisyonu olarak, Taksim’de dün gerçekleşen 7. Trans Onur Yürüyüşü basın açıklamasının, polis tarafından gaz bombası, plastik mermi ve göz altılarla engellenmek istenmesinin LGBTİ+’leri yıldırmayacağını, tam tersine bundan sonra seslerinin daha güçlü çıkacağını açıklıyoruz.

26 Haziran Pazar günü 14. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için, Taksim’de bir basın açıklaması yapmak istiyor, valiliğin bir kez daha saldırı kararı vermek yerine, toplumu birleştirici, sağduyulu ve insan haklarına saygılı bir tutum alarak, barışçıl ve güven içinde açıklama yapmamızı sağlamasını istiyoruz.

ALPERENLER HAKKINDA SUÇ DUYURUSU, VALİLİK KARARI İÇİN İPTAL BAŞVURUSU YAPIYORUZ

Valilik, geçtiğimiz yıl 100 bin kişinin katılması beklenen Onur Yürüyüşü’nü ‘Ramazan ayı dolayısıyla bazı grupların hassasiyetleri’ gerekçesiyle engellemeye çalışmış, polis İstiklal Caddesi’nde çok sert müdahalede bulunup hak ihlali işlemişti. Bu yıl Trans Onur Haftası’nın son gününde yapılmak istenen yürüyüş öncesi, polisin de bilgisi dahilinde bir basın açıklaması yapıldı. Ancak polis, açıklamanın bitmesine izin vermeyip, İstanbul LGBTİ Derneği’nin bulunduğu Öğüt Sokak’taki insanları Mis Sokak’a sürükledi. Mis Sokak’ın çevresini kapatan polis, bir yandan sokakta duran insanlara dağılın anonsu yaptı, sonrasında da gaz bombası ve plastik mermilerle saldırdı, birçok kişiyi göz altına aldı. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımız ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Basın çalışanlarının ise kaydettikleri görüntüleri silmesi istendi ancak polisin tavrı an be an sosyal medyaya yansıdı.

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın güvenle gerçekleşmesi için başlattığımız kampanyada söylediğimiz gibi;

-İstanbul Valiliği anayasa ve kanunları ihlal etmektedir.

-Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, en temel insan haklarından biri olan ifade özgürlüğünün bir parçasıdır ve gerek anayasal gerek uluslararası sözleşmelerce koruma altına alınmıştır.

-Valiliğin geçtiğimiz yılki “Ramazan ve grupların hassasiyeti” açıklaması göstermektedir ki amaç güvenlik değil, LGBTİ+’lerin sokağa çıkmasını önlemektir. İç İşleri Bakanlığı ve Valiliğin görevi en temel insan haklarımız olan ifade özgürlüğümüzü korumaktır.

Bize yönelen  Müslüman Anadolu Gençliği, Alperen Ocakları, Tembihname, Özgür-Der gibi bazı radikal grupların, nefret söylemleri nedeniyle yargı önüne çıkarılması talebiyle 20 Haziran Pazartesi günü 11.00’da Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunacağız.

Valiliğin Taksim’deki yürüyüşümüze ilişkin iptal karına karşı da, yine aynı gün İdare Mahkemesine dava açacağız.

ETKİNLİKLER TÜM HAFTAYA YAYILIYOR

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası bugün (20 Haziran Pazartesi) günü başlıyor. Bizler hafta boyu sürecek, panel, forum, sergi, atölye, parti gibi birçok etkinliğimizle konuşacak, üretecek, güçlenecek, paylaşacak ve sesimizi duyuracağız.

20 Haziran Pazartesi günü etkinliklerimizden ilkinde “Homo-Transfobik Saldırılara Karşı Özsavunma Atölyesi” düzenleyerek zihinsel ve bedensel olarak daha güçlü olmanın yollarını araştıracağız. Aynı gün Vicdani Red, Cinsel Şiddetle Mücadele Yöntemi Olarak Lubunca, Üniversiteli LGBTİ+ Buluşması etkinliklerimiz gerçekleşecek. Pazartesi akşamı 19.00’da Harbiye Üftade Sokak’taki Boysan’ın Evinde, geleneksel Onur Haftası sergisi “nerdeen nereye” açılışı yapılacak. Sergide geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz arkadaşlarımız Boysan Yakar, Zeliş Deniz ve Mert Serçe anısına üretilen işler sergilenecek, Boysan Yakar’ın kendi çalışmalarına da yer verilecek.

Hafta boyunca “Örgütleniyoruz” teması çerçevesinde birçok buluşma, forum ve panel gerçekleşecek. Haftanın tüm programı.

Her yıl açık çağrıyla adayları belirlenen Hormonlu Domates Homofobi-Transfobi Ödülleri bu yıl 12. Kez sahiplerini bulacak. Homofobik/ transfobik söylem ve eylemlerin gözden kaçmadığı ve “ödüllendirildiği” 12. Hormonlu Domates Ödülleri 23 Haziran Perşembe günü Şişli Kent Kültür Merkezi’ndeki özel gecede sahiplerini bulacak.

Bizler şehrin bir yerinde değil her yerindeyiz, bir gün değil her gün sesimiz çıksın istiyoruz. Bir kez daha diyoruz ki “Alışın, Burdayız!”

Sezen Aksu yazdı: “Eninde sonunda aşk kazanır”

Sezen Aksu, Onur Haftası yaklaşırken LGBTİ+ bireylerle dayanışmak için bir mesaj kaleme aldı:

Bir arada yaşamak ve farklılıklara hoşgörü ile yaklaşmak, naif bir dilek ya da çağrı olarak kalıyor her gün yaşadıklarımız karşısında. Oysa bu içi boşaltılmış kelimeler bir arada yaşamak için çok değerli anlamlar ifade eder. Bize benzemeyene tahammül geliştiremiyor, ölümün öncü ayak sesleri gibi gelen tehditlere giderek kayıtsızlaşıyoruz. Günbegün şiddete biraz daha alışıyoruz.

Hiçbir şiddet dönüştürücü olamaz. Hiçbir şiddet birini doğasından, inandığından koparamaz. Bir süre bastırabilir ama yok edemez. Bir canlının varoluşsal doğasına saldırı, nafile bir çırpınıştır. Şiddetin kazananı olmaz, eninde sonunda aşk kazanır.
LGBTİ’ye selamlar olsun; kalbim ve dualarım sizlerle…

Sezen Aksu

“Varoluşumuzu onurla ve gururla göstermek”: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

“Varoluşumuzu onurla ve gururla göstermek”: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası

Röp: Ekin Sanaç, Yetkin Nural – Foto: Sedef Özge, Serra Akcan, Yasin Akgül/Nar Photos

“Biliyoruz ki ‘aşk örgütlenmektir’. Bu yüzden, aşk, arzu, dostluk, eşitlik, özgürlük, adalet, barış, emek, umut, yaşam, dayanışma ve sokakta olmak için, örgütleniyoruz.”

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın bu sene yirmi dördüncü yılını kutluyoruz. 20-26 Haziran haftasında gerçekleşecek İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda bu sene belirlenmiş tema çerçevesinde “nasıl daha güçlü bir dayanışma ve farklı direniş biçimleri örgütlenebileceğinin” cevapları aranıyor olacak. Her yıl yapılan açık çağrıyla yenilenen örgütlü ve bağımsız bireylerden bir araya gelen Onur Haftası Komisyonu’yla, 26 Haziran Onur Yürüyüşü’ne yönelik çalışmaları, hafta kapsamında gerçekleşecek ilham verici forum, panel ve atölyeleri, bu sene için planlanan sürpriz etkinlikleri ve Türkiye’de LGBTİ+ hareketinin artan ve çeşitlenen örgütlenmesi ve örgütlenme ihtiyacı üzerine konuştuk.

Türkiye’de giderek artan politik baskı tüm azınlık hareketlerini alansız ve nefessiz bırakıyor. En ufak protestolar ve mitingler dahi polis şiddetiyle karşılanıyor ve bu baskı sayesinde tüm sivil hareketlerin devletle olan iletişimleri yok olmaya yüz tutarken, toplumla olan iletişimlerine ket vurulmaya çalışılıyor. Türkiye’de LGBTİ+ hareketi ve Onur Haftası etkinlikleri köklü ve giderek güçlenen bir dayanışmaya işaret ediyor. Geçen sene İstanbul’da son dakika bir kararla valilik tarafından iptal edilmek istenen yürüyüşün bu seneki akıbeti merak edilmekte. Bir diğer taraftan Ankara Valiliği, Ankara’daki Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüşü olası provokasyonlar nedeniyle yasakladığını ve güvenliğini sağlamayacağını açıkladı. Tüm bu gelişmeler çerçevesinde öncelikle şunu soralım: Bu sene Onur Haftası etkinlikleri ve Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştirmek adına geçtiğimiz yıllardan farklı bir mücadele söz konusu mu?

On iki sene boyunca her yıl giderek kalabalıklaşan bir şekilde yürüdükten sonra, geçen sene 13. Onur Yürüyüşü polis tarafından “orantısız” bir şekilde engellenmeye çalışıldı. Bir saat kala gelen “yürüyemezsiniz” haberiyle tazyikli su ve biber gazına karşı hazırlıksız yakalandık. İktidarın başarıyla uyguladığı kutuplaştırma siyasetinin bir sonucu olarak “toplumun farklı hassasiyetleri” bahane edilerek anayasal hakkımız elimizden alındı. Tıpkı sağlık, eğitim ve yaşam hakkımızın her gün çeşitli bahanelerle elimizden alınması gibi. Biz bu yola, yürüyüşlere, Onur Haftası’nı organize etmeye otuz kişiyle başladık ve zaman içinde on binlerle yürür hale geldik. Yaptığımız çağrının büyük bir sorumluluk gerektirdiğini biliyoruz. Bizim hedefimiz yürüyüşe gelen herhangi birinin tırnağının dahi kırılmaması. Bunun için valilikle görüşmelerimiz sürüyor. Yürüyüşe gelen herkesin güvenli bir şekilde yürüyebilmesi için elimizden geleni yapıp işbirliği içinde çalışacağız. Ayrıca tüm olasılıkları gözeterek bir yürüyüş güvenlik ekibi kurduk. Yürüyüş günü avukatların içinde da olacağı bir kriz masamız, acil durum hattımız ve alana yakın revirlerimiz olacak. Ulusal ve uluslararası kampanyalarla 26 Haziran günü de herkesin gözünün bu yürüyüşte olmasını sağlamaya çalışıyoruz, karar mercileri üzerinde baskı kurmaya çalışıyoruz. Diğer yandan Onur Yürüyüşü’nün sadece LGBTİ+ bireyler için değil, toplumsal muhalefet adına ne anlama geldiğini biliyoruz. İktidar tarafından korkutulmaya, evlere tıkılmaya çalıştığımız bu günlerde el ele verip tüm renklerimizle sokakta olmak, “biz buradayız ve alışın, gitmiyoruz” demek çok önemli. Bu nedenle herkesi 26 Haziran’da bizimle yürümeye, ya da yürüyüşe olan desteğini sosyal medya üzerinden göstermeye ve sesimize ses katmaya çağırıyoruz.

Onur Haftası her sene farklı bir tema çerçevesinde şekilleniyor, bu sene için farklı dayanışma ve örgütlenme biçimleri eksenindeki temanın seçilme süreci ve arkasında yatan temel motivasyonları kısaca anlatabilir misiniz?

Onur Haftası bu sene “Örgütleniyoruz” teması çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu sene toplantılara başladığımızda, hepimizin kafasında benzer ancak farklı kaygılar vardı; çoğumuz sona eren barış süreci ve hayatımızı tehdit eden koşullar sebebiyle her zamankinden daha endişeliydik. Buna rağmen bu sene Onur Haftası çok sayıda gönüllünün emeğiyle gerçekleşiyor. Her geçen gün Türkiye’nin başka yerlerinde insanlar bir araya geliyor, Onur Yürüyüşleri artık ülkenin geneline yayılıyor. Derneklerimiz, üniversitelerde ve yerellerdeki örgütlenmelerimiz, kendi aramızda kurduğumuz dayanışma ağlarımızla biz LGBTİ+ bireyler için örgütlenme, bizi yalnızlaştıran ve savunmasız bırakan bu homofobik ve transfobik dünyada yaşamayı sürdürmemizi sağlıyor. Dolayısıyla hükümetin bugün var olan tüm örgütlenme faaliyetlerini ezmeye yönelik çabası, bizim için kabul edilemez. Geçtiğimiz sene yürüyüşe yapılan müdahale ve ardından başlayan medya linçine baktığımızda, LGBTİ+ hareketin toplumsal muhalefetin dayanışma içerisinde olduğumuz diğer unsurları gibi iktidarın hedefinde olduğunu görebiliyoruz. Yürüyüşümüze yapılan müdahalenin asıl sebebinin ne Ramazan ne de provokasyon tehdidi olduğunu, örgütlü ve kitlesel mücadelemizde geri adım atmayışımız, varoluşumuzu duvarlar arasına saklamak yerine onurla ve gururla gösterdiğimiz ve her geçen gün daha da büyümemiz olduğunu biliyoruz. Biliyoruz ki “aşk örgütlenmektir.” Bu yüzden, aşk, arzu, dostluk, eşitlik, özgürlük, adalet, barış, emek, umut, yaşam, dayanışma ve sokakta olmak için, örgütleniyoruz.

Image

2014 – Sedef Özge / Nar Photos

Image

2014 – Serra Akcan / Nar Photos

Onur Haftası kapsamında, “Nasıl daha güçlü bir dayanışma ve farklı direniş biçimleri örgütleyebiliriz?” teması çerçevesinde bu sene gerçekleşecek atölyelerde nelere ağırlık veriliyor olacak?

Onur Haftası boyunca, programda yeri, zamanı kesinleşen atölyelerde, kendi bedenimizden başlayarak çevremiz ve ilişkilerimizdeki örgütlenme ve direniş pratiklerine alternatif yaratmaya dair atölyeler yer alıyor. Ortak erkeklik deneyimlerini bir araya getirerek eril ve militarist yapılara karşı çatlaklardan sızmayı konuşacağımız pembe tezkere atölyesi; dayanışma ağlarımız arasında yatay bir karar alma modeli olan “konsensus” yöntemini irdeleyeceğimiz bir atölye; ruh sağlığı çalışanlarını bir araya getirerek sorumlulukları ve müdahale alanlarını tartıştıran atölye; birileriyle seks yapma öncesi ritüellerini, iletişim ve güvenlik konularını irdeleyen koli bulma atölyesi; İstiklal Caddesi’ni gökkuşağına boyadığımız yürüyüşe hazırlık için lolipoplarımızı çakacağımız bir atölye; LGBTİ+ bireyler olarak, toplumsal ve bireysel hayatlarımızda her an karşımıza çıkan toplumsal şiddet aygıtına karşı sürekli ayık durmak için özsavunma atölyesi ve “Aşk örgütlenmektir” şiarıyla alternatif komün yaşam, çok eşlilik, çok aşklılık ve açık ilişkiyi sorgulayan aşkın tahakkümü atölyesi gibi etkinlikler haftamızda yer alacak.

Nerdeen Nereye sergisi, Hormonlu Domates Ödülleri gibi gelenekselleşmiş etkinlik ve organizasyonların yanı sıra, 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda yeni olan ya da ilk kez karşılaşacağımız şeyler söz konusu mu?

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın temasında da vurgulandığı üzere: “Örgütleniyoruz.” Bu temayla bağlantılı olarak gerçekleştirilecek forumda İstanbul’da örgütlenen tüm LGBTİ+ dernekleri, sendikaların ve siyasi partilerin LGBTİ+ örgütlenmeleri, LGBTİ+ öğrenci kulüpleri ve bağımsız aktivistleri olarak bir araya gelip, sokağa çıkmanın bile zorlaştığı bugünlerde bir araya gelmenin hallerini, bu koşullarda örgütlü olmanın alternatif yöntemlerini, neler yaptığımızı ve neler yapabileceğimizi konuşacağız. Birkaç senedir düzenlemeyi planladığımız bir etkinlik de nihayet bu sene gerçekleşiyor: “Gökkuşağı Sofrası”nda dil, din, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ayırt etmeksizin herkese kucak açan iftar soframız da İstiklal Caddesi’nde yan yana omuz omuza sıralanacak. Ayrıca sürpriz bir Bisiklet Turumuz için, ve egemeni, baskı mekanizmalarını şaşırtacak nice sürpriz etkinlikler için de hazırlıklı olmanızı öneriyoruz.

Giderek “muhafazakârlaşan” ve otoriterleşen bir iktidar altında bir yandan Türkiye’de son yıllarda LGBTİ+ hareketinin birçok yeni örgütlenmeyle büyümekte olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye’de yaşayan LGBTİ+ bireyler ve sivil toplum örgütlerinin geleceği hareketin içinden size nasıl gözüküyor?

Öncelikle, Onur Haftası Komisyonu’nun LGBTİ+ hareketinin ana karargâhı olmadığının altını çizmek lazım. Her yıl açık çağrılarla toplanan ve her yıl yenilenen bir grup olduğumuz için hareketin içinden çok farklı fikirlere sahip örgütlü ve bağımsız bireyler olarak bir arada haftayı organize etmek için çalışıyoruz. Dolayısıyla, LGBTİ+ birey ve örgütlerinin gelecek beklentilerini kendilerine teslim etmekle birlikte, bu konuda iki şey söyleyebiliriz: Birincisi, son yıllarda LGBTİ+ örgütleri sadece artmıyor, aynı zamanda çeşitleniyor. “LGBTİ+” başlığı hareketin politik hattını tanımlasa da insanların kendi özel ihtiyaçlarını örgütleyecekleri alanlara ihtiyaçları var. Üniversite grupları, Türkiye’nin farklı illerindeki örgütler, mahalle grupları, seks işçiliği örgütleri, lezbiyen-biseksüel kadın ve transların kendi seslerini var etmek amacıyla örgütlenen Lezbifem gibi oluşumlar, Kürt illerinde yaşayan bireylerin savaş ve baskı ortamında verdiği LGBTİ+ mücadelesi; bütün bunlar gösteriyor ki insanlar kendi biricik hayatlarının öznesi olmak, bunun politik sözünü belirlemek için örgütlenmek istiyor.

Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi içerisinde giderek daha çok sayıda gencin örgütlenmesini nelere bağlıyorsunuz?

Geçen yıl Onur Yürüyüşü’nün polis saldırısına uğraması, belli ki Onur Haftası’na katkıda bulunma isteğini de güçlendirdi. Geçtiğimiz yıla kıyasla açıkça çok daha büyük ve çeşitli bir katılım var. Hem LGBTİ+ hareketinin içinden, hem özel olarak LGBTİ+ konusunda örgütlenmeyen sol örgütlerden, hem de bağımsız bireylerden, Onur Haftası için birlikte çalışmak adına çok güçlü bir istek var. İktidarın yaşam alanlarımızı yok etmeye yönelik tavrı belli ki pek çok insan için birlikte mücadele etmeyi zorunlu kılıyor. Dolayısıyla, gelecek adına söyleyebileceğimiz en önemli şey şu: Umutlarımızı hayatta tutabilmek için örgütlenmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz.

Türkiye’den çıkıp dünyada LGBTİ+ hareketine baktığımızda çeşitli kazanımlar ve bu kazanımlarla beraber alevlenen yeni tartışmalar görüyoruz. Örneğin belki de dünya çapında en yüksek görünürlüğe sahip Amerikan LGBTİ+ hareketleri son dönemde hem ülke çapında yasallaşan homoseksüel evlilikleri kutlarken bir diğer yandan büyük bir hararetle LGBTİ+ bireylere düğün pastası yapmayı reddeden pastaneleri veya trans bireylerin hangi umumi tuvaletleri kullanmaları gerektiğini tartışıyor; bu konularda yasalar çıkarılıyor, eylemler düzenleniyor. Global ölçekte verilen LGBTİ+ mücadelelerini ele aldığımızda sizce karşımızda nasıl bir tablo var?

Global ölçekte verilen LGBTİ+ tartışmalarını, ABD’deki LGBTİ+ hareketinin bugünkü pozisyonu üzerinden tartışmak pek doğru olmayacaktır, zira ABD’nin “dünya çapında en yüksek görünürlüğe sahip” olması, hepimizin tahmin edebileceği gibi bir tesadüf değil, ABD’nin ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri hegemonyasının bir sonucu. LGBTİ+ örgütlenmeler, dünyanın her yerinde, kendi yerellerinin ihtiyaçları ve gündemleri doğrultusunda çeşitli talepler ve stratejiler belirler, buna karşı da belli baskı mekanizmalarıyla karşılaşır. Bugün dünyanın çok az ülkesinde eşcinsel evlilik hakkına dair bir kampanya yürütülüyor ve bunun tek sebebi Batı merkezli bakış açısının önerdiği gibi, kimi ülkelerin daha bunu talep edecek bir zemine sahip olmaması değil, kimi ülkelerde LGBTİ+ bireylerinin ideolojik tercihleri nedeniyle buna karşı olmaları ya da basitçe, evlenmeye ihtiyaç duymamaları. Bugün, değil global ölçekte bir analiz yapmak, sadece Orta Doğu yahut Balkanlar için bile net bir çerçeve çizmek, bizi sığ bir noktaya çeker ve pek çok örgütlenmenin mücadelesini görmezden gelmeye iter. LGBTİ+ hareketiyle ilgili global bir analiz yaptığımızda, söylenebilecek tek bir şey olduğunu düşünüyoruz: Dünya üzerinde LGBTİ+ bireylerin hangi ölçekte olursa olsun örgütlenmediği ve karşılığında homofobik ve transfobik bir baskıyla karşılaşmadığı tek bir kara parçası bile yok. Tarih bizi görmezden gelmeye çalışarak bir hikâye yazıyor ve bizler de kendi kaderimizi, hikâyemizi yazmak için mücadele ediyoruz esasında, nerede olursak olalım.

Image

2014 – Yasin Akgül / Nar Photos

Valiliğin ‘Yürüyüş için izin almadılar’ iddiasına İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi ne dedi?

HABER: T24, Michelle Demishevich

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler, geçtiğimiz Pazar günü 13. İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü için Taksim Meydanı’nda toplanan LGBTİ bireylere biber gazı, plastik mermi ve kimyasal katkılı tazyikli su ile müdahale etmiş ve aynı gün Galatasaray Lisesi’nin önünde açıklama yapmak isteyen Ruh Sağlığı Çalışanları’nı da engellemişti.

İstanbul Valiliği, yaşananların ardından, bazı grupların İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne tepki gösterebileceklerine dair duyumlar aldıklarını ve bunun üzerine güvenlik önlemlerini artırdıklarını açıkladı. Yürüyüşle ilgili olarak kendilerine herhangi bir resmi müracaatta bulunulmadığını belirten Valilik, yaptığı açıklamada, “Yapılacak yürüyüş ile ilgili olarak; Valiliğimize herhangi bir müracaat veya bildirimin olmaması ve provokasyona açık olması nedeniyle, toplanan gruplar ikaz edilmiş fakat eyleme devam edilmesi üzerine güvenlik güçlerimiz tarafından kanunların verdiği yetki dâhilinde orantılılık ilkesine özen göstermek suretiyle müdahalede bulunularak dağıtılmıştır” ifadelerine yer verdi.

Onur Haftası Komitesi: Valilik kesinlikle bizimle yazılı bir şekilde ilişki kurmuyor

İstanbul LGBTİ Onur Haftası Komitesi, İstanbul Valisi’nin açıklamalarını yalanladı. Yürüyüşün izinsiz olmadığını belirten Komite üyesi Görkem Ulumeriç, Valiliğin kendileriyle yazılı iletişim kurmaktan kaçındığını ancak yüz yüze bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti.  “Tarafımıza herhangi bir bildirim olmadı” açıklamasına itiraz eden Ulumeriç, “Valilik kesinlikle bizimle yazılı bir şekilde ilişki kurmuyor. Örneğin geçtiğimiz yıl vali yardımcısı ile yüz yüze görüşmüştük ve bu görüşmeden kamunun ve medyanın haberdar olmamasını istediler. Bu yıl da bizle Valilik adına İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı iletişim kurdu. Bize yasadışı olarak yazılı olmadan, sözlü şekilde bu yürüyüşün güvende olduğunu belirttiler. Bizler ısrarla yasalara uygun bir şekilde yazılı bir belge. bir açıklama istedik onlardan” dedi.

‘Bizi uyarmadılar’

“2911 Sayılı Kanun çok açıktır. Herhangi bir yazılı başvuruya gerek yoktur. Herkes de bu şekilde yapıyor yürüyüşlerini basın açıklamalarını. Kanun dışı tek bir davranışımız bulunmuyor ancak Valiliğin bize kanun gereği yazılı bildirimde bulunması gerekiyordu” diyen Görkem Ulumeriç, yaşananlar öncesinde ise Valiliğin kendilerine uyarıda bulunmadığını, görüşme talep etmediğini belirterek saldırının hiçbir bildirimde bulunulmadan gerçekleştirildiğine dikkat çekti.

‘Ramazan, bir valinin ağzından çıkabilecek hukuki bir gerekçe değildir’

Ramazan’ın, Onur Yürüyüşü’ne müdahalede bulunmak için bir bahane olarak kullanıldığını söyleyen Görkem Ulumeriç, Valiliğin yaşananların ardından yaptığı açıklamalarla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Vali’nin kelime oyununa gelinmesin. Orada söylemek istediği bu değil, nitekim bilgim vardı demiş. Vali’den izin alınmadığı için değil, yürüyüş provokasyona açık olduğu için polis müdahalesi gerçekleştiğini söylemiş. Yani, güya başkaları bize saldıracakmış da onlar bizi korumuş gibi. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve hukuk devletidir. Anayasa Madde 1: Anayasal haklar, hiçbir dini takvime göre yeniden düzenlenemez. Ramazan, bir valinin ağzından çıkabilecek hukuki bir gerekçe değildir. Son derece barışçıl ve masum bir yürüyüşe yapılan saldırı toplumdan çok fazla tepki çekmesin diye, yanıma da biraz destekçi bulurum düşüncesiyle Ramazan gerekçesi sunulmuştur bizlere. Ramazan hukuki bir gerekçe olmadığı için, sonradan yapılan açıklamada da görüldüğü gibi ‘Provokasyona açıktı, o yüzden yaptık’ denmiş. Yürüyüş, 17.00 – 20.00 saatleri arasında olacak şekilde planlanmıştı. Saldırılar sürerken saat 18.45’te Tünel Meydanı’nda bir basın açıklaması yapmaya çalıştık ancak o da yarım kaldı, basın açıklamamızı bile okuyamadık. Tüm kitlemizi zarar görmemeleri için partilere yönlendirdik ve yürüyüş sona erdi. Ardından gece 24.00’e kadar parti mekânlarını, sokaklarda dans edip şarkı söyleyen insanları gazladı polis.”

İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nın Bu Yılki Teması ‘Normal’

Istanbul LGBT Onur Haftası ilk defa 1993’te Christopher Street Day olarak yapıldı ve o günden bugüne her yıl düzenli olarak kutlanıyor. 2003’ten beri her yıl İstiklal Caddesi’ndeki sokak yürüyüşüyle noktalanan etkinlikler, 2007’den bu yana da uluslararası bir boyut kazandı. 2010 yılında 5 bin kişiyle başlayan onur yürüyüşü geçtiğimiz yıl yaklaşık 100 bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. Ortadoğu, Avrupa ve Türkiye’de düzenlenen en kalabalık onur yürüyüşü olarak anılır.

Türkiye’deki lezbiyen gay biseksüel transseksüel ve interseksüel bireylerin yaşadıkları sorunlara ve hak ihlallerine karşı ses çıkartmak ve cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimleri daha da görünür kılmak amacıyla düzenlenen İstanbul LGBTİ Onur Haftası etkinliklerine LGBTİ dernekleri de destek veriyor. Ancak İstanbul LGBTİ Onur Haftası komitesi bağımsız bir grup ve çalışmalarını bir çatı örgüt göreviyle yürütüyor. Onur haftası boyunca çeşitli panel, film gösterimi, sergi, konser ve daha pek çok etkinlik düzenleniyor. Haftanın sonunda da Taksim Meydanı’nda toplanan LGBTİ’ler İstiklal Caddesi’ni işgal ediyor ve Tünel’e kadar gökkuşağı renklerinden oluşan görsel bir şölenine dönüşüyor.

Istanbul LGBTI Pride komitesi üyelerinden aktivist Elif Avcı ve Şevval Kılıç ile bu yıl teması “normal” olan Onur Haftası’nı konuştuk.

– Temanız neden “normal”? 

Elif Avcı: Bu yılın temasını belirlemek aylarca sürdü. Önce Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı nedeniyle “yüzleşme” yi düşündük. Ancak bu yüzleşme kendi içimizdeki homofobi ve transfobi yüzleşmesini kapsayacaktı. “baskı, ahlak, şiddet” üçlüsünü tartıştık. Ama bütün bu tartışmaların evirildiği noktada temanın “normal” olmasına karar verdik.

– “Pride” adı nereden geliyor?

Şevval Kılıç: ABD’nin New York Şehri’nde 1969 yılında LGBTİ bireylerin sürekli gittiği Stone Wall adlı barda polisin LGBTİ bireylere yönelik şiddet uygulamasına karşı Sylvia Rivera adlı bir trans kadının polislere bir taş atmasıyla patlak veren bir gay hareketidir. LGBTİ bireylere yakıştırılan onursuz olmak, ahlaksız olmak ve kötü olmalara karşı “biz onursuz değiliz bizim ahlakımız bacak aramızda değil” denerek ilk defa “pride” “onur” yürüyüşü düzenlenmiş. Onur tek başına düşünüldüğünde sorunlu bir kelime aslında. Gurula karıştırılabilir. Yani biz eşcinsel olduğumuz için gururluyuz çıkış noktası değil.

Elif Avcı: Stone Wall Ayaklanması, Haziran ayının son haftası gerçekleştiğinden dolayı bizler etkinliklerimizi bu tarihlere denk getirmeye çalışıyoruz.

– Avrupa, Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da “gay pride” diye anılırken Türkiye’de ise “LGBTI pride” adı altında etkinlikler düzenleniyor.

Şevval Kılıç: Bu tamamen kadınların başarısıdır kesinlikle. Erkek egemen bir sistemde yaşıyoruz. Erkeklik hepimizin nüfuzuna işlemiş. LGBTİ bireylerin insan haklarına ve onurlarına atfedilmiş bir hafta ve bir yürüyüş olarak düşünüyoruz. Bütün kimliklerin eşit oranda görünür olmasına dair sıkıntımız var. Biz İstanbul Onur Haftası olarak kimlikleri ve yönelimleri politik anlamda görünür kılmak zorundayız.

– İstanbul LGBTI Pride bir dernek mi?

Elif Avcı: Hayır değil. Istanbul LGBTI Pride bir kollektif yapı. En başından beri Lambda Istanbul Taksim’de olduğu için bize bugüne kadar hep ev sahipliği yaptı. Zaten bu grubun bağımsız olduğunun altı çok çizildi. Özellikle bunu Lambda Istanbul çok belirtti. Istanbul LGBTI Pride, bağımsız bir oluşumdur. Kendi kaynağını kendisi üretir. Herhangi bir derneğe, bir örgüte ya da bir partiye bağlı değildir. Bileşenleri olan çatı bir oluşum.

– Kendi kaynaklarınızı nasıl üretiyorsunuz peki!

Şevval Kılıç: Daha önceden İstanbul’da bulunan yabancı konsolosluklar küçük küçük maddi yardımlarda bulunuyorlardı. Bileşenimiz olan LGBTİ dernekleri üzerinden yapılıyordu. Bu sene tamamen bağımsız olduk. Aslında çok ta iyi oldu. İki tane party düzenledik. LGBTİ dostu bir belediye bize bayraklarımızı yapıyor. Bir kurum broşürlerimizi basacak. Bir çok mekan bize kapılarını açtı. Demek ki oluyormuş biz bunu gördük.

– Özellikle İslami medyada yapılan bu LGBTİ etkinlikleri ile sizlerin eşcinselliği yaymaya çalıştığınız iddia ediliyor. Eşcinsellik böyle organizsayonlarla yayılabilecek bir olgu mu?

Elif Avcı: Keşke eşcinsellik yayılabilir bir şey olsa. Ben öyle kadınlar görüyorum o kadar güzeller ki azıcık bulaştırıp onlara etkilemeyi çok isterdim ama maalesef ki bu kimlik ve yönelim meselesi öyle olmuyor. Biraz süründüğünde geçseydi gerçekten yayılabilirdi. Çocuklarımızın bu kadar eşcinsellikten etkilenmesine önem veriyorsak eğer nefret söylemi üreten, kendi çocuğunu cinsel istismar eden yeterince figür görüyoruz ekranlarda zaten. Onlara bir müdahale etsinler bence önce. Tek bir kız çocuğuna bütün köyün yıllarca tecavüz ettiğini ve köy sakinlerinin buna sessiz kaldığını duyduk gördük öğrendik. Önce bunları çözsünler sonra bize gelsinler. Bu yürüyüş için büyük bir lobi çalışması yürütülüyor. Milletvekilleri ile konuşuluyor, Avrupalı parlamenterler, konsoloslar aranıyor. Ak Parti biz hoş görülü olduğumuz için yürüyorlar diyor ancak aslında yürüyebilmek için çalmadığımız kapı kalmıyor. Taksim’de onur yürüyüşü yapmak o kadar kolay bir iş değil. Bizim arkamızda bu kadar çok büyük bir lobby olmasaydı çoktan keserlerdi bu yürüyüşün önünü kesmişlerdi.

Şevval Kılıç: Çocuklarımız var gençlerimiz var bunları etkiliyorsunuz derler hep. O zaman çocuklarınızı her gördüğü şeylerden etkilenen bireyler olarak yetiştirmeyiniz lütfen. Mesela biz zencilerle gezince zenci mi oluyoruz. Yönelimde böyle bir şey.

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan eşcinsellerden pek hoşlanmıyor. Her konuşmasında da bunu açıkça dile getirdi. Söylemlerinde de hedef gösterdi kimi zaman LGBTİ bireyleri. Sizin bu kadar kapsamlı ve geniş bir zamana yayılmış programınız nedeniyle tepki çeker misiniz?

Şevval Kılıç: Cumhurbaşkanımız ne olur azıcık kızsın. Ben Sünni, Türk, hetero olmayan kimliklerin tamamına yönelik nefret söylemlerinin yatan sebebin bir fobi olduğuna inanmıyorum. Çok daha basit ve küçültücü bir şeye dayanıyor. Para ve iktidar. Bu insanlar para ve iktidar sevdasına düştükleri için her türlü nefret söylemini, çılgınlığı ve manyaklığı yapabilirler. Gözleri dönmüş bu yüzden. Bence AKP’nin yaptığı da tam da bu. İktidarı ve parayı kaybetmemek için. İdeolojiye sevdalanmak falan değil yani.

– Seçim demişken HDP’nin barajı geçmesinin ardından HDP eş başkanlarının balkon konuşması olmuştu. Orada Eş başkan Selahattin Demirtaş’ın yaptığı konuşmasında “LGBTİ” ifadesinin kullanmaması tepki çekti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şevval Kılıç: Çok önemli ve tarihi zamanlardan geçiyoruz. Bizler beş yıl sonra Gezi’yi anlatır gibi bugünleri anlatacağız birbirimize. Muhteşem şeyler oluyor. Şimdi biz bunları sindirme aşamasındayız. HDP’yi hiçbir şekilde fanatikleştirip putlaştırmayalım. Şu aşamada HDP’nin tamamen desteklenmesi gerekiyor. Tabii bu arada kendi demokratik haklarını kazandıktan sonra onu eleştirmeyeceğiz anlamına gelmez. Çünkü HDP en çok eleştireceğimiz parti olacak. Çok seveni çok bileşeni var. Her partiden daha çok iş yapması gereken bir parti. Tek tip olmayan bir tabanı var. Halkların demokratik prtii çok ağır bir söylem. İçerisine çok fazla şey giriyor. Pek çok kimliği barındıran bir çatı parti.

Elif Avcı: Evet balkon konuşmasında LGBTİ’leri anması gerekirdi evet ama olmadı diye de yüklenmemek lazım. Biz bundan sonraki süreci birlikte şekillendirmek amacıyla yola çıktık. O demiyorsa bizim hareketimiz bunu dedirtecek güce sahip artık. Bunula birlikte meclise 98 kadın milletvekili girdi. Açık kimlikli bir LGBTİ vekil seçilmemiş olabilir ama meclisteki kadın sayısının çoğalması çok önemli. Bununla birlikte HDP’nin açık kimliğiyle feminist olarak ve LGBTİ aktivisti olarak kendini tanımlayan kadın vekilleri var mecliste. HDP, seçim öncesinde seçilecek olan adaylarımızın tamamı LGBTİ hakları için çalışacaktır demişti. Bu büyük bir sözdür ve takip edilecek bir sözdür.

– Istanbul LGBTI Pride uluslararası medya “Orta Doğu’nun en büyük LGBTİ etkinliği olarak tanımlanıyor. Sizce de öyle mi?

Elif Avcı: Türkiye müslüman bir ülke olarak tanımlanıyor olması gereği Orta Doğu’daki, İran’daki ve Arap yarımadasında homofobi ve transfobiden çeken LGBTİ’ler için çok büyük bir rol oluyor. Bu nedenle bir açıdan bu bir Orta Doğu etkinliği. Bu sene onur yürüyüşünde Arapça lolipoplarımız olacak. Çünkü mülteci konusu her ne kadar görülmemeye çalışılsa da mülteci nüfusu giderek artıyor. Mülteciler kamplara yerleştiriliyor. Özellikle bir LGBTİ bireyin o kamplarda yaşamı korkunç bir şey. Hele ki kimliğini birisi öğrenirse. Bunun görünür kılınması giderek önem kazanıyor…

Şevval KılıçMurathan Mungan’ın dediği gibi “Avrupa İstiklal Caddesi’nden başlar” İstanbul Türkiye’nin geri kalanını yansıtmıyor. Ben hala burada Orta Doğu’nun erkek egemen izlerini görüyorum. Bu kadına ve LGBTİ’lere yönelik biraz nefretten kaynaklandığını düşünüyorum. Transfobinin altında kadına yönelik nefretten kaynaklandığını düşünüyorum. İstanbul gittikçe Avrupalılaşan hatta batımızdaki birçok ülkeden daha Avrupai bir şehir denile bilinir ama erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Bilgi çağında yaşıyoruz. Bizlerin doğduğu zamandan farklı bir zamanda doğuyor çocuklar. Ellerinde akıllı telefonlar, tabletler falan. Bilgi dünyanın her yerine ışık hızıyla ulaşıyor. Bu devranın değişme arifesindeyiz bugün. Şuan değişiyor biz bunu göremiyoruz içinde olduğumuz için. Geçtiğimiz yıl İran’dan bir grup lLGBTİ birey geldi Istanbul LGBTI Pride için. Grup, “Ahmedi Nejad we are here” diye slogan atmışlardı. Çünkü Ahmedi Nejad, İran’da eşcinsel yoktur demişti.

– Istanbul LGBTI Pride ve Istanbul Trans Pride gibi etkinliklerin yanı sıra son dönemde trans kadınlara yönelik trans defilesi ve güzellik yarışması yapılmaya başlandı. Çok dikkat çekti ilgi gördü. Bu etkinlikleri de LGBTİ aktivizmi kapsamında düşünebilir miyiz?

Şevval Kılıç: Ben çok onaylamasam da güzellik yarışması ve defile tam da toplumunun gösteri malzemesi olarak tanımladığı ilgi gören etkinlikler. Ben şahsen onaylamıyorum böyle bir prezantasyonu ama bir çok trans kadını bir araya getirdi. Bu açıdan önemsiyorum. Mesela elde edilen gelirle Trans Misafirhanesi’ne yardım yapıldı. Çok güzel bir örnek oldu. Demek ki böyle adımlarla başlamak gerekiyor. Yavaş yavaş onlar da politize olacaklar.

Elif Avcı: Herkesin geldiği farklı politik alt yapılar var. Farklı düşünceler var. Hepimiz aynı olmak zorunda değiliz. Onların yaptığı defile ve güzellik yarışmasının yankıları da çok güzel oldu. İyi sonuçları oldu. Olumlu yanlarına bakmak lazım. O alt yapının getirdiği faydanın sonucunu yaşadık mı yaşadık. Bu çok büyük ve önemli bir şey.

– LGBTİ ailesinde “G” ve “T” ler daha çok görünür sanki. Peki diğer özneler çok ta görünür değiller mi?

Elif Avcı: Kimse lezbiyen ve biseksüel görünürlüğünü konuşmuyor. Çünkü ben yıllarca bunu yaşadım. Mesela LGBTİ eylemlerinde elimde bayrak ya da dövizle beni görüp yanıma gelen vatandaşlar “Ahh ne güzel LGBTİ dostu musun” diye sorarlardı. Ben de “hayır direkt ibneyim ben “derdim. Onur yürüyüşündeki kadınların her zaman gay ve trans arkadaşlarına destek olmak için oraya gittikleri düşünülür. Ama biz lezbiyen ve biseksüel kimliklerimizle oradayız. Tuttuğum pankarttan benim en fazla LGBTİ dostu olabileceğimi düşünüyorlar. Benim lezbiyen olabilme ihtimalimi asla düşünmüyorlar ya da dillendirmiyorlar. Zaten o vatandaşın kafasında nasıl sevişiyorsunuzdan girip başka yerden çıkıyor. Bu nedenle lezbiyen ve biseksüel görünürlüğü çok önemli. Zaten görünmez olmak kadın görünmezliğiyle çok doğru orantı. Bizim bir rol model alacak bir kişimiz bile yoktu. Sizin gibi bizim bir Bülent Ersoy’umuz hiç olmadı. Ben kız arkadaşımla sokakta yürürken tacize uğruyorum. Erkekler tarafından “gel biraz da benim elimi tut” ya da “aranıza gireyim mi kızlar” gibi sözlü tacize maruz kalıyoruz. Lezbiyenlik ve biseksüellik konusunda çok geride olduğumuzu düşünüyorum.

Şevval Kılıç: İnsanlar teşhis edebildiklerini adlandırıyor. Bir transı, tırnak içerisinde kırıtan ya da ayol diye konuşan bir ibneyi ayırt etmek onlar için çok kolay. Onlar da ibneliğe yönelik böyle bir imaj var. Şimdi Elif’e bakınca insanlar yönelimine dair kafalarında bir ipucu göremedikleri için direkt hetero bir kadın olarak tanımlıyorlar. Kimse bu kadının bir lezbiyen mi biseksüel mi olduğunu düşünmüyor. Hetero kadındır diyip damgalayıp kenara atıyorlar. Ama ben söz konusu olduğumda ya da efemine bir ibne söz konusu olduğunda 3 yüz metre öteden daha tamam bu ibne deyip ayırıyor. Tabii Elif için çok daha zor görünmeyecek adı kolay kolay. O, hepimizden daha çok bağıracak ben buradayım diyecek. Adama bir çük verilmiş zannediyor ki bütün dünya o çükün etrafında dönüyor. Bunlara anne ve babaları tarafından o kadar idrak ettirilmiş ki bu çükün ne kadar şahane olduğu, iki kadının el ele tutuşmasının da bir erkeğin zevki için yapılmış olduğu inancına kapılıyorlar. Hani bencil, egozantrik veya megaloman bile diyemeyeceğim bir tür sikomaniye histerisi içinde dolaşan bir grup adamdan bahsediyoruz yani.

– Peki geçtiğimiz günlerde pop şarkıcısı demet Akalın’la ilgili bir haber vardı. Akalın için Türkiye’nin ”gay icon” u olduğu iddia edildi. Türkiye’nin” gay icon” ları var mı?

Şevval Kılıç: Bir sürü “gay icon” var Türkiye’de. LGBTİ’lerin şarkılarını dinlemekten çok hoşlandığı, eğlendiği ve çılgınlar gibi dans ettiği pek çok isim var. Ama en “gay icon” demek çok iddialı bir söylem. Bütün kadınların sevgilisi demek gibi bir şey bu. Ulan en “gay icon” Bülent Ersoy yani.

Istanbul LGBTI Pride’ın resmi internet sayfasında da daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

http://tr.prideistanbul.org/

Stone Wall ayaklanması

Sylvia Rivera

Sylvia Rivera

New York Şehri’nde Manhattan yakınlarında Greenwich Village adlı semtte bulunan genelde eşcinsel ve transların gittiği bir mekan olarak bilinen Stone Wall adli gece klübü, 28 Haziran 1969 tarihinde sabahın ilk saatlerinde yaşanan polis baskınıyla çok sayıda eşcinsel ve trans birey polis tarafından işkence edilerek gözaltına alındı. O sırada bar da bulunan Sylvia Rivera adlı trans kadın polise taş atarak direnişi başlattı. Onu gören diğer eşcinsel ve translar da polisin şiddetine karşı tepki gösterdi. Stone Wall Ayaklanması olarak tarihe geçen bu olay bütün dünya genelinde “pride” yani “onur” günü olarak büyük katılımlarla yürüyüş gerçekleşmesine neden oldu. 1951 yılında New York’ta doğan Sylvia Rivera, yine aynı şehirde 19 Şubat 2002 yılında 50 yaşındayken kaldırıldığı St. Vincent Hastanesi’nde kara ciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Sylvia Rivera adı tarihe bir kahraman olarak geçti.